1970’lerde doğu-batı, komünist-kapitalist çatışması aynı zamanda iktisat sistemleri çatışması olarak da görülürdü.
18.06.2020 16.50
3.171 okunma
“İslâm iktisadı”nın içi doldurulabilir mi?
D. Mehmet Doğan
1970’lerde doğu-batı, komünist-kapitalist çatışması aynı zamanda iktisat sistemleri çatışması olarak da görülürdü.

Bir tarafta kapitalizm, diğer tarafta “Kapital” vardı! Kapital’e göre bir iktisat sistemi hayata geçirilmiş miydi? Bunu söylemek mümkün değil. Bir Sovyet sosyalizmi vardı, devlet ve bürokrasi üzerinden bir sosyalizm. Tam diktatörlük sistemi. İnsanî hasletleri dikkate almayan baştan sona planlamacı bir iktisat. Bu ne ölçüde uygulandı? O ayrı bahis. Fakat güçlü bir sosyalizm propagandasına hizmet ettiği şüphesiz. 

Türkiye devletçi bir gelenekten geliyordu, ekonomide devlet ağırlığı kesindi, fakat kapitalist blokta idi. Öyle bir sistem ki, sosyalizmden uzak, kapitalizm de değil! Liberalizm hiç değil!

O yıllarda birçok konuda çatışmayı bitirecek bir “üçüncü yol” araştırılmıştır. Sosyal demokrasi bir orta yol olarak sunulmuştur. Ortanın solu keza. Bunlar kapitalist sistemin içinde kalarak “sosyal devlet”le bir çözüm teklifidir. İşte bu yıllarda “İslâm iktisadı” da konuşulmuş, tartışılmıştır. Komünizme karşı olduğu açıkça bilinen Nureddin Topçu’nun “Müslüman Anadolu’nun ruhçu sosyalizmi”, “İslâm sosyalizmi” gibi ifadeleri, sağ cenahta keskin tepkiler oluşturulmak için kullanılmıştır. Topçu’ya karşı kapitalizmi savunmanın kimlere kaldığını o nesilden olanlar bilir. 
İşte “İslâm iktisadı” bu yıllarda sıkça konuşulmuş, yazılmış ve tartışılmıştır. Sadece Türkiye’de değil. İslâm ekonomisi veya iktisadı başlığıyla birçok tercüme kitap da vardır. O yıllarda “Tarih ve Toplum-Türkiye’de Toprak Meselesi” isimli bir kitap çalışmamız dolayısıyla konuyla ilgili literatürü gözden geçirmiştik. Ahmet Tabakoğlu’nun “İslâm İktisadına Giriş” kitabı işte bu dönemin mahsulüdür ve Tabakoğlu daha sonraki akademik kariyeri boyunca da konuyla ilgili çalışmaya, yazmaya devam etmiştir. 

“İktisadî insan” kavramı ile “Müslüman insan”ı birlikte düşünmek. Bunun hayata yansıması teoriden daha anlamlı bulunabilir. Türkiye’de tabiî olarak önemsenmeyen bir konu, 1960’lardan itibaren Avrupa’ya çalışmaya gönderilen vatandaşlarımız için çok mühim bir mesele olmuştur. Helâl beslenmek, Avrupa’da Türk vatandaşlarına bir ekonomi kapısı açmıştır. Bugün Avrupa’daki sermayedar Türklerin başlangıç noktası bu dinî hassasiyettir. 

Bu hassasiyeti daha öteye götürmek, haramı helâli gıdadan öteye geçirmek, faiz meselesini çözecek adaletli bir sistem geliştirmek, devletin ekonomik mevkiini tayin etmek. Bunu da her şeyin hızla değiştiği, kaydî paradan sanal paraya doğru akıldığı bir dönemde yapmak… Bunun için “zor” kelimesi bile hafif kalır.  Âdil bir iktisadi nizam teklifi olmayanın âdil bir dünya düzeni teklifi de olamaz.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya