Sahici, doğal ve anlamlı bir hayat yaşamak için fazla şansın olmadığını düşünürdü. Bu yüzden şimdi doğayı insanların en zarif olanlarına bile tercih edebiliyordu. İnsanları sevmek bir erdem olsa da, onların saf ve temizliği tıpkı erozyon misali eriyip eksiliyordu.
08.04.2019 12.56
994 okunma
Sahilin Ağırbaşlı Güzeli
Ali Akça

“Yüklenmiş grubu suları sahilin,
Bir alev selidir ufka akıp giden,
Sevgiler yansır ela gözlerinden,
Bir yeşillik, mavisine denizlerin."

Ali AKÇA

Sahici, doğal ve anlamlı bir hayat yaşamak için fazla şansın olmadığını düşünürdü. Bu yüzden şimdi doğayı insanların en zarif olanlarına bile tercih edebiliyordu. İnsanları sevmek bir erdem olsa da, onların saf ve temizliği tıpkı erozyon misali eriyip eksiliyordu. Hayatının harika dönemlerinde insanları sevmek için çok özen göstermişti. Ancak, üç-beşi hariç, kime dokunsa yürek sevgilerini yapmacık, soğuk ve eksik hissetmişti. Hayatının üçüncü harika döneminde amacı tamamen doğaya yönelmekti. Doğa bakir, saf, duru, dingin yapısıyla onu her zaman cezbederdi. Hayatını tutkulu, coşkulu ve bir çocuk sevinciyle yaşamak istiyordu.

“Şimdi hayatın tadını beni bekleyen sahilin ağırbaşlı güzeliyle çıkarmak istiyorum” dedi. Bugüne dek hemen hemen her düzey ve kültürden sayısızca insan tanımıştı. Hiçbiri ilham verecek kadar ona hayat yolunda bir yaşam önderi olamadı. Bulunduğu zirveden hayatın iyiden iyiye sıradanlaştığını gördü. Oradan kopup sayısız güzellik ve hoşluk içinde yaşanan düzlüğe inme sırası gelmişti. “Heyecanım yerindeyken, geleceğe kaygı duymuyorken; yaratıcı, dinç ve uyanık bir zihinle yaşıyorken bir yolculuk yapıp kendimi daha fazla tanımak ve geleceğe bir tohum ekmek istiyorum” diye içinden geçirdi. Bütün arzusu şehirlerde büyütülen nefretin yerine sevginin yeşermesiydi.

“Niye bu kadar bekledin?” diye sorulabilirdi. Modern yaşam biçiminin insanı tetiklediği doyumsuzluk zihinsel zehrinin yok edilmesinin bir çırpıda kolay olmadığını anımsadı. Hayatı kazanmak, yaşamı sürdürmek, sorumlulukları yerine getirmek için çalışmak gerekiyordu. Ayrıca dünya telaşı kimin kendisine birazcık dönebilmesine fırsat veriyordu. Üstelik uzun süre içinde bulunduğu bürokratik çevre stres, kaygı, endişe, yapmacık jestler ve mutsuz günlerden fazlaca nasibini almak demekti. Geçenlerde okuduğu bir kitaptan; Harvard Üniversitesi Psikiyatr Profesörü George Waillant’ın “Hepimiz bu hayatta bizi anlayacak birilerine ihtiyaç duyuyoruz, ancak öncesinde farkına varmamız gereken birçok şey var. Günübirlik hayatlar kendimizi, insanları ve dünyayı anlamamız için bize lekesiz bir ayna tutuyor.” sözleri aklına geldi. Şimdi pürüzsüz mavi sularda aynanın en derinine inerek yıllardır hayalini kurduğu, bir içsel yolculuğa çıkmak, bu kez daha çok kendine ulaşabilmek, bir sahil köyünün ufacık iskelesinde demir atmak istiyordu.

Henüz hayat sevinciyle dolu, capcanlı ve dengeli durumdayken, şu kısacık hayatın her halini düşünmekten zihinsel dinginliğini kaybetmeden yeni ufuklara açılmak istiyordu. Sadelikti arzusu, günü gününe yaşayan bir köylü gibi geçmişi ve geleceği düşünmeden sadece anı, saatleri ve günü yaşayan bir bakış açısını yakalamaktı. Hava ve suyu güzel; çeşit çeşit ağaçları, yemişi ve balığı bol olan, eşine az rastlanan bir koruluğun gölgelediği kuytu koylardan birisi. Kuş cıvıltısı ve martı sesleri olan bir sakin köyde barınıp yaşamalıydı.

Yeni bir anlayış, bakış açısı ve hayaller; farklı gözlerle dünyayı algılama zamanının çoktan geldiğine inanıyordu. “Dolu dolu geçirmek istediğim zamanın, geriye yığdığım varlığın, daha fazla özen göstereceğim sevgilinin, hayatın gerçek anlam, denge ve değerini bulmalıyım” dedi. Öyle bir yer ki; şehrin bütün suni günleri unutulsun, hayatındaki yapmacık insanlardan uzaklaşsın; doğada nefesini doyarak hissedebilsin. Her akşam sahilinde derinliğini düşüneceği yakamozlarında sevgi parıldayan deniz kıyısı bir belde arıyordu. İçine gömülünce sadece bedenindeki değil gönlündeki yorgunluk ve insanlardan kalan vefasızlık sızısını geçirecek; kıyısı sapsarı kumlarla kaplı bir sahilde, daha anlam dolu bir hayat istiyordu.

Orada, güzelliği korumak ve gönülden yapılan iyiliği yaşatmak hedefini sürdürmeliydi. “İyilik o kadar güzel bir şeydir ki karşılığı bu dünyada ödenmez. İşte bu sebeple, Allah iyi kulları için cenneti yaratmıştır. Kişi çok fazla bir şey hayal etmez, sadece kalan ömründe mutlu olmak istiyorsa buna ulaşacak yolları bulabilir” diye mırıldadı. Bir gönüllük uğraşı oluşturmayı hedefliyordu. Şehirlerde kaybolan saygılı ilişkiler, özlemini duyduğumuz birlik ve barış, huzur ve güveni bu köyde oluşturup yaşayabilecek miydi? Beyaz minaresinden dökülen ezan sesleriyle, evlerin avlusu üzerindeki horozların uzun ötüşleriyle uyanmak istiyordu. Avucuyla köy çeşmesinden kana kana su içmek istiyordu.

Saklı kalmış bir cennet koyunda, alabildiğine uzanan sahili olan harika doğasıyla şirin bir köy. İster sarp kayalıklar üzerinde kurulu, ister etrafı gizemli ormanlarla sarılı olsun, yeter ki kıyıda engin denizi kucaklamış olsun. Asırlardan günümüze bozulmadan gelmiş köylerden birisi olsun. Her yerine yürüyerek ulaşabileceği nitelikte, dar sokaklarında nefis hoş kokular yayılsın. En fazla iki kattan oluşan evlerinin duvarları gök kuşağı rengine bürünmüş olsun.

Orhan Veli’nin çok güzel dizelerini anımsadı: “Bir sahilden açılıp gitmek/Düşünceler gibi başıboş”. Dört duvar arasında geçen güneşsiz ve bol rutin bürokrasi günlerini unutmak istedi. Akdeniz’in bütün kıyılarını gezmişti, çok güzel sahillerde, doyumsuz köylerde konaklamıştı. Aradığı ağırbaşlı güzel, güneşin ülkesinde açık berrak deniz sahilinin yanı başında, bir yarımadada sanki onun için saklanıyordu. Ada ile kol kola vermiş, tarihi kalıntılar içinde, az ışıklı, bol yıldızlı eşsiz biçimde onu büyülüyordu.

Gün be gün, ona yaratıcı ve özgür düşüncelerinin geri geldiğini hissetti. “Şu dünyada insan hayal ettiği sürece yaşar” dedi. İşte burası yıllardır hayal ettiği ve benzerlerinin içinden seçtiği bir köydü. Yalnızlığını paylaşacağı can yoldaşıyla birlikte üçüncü harika döneminin geçmesini arzuladığı o beldeydi.

Yeni arkadaşlık ve dostluklara kanat açacaktı. Her sabah ağaran aydınlık ufkuyla; akşam vaktinin gün batımıyla onu mutlu kılacak sahilin ağırbaşlı güzeli işte bu koydaydı.

Ali AKÇA

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya