Bilindiği gibi kapitalist ekonomide en değerli şey ve asıl amaç para-kârdır. Bütün ekonomik faaliyetlerin ana gayesi para kazanmaktır. Onlar için “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur”, “Bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” diyerek bu yolda hiçbir ahlaki engel ve mantıki sorumluluk tanımazlar.
İlhan Akkurt
İnsani Bir Ekonominin Ana Temelleri
08.04.2019 11.36
968 okunma

Bilindiği gibi kapitalist ekonomide en değerli şey ve asıl amaç para-kârdır. Bütün ekonomik faaliyetlerin ana gayesi para kazanmaktır. Onlar için “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur”, “Bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” diyerek bu yolda hiçbir ahlaki engel ve mantıki sorumluluk tanımazlar. Kapitalizmin teorisyenlerinden A. Smith; “İnsan egoist olmalı, çıkarı pelinde koşmalı, ayrıca toplum yani diğer insanların hakkını düzenleyen ahlaki kurallar olmamalı, birey kazanırsa diğer insanlara da bir şeyler düşer” mantığını ekonomik anlayışına temel almaktadır. İnsanlık tarihi boyunca süregelen “Pazar Ekonomisi” anlayışının önüne “liberal-serbest” kelimesi ekleyerek, her türlü sosyal devlet müdahalesine karşı bir ekonomik anlayış ortaya koydular. Çalışan insanın ücretini ve ürünlerin fiyatlarını, güya pazarın arz-talebine, görünmez bir elin vicdanına emanet etmişlerdir. Ancak “dünyanın kaynakları kıt-ihtiyaçlar sonsuz” diyerek, ellerine geçirdikleri güçle diğer insanların kaynaklarını, önceleri askeri güçle zorla, şimdilerde ise kendileri için savaşacak insan bulma zorluğundan daha sinsi politikalarla talan etmektedirler. Hedefleri en büyük olmak olduğu için pazarda herkes birbirinin yok etmesi gereken acımasız rakibidir. Serbest Pazar ekonomisi derler ama kendilerine borç için el açanların parasına IMF öyle bir ayar çekerler ki aldıklarına alacaklarına pişman ederler. Bir günde ülke ekonomilerini çökertip, insanları fakirleştirmekten çekinmezler. Borçlu ülke düşürüldüğü krizden yıllarca ekonomisini düzeltemez. Bunun neresi serbest Pazar ve arz-taleptir. Böyle bir sistemin neresi insanidir. Kaynakları sorumsuzca talan edilen bir dünya ve içindeki hayat, bu adamların pek umurunda değildir. Sadece son otuz yılda dünya kaynaklarının üçte biri yok edilmiştir. Dünya Doğal Hayat Fonu raporunun en çarpıcı bulgusu; tüketim oranları aynı hızla devam ederse 2050 yılında canlı yaşamının sürebilmesi için Dünya gibi 2 gezegene daha ihtiyaç duyulacağını gösteriyor.

İnsani bir ekonominin ana direği

Oysa dünyada en değerli varlık insandır ve dünya kaynakları bize emanettir. İnsan varsa ekonomi var, insan yoksa ekonomi yoktur. Daha insani bir ekonomik sistem için önce insana ve maddeye-paraya bakışımız değişmelidir. Öncelikli olarak BEN mi yoksa BİZ mi diyeceğiz? Bireycilik egoizmin meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir. Bu yüzden kapitalizmin ana ilkeleri daima egoizme dayanır. Konunun kırılma noktası budur. Sevgi ve insan hakları edebiyatı yapan bir medeniyet, bu dediklerinde samimi ise nasıl olur da ekonomik alanda herkesi birbirinin yok etmesi gereken rakibi yapabilir? Eğer sevgi ve dostluk bir toplumun olmazsa olmazı ise, böyle bir toplum bu işin edebiyatını yapmak yerine, her alanda PAYLAŞMA VE DAYANIŞMA ETİĞİNİ baş tacı etmelidir. Bu anlayışta bir toplum gücü ele geçirse bile hangi ülkeyi emperyalist emelleri uğruna işgal edip zulmedebilir ki? Gerçekten İNSAN SEVGİSİ konusunda samimi olan insani bir ekonominin ana temeli,  “insanı iyi şartlarda yaşatmak” olmalıdır. İnsan ihtiyaçları sonsuz olamaz. Sınırlı olan dünya kaynaklarıyla sonsuz olan insan ihtiyaçları karşılanamaz. Bunun yerini “İnsanlar iyi şeylere layıktır” anlayışı almalıdır. Bu durumda kimse kimsenin rakibi olamaz, kimsenin hedefi de “Pazarda en büyük olmak” olamaz.  Kapitalizmin en önemli hedeflerden biri olan pazarda rakiplerini yok ederek, en büyük olmak için vahşi rekabetin ve egoist arzuları yerine “İnsanlara iyi ve faydalı şeyler sunmak” ekonomik faaliyetlerimizde bizim itici gücümüz olmalıdır. Böylece makul ölçülerde öncelikle “Hayati ihtiyaçları” ön plana alan bir üretim ve tüketim ağı kurulmalıdır. Yeryüzü kaynaklarını sınırsız insan ihtiyaçları peşinde heba ettirmemelidir. Kısaca ekonominin üzerinde kapitalizmin meşrulaştırdığı egoizmin yerini insan sevgisi almalıdır. Asıl hedef bireysel zenginlik yerine insanlığa hizmet almalıdır.

Pazardaki Görünen El: Sosyal Devlet

Kapitalist oligarklar insanlık tarihi boyunca devlet kontrolünde süregelen “PAZAR EKONOMİSİ” ni, önüne sevgi gibi dillerinden hiç düşürmedikleri özgürlük kelimesini ekleyerek “SERBEST PAZAR EKNONOMİSİ” yaptılar. Böylece devlet “Para basmak dahil ekonomik alana hiçbir şekilde müdahale etmemeli” dediler. Bir sorun olursa “GÖRÜNMEZ BİR EL” o sorunu hemencecik çözüverecekmiş. Böylece pazarda istedikleri gibi at oynatmanın yolunu açtılar. Ancak kabak kendi başlarına patlayınca “nerdesin yetiş devlet bizi kurtar” diye bağırmaktadırlar. Devlet milletin organizeli halidir. Her alanda olduğu gibi pazara da normal işleyişi dışında sorunlar ortaya çıktıkça adil bir şekilde müdahale etmelidir. Arz ve talebin normal işlediği Pazar ekonomisine devletin herhangi bir müdahalesi söz konusu olamaz. Devletin adil eli bozulan pazar şartlarını düzelten “GÖRÜNEN EL” olmalıdır. Buna SOSYAL DEVLET denir. Devlet teşviklerle, dövizle, gümrükle, vergilerle, desteklerle vb. gereken ekonomik alanları toplum yararına yönlendirmelidir. Gerekirse ekonomik canlılık ve işsizlik için sıfır maliyetle veya geri ödemesiz teşvik kredileri vermelidir. Bir ekonominin ana dinamiği döviz getirici ve işsizliği çözücü ar-ge ile teknolojik yeni ürünler geliştirmektir. Devlet şu an savunma sanayinde olduğu gibi bu konuda lider rol oynamalıdır. Devlet insanı, insan da devleti yaşatır.

Herkesin hakça paylaştığı, ihtiyacı kadar aldığı bir ekonomi

Ne kadar “İnsan ihtiyaçları sonsuzdur” deyip dursunlar. Parası, yani alım gücü olmayan bir insan neyle hangi ihtiyacını pazardan temin edebilir? Bir ekonominin canlı olması ve büyümesi pazardaki talebe, yani insanların alım gücüne bağlıdır. Bu da çalışanın eline geçen ücretle ilgilidir. Vermeden almak Allah’a mahsustur. Uzun lafın kısası devletin asgari ücreti insanca yaşayabilecek bir düzeyde tutması canlı bir ekonomini ana şartıdır. Ancak elinde yeterli parası olan pazarda talep yaratır. Bir üretim ve ele geçen kazanç sadece sermaye ile olmuyor. Bu iş sermaye, emek ve devletin ortaklaşa başardıkları bir metadır. Ele geçen bu kazancın üzerinde hepsinin hakkı vardır. Çalışana her ay sabit bir ücretten başka, ele geçen kazançtan da kâr ortaklığı gibi bir pay verilmelidir. Böylece çalışanda işine daha fazla sahip çıkacaktır. Çatışma yerine adil bir paylaşmaya olmalıdır. Bu hak piyasanın arz ve talebine emanet edilemeyecek ölçüde önemli bir konudur. Paylaşma ve dayanışma, insani bir medeniyetin olmazsa olmazı olduğundan, bu konuda makul ölçüyü korumak gerekir. Ekonomik yatırımlar yapmak insanlara ekmek kapısı açmaktır ve yatırıma harcanan para aslında varlığın insanlarla paylaşılması demektir. Ayrıca servetin ihtiyacından çok fazla belirli ellerde toplanmamasına dikkat edilmelidir. Nasıl bir anlayıştır ki 2018 yılında dünyadaki 26 kişinin serveti, dünya nüfusunun %50 sinin servetinden fazla oluyor. İnsanların açlıktan öldüğü bir dünyada vicdanı sızlamadan bu kadar servetin üzerine nasıl oturulabiliniyor. Bunun neresi medeniyet.

Özgür para

Kapitalizmin para oyunları dünyanın sonunu hazırlamaktadır. ABD dahil, bir sürü büyük kapitalist ülkenin merkez bankaları birkaç ailenin elindedir. Toplam küresel servet 280 trilyon dolara ulaştı. Bu serveti 7.6 milyar dünya nüfusuna bölersek kişi başına düşen servet 36.8 bin dolardır. Eğer bu dağılımın tam eşit olmasa, dörtte biri bile diğer insanların olsaydı, kişi başına düşen bu servetle herkes yeryüzünde rahat bir hayat sürebilirdi. Dünya kaynakları kıt değil, kıtlık birilerinin ihtiyacından milyarlarca kat fazla kaynağa el koymasından kaynaklanmaktadır. Dünyada obezitenin sebep olduğu hastalılardan ölen insan sayısı, açlıktan ölenlerin 3 katıdır. Maalesef, kapitalizmin para oyunlarıyla dünya nüfusunun %1’nin serveti, %99’un servetinden daha fazla. yükleri 2018 yılında dünya devletlerinin borçları toplamı 247 trilyon dolar. Bu durumda kişi başına düşen gerçek borç 32.5 bin dolardır. Bizim gibi insanlara düşen pay budur. Kimse benim bir yere borcum yok demesin, bütün devletler bu küresel derbeylere borçludur. Bu gün dünyanın toplam cirosu 83 trilyon dolardır. Bu adamların asıl kazancı terlemeden üretmeden para oyunlarıyladır. Yılda 600 trilyon dolar civarı para faiz takaslarında havadan para kazanmakta kullanılmaktadır. Nasıl serbest pazar bu? Bu küresel derebeyleri, kendilerine itaat etmeyen devletlerin paralarına ve dövizlerine bir gecede müdahale edip ekonomilerini perişan etmektedirler. Neymiş efendim serbest kur olmalıymış. İşte önüne her “SERBEST“ yazdıkları şeyin aslı; onların istedikleri gibi at oynatmanın yolunu açmaktır. Bu yüzden önce özgür para diyoruz. Paramızı, üzerindeki yüksek faiz ve döviz baskısından kurtarmalıyız. Para birilerinin elinde tehdit aracı olmaktan kurtarılmalıdır.

İnsani medeniyetin hedefi “İNSANI MUTLU YAŞATMAK”, insani ekonominin hedefi de “İNSANI İYİ ŞARTLARDA YAŞATMAK” olmalıdır.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
...