Önceki gün erken vakitte, sanki ilk defa okuyor muşum gibi… Rum suresinin 20’nci ve onu takip eden beş ayette Rabb’imiz hitabına, ‘vemin âyâtihi’ diye başlıyor. Bu giriş: “Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri de…” diye ifade edilmiş, meallerde.
28.06.2020 13.20
2.024 okunma
İNSANIN HAFIZASI
İdris Doğan

Önceki gün erken vakitte, sanki ilk defa okuyor muşum gibi… Rum suresinin 20’nci ve onu takip eden beş ayette Rabb’imiz hitabına, ‘vemin âyâtihi’ diye başlıyor. Bu giriş: “Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri de…” diye ifade edilmiş, meallerde.

Benim anladığım şu: Rabb’imiz, kendi varlığının ve kudretinin temel altı delilini ortaya koyarken dikkatimizi çok önemli bir bilgi kaynağına çekmekte ve bizi tefekküre davet etmektedir. Müthiş! Bu çağırıya kulak tıkayamazdım, hadsizlik olurdu.

Altı ayetin, arka arkaya ‘vemin âyâtihi’ ile başlamasındaki maksat, zihinlerin uyarılması, uyandırılması ve aydınlanmasından başka ne olabilirdi? Birbirleriyle fevkalade uyumlu, düzenli sıralama ve ifadeyle Allah (cc) kendi varlığının ve kudretinin delillerini özelde biz Müslümanlara, genelde bütün insanlığa muhtasar bir biçimde açıklıyor ve tek tek gözler önüne seriyordu. Hakikaten üzerinde ciddiyetle durulması gereken çok önemli ve değerli altı ilke...

Ayetleri, birkaç defa tekrar okudum. İyice bellemesi, hatta ezberlemesi için onu zihnime havale edip kendisini baskıladım. Fena değildi, başardı sayılır.

O başardı ama ben, bugüne kadar: “Bu bilgiyi neden pas geçtin?” diye, kendimi hesaba çekip sorgulamaya başladım. Bizi tanıyanlar bilir, küçük bir ihmal ile bir şeyi eksik bırakmışsam, dikkatsizliğim nedeniyle bir kusur işlemişsem, işimi hafife alarak başarısız olmuşsam kendimi acımasızca eleştirmekten kaçınmam. O an, eleştirilen insanın ne yapması gerekiyorsa, ben de onu yaptım. Küstüm oynamam, deme hakkım yoktu.

İçine düştüğüm mahcubiyet duygusuyla masadan kalktım, diğer mealleri, tefsirleri araştırdım. Allah’ın varlığı, birliği ve egemenliği ile ilgili ayetleri tek tek gözden geçirdim. Hadis ve akaid kitaplarını hızlıca karıştırdım. Meğer biz, bu konuda çok önceden grup çalışması yapmışız.

Mahcup insan psikolojisi ile meseleye mazeret aramaya koyuldum, kısa sürede de gerekçemi buldum. Boşuna değildi: “Hafıza-ı beşer, nisyan ile malûldur.” denmesi? Elhak, insanın işi, görevi, ilgi alanı, beklentisi, çıkarı doğrultusunda kendine göre birtakım tasnifler yapan bellek, ileride lâzım olur diye edindiği bilgilerin bazısını hatırlama havuzuna atarken lâzım olmaz diye düşündüklerini de unutma denizinin derinliklerine itiyor. Bizimki de o… Dünyanın tantanası, kumkuması arasında konu, ta unutma denizinin derinliklerinde. Çıkarabilene aşk olsun. Bu çaba, insanın hem vaktini alır, hem de kendisini yorar. Mahcubiyeti cabası…

Haydi, şimdi de bir avunma olsun. Hatırladım hatırladım, eğitim psikolojisi derslerinde bize, unutma olmadan öğrenme olmayacağı, unutmanın kötü bir şey olmadığı anlatılmıştı. Zira unutma, yani nisyan hali insanın yaratılışında vardı ve Kur’an’ın öğretisi bu metot üzerine inşa edilmişti.

Doğruydu, unutma olmadan öğrenme olmazdı, olamazdı. Ana Kitap’ta pek çok terimin, olayın ve konunun tekrar edilmesinin sebeplerden birisi, hatta en önemlisi de bu olsa gerekti. Bize düşen, kitapta yapılan telkin, tebliğ, tehdit ve açıklamaları, verilen bilgileri samimiyetle -bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden- okumaya, anlamaya çalışmak; konu üzerinde akıl yormak, bu yolla düşünce üretmek ve imanı her türlü sıkıntı, sarsıntı ve saldırılara karşı koruyup kavi hale getirerek gösterilen istikamette hayırlı ve yararlı işler yapmaktı. Konu nerelere uzandı. Bu kadar lâftan sonra, Rum suresinde art arda sıralanan o muhteşem altı ayetin Türkçe mealini yazmayı unutacağız neredeyse. Aktarıyorum:

O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz (yeryüzünde) gezip dolaşan birer beşer oldunuz. (20)

O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden bir diğeri de, kendileriyle huzur bulasınız diye, kendinizden size eşler yaratmış olmasıdır. Aranıza sevgi ve acıma duygusu yerleştirmiştir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır. (21)

O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden bir başkası da, göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin, renklerinizin farklı farklı oluşudur. Şüphesiz bunda, aklını kullananlar için ibretler vardır. (22)

O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri daha, geceleyin uyumanız, gündüzleri çalışıp O’nun ihsan ve ikramından nasip aramanızdır. Şüphesiz bunda, dinleyen bir topluluk için ibretler vardır. (23)

 O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden bir diğeri, size hem korku, hem ümit veren şimşeği gösterip gökten yağmur indirmesi, bununla ölümünden sonra toprağı diriltmesidir. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır. (24)

O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden bir diğeri de, göğün ve yerin, O’nun emir ve iradesiyle (kendi düzenlerinde) durmasıdır. Sonra sizi, bulunduğunuz yerden (kalkmaya) bir çığırışla çağırdığında, siz hemen çıkarsınız. (25)

Umarım, bu ayetleri dikkatle okumuş ve görevini yerine getirmesi için hafızanıza yüklemişsinizdir. Eskilerin deyimi ile saniyen; müteakip ayetlerde Allah (cc) kendi varlığı, birliği, kudreti, egemenliği, yaratma ve yönetme gücünü açıklamaya devam ediyor ve bizden aklını kullanan bir toplumun ferdi olarak yüzümüzü kendi dinine çevirmemizi; yaratılışımızda bize bahşettiği fıtratı bozmadan, kesin bir tavırla tevhide yönelmememizi istiyor. Âlimler de Allah’ın bizden istediklerini, farz olarak telakki ediyor değil mi? Öyleyse durmayalım, düşeriz.

Bir şey dikkatinizden kaçtı mı, bilmem. Burada aktardığım dört ayeti, Rabb’imiz, insanın aklını kullanmasına büyük önem atfederek ve ileri sürülen delillerden ibret almasını salık vererek bitiriyor. Aklı kullanan veya kullanmayanların durumu ayrı bir yazı konusudur, geçiyorum.  

Şurası iyice anlaşılmalı ve asla hatırdan çıkarılmamalıdır. Zaman zaman yaptığımız gibi, Kur’an okurken zihinler, kendi keyfine göre, başıboş bırakılmamalıdır. Sonra, Allah korusun, şeytan musallat olur, sonu gelmez bahanelerle, avunmalarla da o bizi oyalayıp aldatır. 

Allah, şeytanın şerrinden ve tasallutundan hepimizi uzak kılsın!

29 Haziran 2020
İdris DOĞAN

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya