İnsan dünyaya ağlayarak gelse bile; Tanrı insanı gelişigüzel değil, gülüşü güzel yaratmış derler. Bu nedenle somurtmak için gülümsemekten daha fazla çaba harcamak gerekir. Elbette kimi zaman yüzlerde hüzünlü gülümsemeler de belirir. Fakat sevmek ve sevilmek kendiliğinden insanın yüzünde doyumsuz bir güzellik oluşturur. Tebessüm yaşamda yenilenmenin belirtisi ve üretme tutkusunun itici gücüdür. Gülme ihmal edildiğinde sanki yaşama büyüsünün birazcık tılsımı eksilir. İnsan sevdiğine dua ederken “Allah bir ömür yüzünü güldürsün” der.
24.06.2020 15.35
2.729 okunma
Yaşama Sevinci Gülmek
Ali Akça

İnsan dünyaya ağlayarak gelse bile; Tanrı insanı gelişigüzel değil, gülüşü güzel yaratmış derler. Bu nedenle somurtmak için gülümsemekten daha fazla çaba harcamak gerekir. Elbette kimi zaman yüzlerde hüzünlü gülümsemeler de belirir. Fakat sevmek ve sevilmek kendiliğinden insanın yüzünde doyumsuz bir güzellik oluşturur. Tebessüm yaşamda yenilenmenin belirtisi ve üretme tutkusunun itici gücüdür. Gülme ihmal edildiğinde sanki yaşama büyüsünün birazcık tılsımı eksilir. İnsan sevdiğine dua ederken “Allah bir ömür yüzünü güldürsün” der.

Bu dünya mutlu olmak için üzerinde yaşattığı tüm varlıklara fazlasıyla yeter. İnsan hayatı o kadar kısadır ki, kişi şu hayatta bir gördüğüne neredeyse bir daha rastlamaz. Günlük hayatta oradan oraya, bir işten diğerine nefes nefese koşuşturmaktan değer verdiği kişilere bir gülümsemesini esirgediğinin farkına bile varamaz. Birinin acıları ve mutluluklarını paylaşacak gerçek dostları, saygı ve sevgi ile bağlandığı akrabaları, birlikte mutlu olduğu arkadaşları, yanı başında her an kendisiyle olan eşi varken; gülüp neşelenmesi, eğlenmesi kolaydır. Onlarla söyleşirken, onları dinlerken gülümsenir. Fakat birçok kişi bunu bile yapamıyor, bir tebessümle yüreğini sevinçten çırpamıyor. Sağlığına, elindeki varlığına bol bol şükredemiyor. Hep elinde olmayana odaklanıp, onları elde etmek uğruna mutsuzluk Nirvana’sına ulaşmayı bilinçsizce tercih ediyor.

Bu yüzden, yıllardır şehirlerin dokusunu beton salgınına uğratan yöneticilerin kendi yüzleri de yaşadıkları şehrin donukluğuna benzemiştir. Gülümsemesini esirgeyen insan, hayata karşı kötü bir büyü yaptırmış gibidir. Aşırı teknolojik gelişim insanı robot davranışlara sürüklemiştir. Bunun etkisiyle duygular ve sevginin azaldığı uzmanlarca ifade olunmaktadır. Aşk biraz da bir hançerin saplandığı yerde sanki unutulup kalmasına dönüşmüştür. İnsanın yalnızlaşması, maddi değerlere düşkün olması sonucunda kutsal değerlere git gide uzak kalmasındandır. Değerlerin yozlaşması insanı durulmayan bir açgözlülük ve yalnızlık girdabına sürüklemiştir.

Gerçek duyguları yansıtmayan sahte, suni, yapmacık, diplomat gülücükleri vardır. Bazı gülüşlerdeki güzellik mesleki bir hile olabilir. Yüz donuk kalırken sadece ağız çevresi oynar. Sahte olmayan, içten olan gerçek gülücükler Duchenne Gülüşü olarak anılıyor. İçten gülünce göz çevresindeki kaslar harekete geçip yanaklardaki kaslar da buna uyum sağlıyor. Bu önemli fark gerçek ile yapmacık olanı birbirinden ayırt etmeyi kolaylaştırıyor. Tam burada Mevlana’nın gülümseme üzerine sarf ettiği bir sözden bahsetmek yerinde olur. Der ki; “Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden ise zekâsını ve seviyesini anlarsınız.”

İçinde yaşadığımız yüzyılda, yüzümüzde kalan son gülümseme kırıntılarını da birdenbire çıkıp gelen Korona salgını tamamen yok etti. Bir gram virüs, özgül ağırlığı tonlarca olduğu için gezegenin tamamını kırmızıya boyadı. Doğal yaşamlar evlerin içinde küçüldü ve acılar yaşandı. Yeni nesil kendisini ürkek, korkutulmuş bir hayat ile karşı karşıya buldu. İnsanlar büyük kalabalıklar içinde aslında tek başına olduğunu hissetti. Kendinden çekip gidemedi, kendisine doğru yöneldi. İç yolculuğuna, özüne gitmeye belki de ilk kez fırsat bulabildi. Mutlu olsa tüm dünyaya duyuracaktı, mutlu olamadı. Ancak virüs savaşları bile dondurdu. Öyleyse biraz gülümseyelim hiç olmazsa savaşlar durdu. Dünyanın bu dönem en çok ihtiyaç duyduğu tebessümle bağışıklık güçlendirilebilir.

İsabelle Crouzet, “Gülümseme, sevincin tezahüründen çok daha fazladır. Gülümseme bizi birbirimize bağlayan güç ve birçok rahatsızlığın da tedavisidir. Nabzı yavaşlatır, kan basıncını düşürür, stres hormonu seviyelerinde düşüş sağlar. Gülümsediğiniz oranda mutlu oluruz” der. Çünkü gülmek dişleri sıkmaktan çok daha kolay, birlikte gülmenin gönüllere neşe, birlikte içlenmenin ruha direnç saçtığı söylenir. Gülümseyen yürekler sevinçle çırpmaz mı? Hele şu dünyada herkesin arzusu çocukların ağlamaması ve gülmesi için değil mi? Öyleyse insan gittiği yere götürmeli gülücüklerini, bir gülüşüyle o kır köylerinde doğayı ve sahil kasabalarında alabildiğine denizi büyütebilmeli!

Şair Nazmi Ağıl “İsa’yı yüzyıllardır ayakta tutan avuçlarına çakılı çivi” demiş. Ancak teknolojinin bu denli geliştiği bir dünyada insanların ilerlemeden olduğu yerde çakılı kalması mümkün mü? Eğer yazgı değişebilir, tersyüz edilebilirse bir derin kuyunun ucu bulutlarda bir kuleye dönüşemez mi? Çağımızın getirdiği yaşam tarzı, sanki insan hayatını yalnız kalmaması için verilen bir savaşa dönüştürdü. Sevgi ve bakımın bir bedeli var, ancak gülümseme hala bedava.

Dostoyevski “Gülüş, ruhun hiç şaşmayan aynasıdır. Yalnız çocuklar kusursuz bir gülüşle gülmesini bilirler” demiştir. Lin Yutang “Gülmesini bilen insanlar, dünya meselelerini sağduyu, sakin kafa, sağlam düşünce ve kültürlü bir gözle bakabilmelerine imkân veren, sihirli anahtarı ellerine geçirmiş olurlar” der. Gülünce deniz parlaklığı gibi insanın teni açılır. İnsan bir dili anlamak için başka bir dile ihtiyaç duyuyor. Oysa gülmek evrensel olup gülmek için ilave hiçbir şeye gereksinim yoktur. Gülümsemek içten gelen bir yaşama sevincidir.

En farklı gülüş çocuklarda belirir. Çocuk bakışı öylesine saf ve temizdir ki mutluluk onların gözlerinde ışıldar. Tıpkı bir gülün diğerine değmesi gibi sımsıcaktır. Bir sevgili gülümseyişi insanı büyüler. Şükrü Erbaş “Acı, insana dışarıdan dayatılmış, onu kötürüm eden bir olgudur ama gülmek insanın kendisinin yarattığı bir yaşama büyüsüdür” derken içten, doğal gülümsemeden bahseder. Sevinçler daima kederden daha güçlüdür.

Kimi sistemler ezilen insanları bunun doğal olduğuna ve bu acımasızlığın hayatın bir parçası olduğuna inandırmış duruma getirmesi onların olağan gülümsemesini ortadan kaldırır. En kötü ihtimalle acı acı gülümsetir. Kimi inanç ve düşünce yapılarında fazla gülmenin sonunda insana uğursuzluk getireceğine inanılır. Öte yandan güldürmeyi meslek edinenleri, keyifle gülme seanslarına katılanları da unutmamak gerek.

Gülmek iki insan arasında en iyi iletişim ve gönül köprüsünü oluşturur. Bir toplum tüm sıkıntılarına rağmen gülmekten uzak kalmamalıdır. Yüzünüzde bol bol Duchenne Gülüşü olmasını dilerim.

Dostlukla…

Ali AKÇA

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya