Camlara yansıyan yalancı güneş bulutların arasından uzanıp insanın yüzüne vuruyordu. Güller bir bir yapraklarını açıyordu. Şehrin gürültüsü zamanın boşluklarına damlarken; sokaklarda annelerin sıcacık gülüşü ve çocuklar ipekten sesleriyle her şeyden habersiz servis araçlarında cıvıldaşıyordu. Süslü dünya hayatı iklimine ak bulutların üzerinde bahar geliyordu. Bahçelerden her yere hanımeli kokuları yayılmıştı.
09.06.2020 14.55
3.142 okunma
Soluk Soluğa Geçti Bahar
Ali Akça

Camlara yansıyan yalancı güneş bulutların arasından uzanıp insanın yüzüne vuruyordu. Güller bir bir yapraklarını açıyordu. Şehrin gürültüsü zamanın boşluklarına damlarken; sokaklarda annelerin sıcacık gülüşü ve çocuklar ipekten sesleriyle her şeyden habersiz servis araçlarında cıvıldaşıyordu. Süslü dünya hayatı iklimine ak bulutların üzerinde bahar geliyordu. Bahçelerden her yere hanımeli kokuları yayılmıştı.

Takvimler martı gösterirken korona virüsü salgınıyla dünyada birdenbire ölümün ayak sesleri duyuldu. Herkesi bir telaş aldı, kaygı ve korkudan gülümseme unutuldu. Bu pandemi her gün herkesin içinden, sevdiklerinden yüzlerce can almaya başladı. İnsanların yüreği içten içe acı duydu, bir anda yanıp, söndü. Salgın uzun, karanlık bir çığlık gibi gelmişti. Geceleri entübe içinde güller adeta can çekişti. İnsan virüsün yarattığı bu acıları unutmamalı!

Televizyon kanallarında salgın ve virüs gereğinden çok fazla konuşulup gerçek olmayan yönleriyle abartıldı. Tüm programlar virüse odaklanmıştı. Çoğu “yorumcular” ekranları her gün işgal ediyor ve her gece aynı şeyi konuşarak telaş, endişe ve korku aşılıyordu. Bundan bıkanlar geçip Netflix’te film ve dizi izlemeye başladı. Günler geçtikçe gelinen nokta bu salgının başlangıcı mıydı, sonu mu, ortası mı, kafalar iyice karıştı. Bedenler birbirinden uzaklaştı, nerdeyse kimseye ve hiçbir şeye güven kalmadı. Dünya sönecek sanıldı. Sanki koca koca ömürler bir alev gibi parlayıp sönüyordu. Bir yangın yakar geçer, bir deprem anı gelir ve yıkardı. Bu salgın aylarca kalplere korku salıp insana sunulmuş armağanı, hayatı alıyordu. Dünya her gün on binlerce canını yitiriyordu. Sağlık ve güvenlik çalışanları bu dönem olağanüstü çaba sarf etti. Beklenen bahar başlamadı, sanki soluk soluğa bitiverdi.

Yaşamak anlık bir sevgi değil mi? Mevsim dönüyor, geceler dönüyor ve zaman dönüyordu. Önce yaz sonra bahar yaşanıyordu. Evlere kapanınca günlük hayatın sosyolojisi değişti. Son yüzyılda böyle ölümle burun buruna gelinip ilk kez yüzleşilmişti. Maske, siperlik, dezenfektan, kolonya sabun insanlara ölüm kokusu hissettiriyor ve onun soluğunu uzaklaştırıyor gibiydi.

Gönüller umuda kapalı sanki çaresizliğe açıktı. Aylarca gülümsemeler eksildi; insan kardeşlerini, sevdiklerini kucaklayıp gözlerinden, ellerinden öpemedi. Gelin olacak kızların oyaları ellerinde kaldı, düğünler ertelendi. Analar doğurdukları çocuklara dokunamadı. Sanki hastanelerde ölümün hasatı vardı. Hasret büyüdükçe büyüdü, şehirler adeta ıssızlaştı. İnsanlık bir deniz feneri bekler oldu. Önceden fark edemediği kuşların kanadı insanların gözlerinde renklendi. Caddelerin, sokakların ve parkların sessizliği, sakinliği sevildi. İnsan günler geçtikçe gergin havayı biraz aşabildi, ellerde biriken coşkuyu unutmadı, sadece öteledi.

Daha her şey yolunda değil, çok zor bir süreçten geçiliyordu. Ancak sarışın bir bulut gibi salgın kentin üzerinden ağır ağır dağılmaya başladı. Bir kez daha insanlık çarpışarak ölümü yenecekti. Her yeri pırıl pırıl yapıldı ancak virüs henüz çekip gitmek bilmiyordu. Siperli uzmanlar hala ayakta ve etraftalardı. Virüslü şehirleri kırlara taşımaya başlamak erken miydi? Şehirlerin ilk sığınakları AVM değil miydi? Mutluluğa giden yol toplu alanların ortasından mı geçiyordu?

Fakat ne çare, yaz gününün büyüsü başlıyor. Birdenbire havalar ısındı, sıcağın esmer teni içimize dokundu. Kirazlar, can erikleri, çilekler tezgâhlarda, çarşılar pazarlar telaşlı eskisi gibi. Gülümsesin çocuklar, yaşlılar; gamzeleri odalarımıza aksın. Dünyanın dengesi sevgi değil mi? Gülümseyelim artık, gülmeden yaşamak ne ki? Artık pencereyi kapama, yağmurlar, kuşlar dolsun içeri ve sesin dünyayı sarsın. Yüzün güneş yanığı takınmayı özlemiştir.

Unutmak insanın bildiği iştir. Geçmişi kendi yalanlarında anımsasa bile, aklında yine de daima iyi şeyler kalır. Çünkü geçmiş zamanla güzelleşir. Eski dünyadan ne kaldı öyleyse? Virüs biraz zayıflayınca dokunduğumuz her şey gerçekten öyle güzel kalabilecek mi? Öyleyse çok sevelim daha da çok ve bunu söyleyelim. Baharın bittiğine üzülmek bir yana; uçsun sevinçten insan çünkü arkasından güzel kalbiyle gelmiş olan bir yaz var.

Üçüncü ayındayken salgın ve haziran sabahını tazelerken dünya çoktan başa döndü. Peki, ne kalacak insanlığa usumuza çizilen virüsten geriye?

  • Kimi ülkelerin füze gönderirken maske üretip dağıtamadığı, kimilerinin ise maske dışında hayata katkı sunan bir şey üretemediği
  • Ruhsal, bedensel, zihinsel güç ile bağışıklığın virüslere karşı öneminin anlaşılması
  • Farkındalığın ön plana geçişi, toplu alanlarda insanların daha duyarlı olmaları
  • Daha sağlıklı yaşam yeni bakış açısını oluşturmak, evde aile ile çocuklarla vakit geçirmenin güzelliği
  • İnsan çığlığının çığ gibi büyümesi ve kalıcı hasar; salgınlarda ölümün insanın üstüne çığ gibi yapışması
  • Her dönem insana çılgınlığının doğa eliyle hatırlatılması
  • İnsanın kalabalıklarda çok yalnızlığı ve virüse karşı kendi önlemini alması

Yaz güneşi iğdelerin altın sarısı yıldız çiçeklerine vuruyor. Serçeler telaşla cıvıldıyor. Dağların ardında birdenbire beliriveren kıyılar, koylar, denizler tüm güzellikler yan yana duruyor. Hayat eskiden de böyleydi. İnsan korkuyu savdı mı bir kez tekrar eski günlere balıklama dalardı. Şeytan bile gücünü unutmasa, insan dünyada yaşayabilir miydi? Şimdi dünya insanı göğsünü dolduran sevinçle normal yaşamına dönüp her şeye eskisi gibi yeniden başlayacak. Sahil kasabaları devamlı kendine konuk arayacak.

İyice bunalmış olan insan bak nasıl da yüreklerini yaşama sevincine dönüştürüyor. Yine güleç ve şenlikli yüzler olacak. İnsanlar bir tutsak gibi boşalıp yollara dökülecek. Hayat tutkun ve savruk biçimde dağlara, düzlüklere ve yazlıklara akıp gidecek. Ne değişti ki dünyada? Değişmeden sanki geri dönüyor.

Pendemi zamanla hiç iz bırakmamış gibi silinip unutulacak. Sürüp giden hayat nasılsa bir gün hiç yaşanmamış olacak. Sürekli maskeler değişecek ve her şey hiçbir zaman bu hayatta tam, kararlı ve dingin olmayacak.

Dostlukla…

Ali Akça

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya