Çok şükür Batı’ya yaranma duygusunun en rezil uygulaması sona erdi; hayır, hakkı teslim edelim iptal edilip yürürlükten kaldırıldı. Bu konuda uzun yıllar sürdürülen mücadeleye katkıda bulunan ve Ayasofya’nın ibadete açılmasında emeği geçen herkese teşekkür etmek, kadir kıymet bilme adına, boynumuzun borcudur. Sadece bizim değil; bütün Müslümanların, hatta Hıristiyan dünyasının gözü aydın.
12.07.2020 20.57
2.550 okunma
İBADETSİZ MABETLER
İdris Doğan

Çok şükür Batı’ya yaranma duygusunun en rezil uygulaması sona erdi; hayır, hakkı teslim edelim iptal edilip yürürlükten kaldırıldı. Bu konuda uzun yıllar sürdürülen mücadeleye katkıda bulunan ve Ayasofya’nın ibadete açılmasında emeği geçen herkese teşekkür etmek, kadir kıymet bilme adına, boynumuzun borcudur. Sadece bizim değil; bütün Müslümanların, hatta Hıristiyan dünyasının gözü aydın.

Ayasofya’nın İbadete açılması kararının hemen akabinde sıcağı sıcağına verilen tepkilere bakıyorum. Bazı ülkelerdeki siyasilerin -ki onların oy kaygısı her şeyden önemlidir ve önceliklidir- dışında bazı kimliklerin şiddetli karşı çıkışlarını anlayamıyorum, anlamakta zorluk çekiyorum.

Rus Ortodoks Kilisesinin akıl, insaf, idrak yoksunu açıklamasını Ortodoks dünyası adına büyük bir talihsizlik olarak görüyorum. Demek ki, onlar Hz. İsa’nın canı pahasına insanlara ulaştırmaya çalıştığı ilahi mesajı gereğince ve yeterince anlayıp kavrayamamışlar.

Benim için elli yıllık rüyadır, Ayasofya’nın ibadete açılması. Onunu için tertiplenen mitingler ve toplantılara katılmaya çalıştım. Siyasilerin, hemen hemen her 29 Mayıs’ta İstanbul’un fethinin yıldönümü kutlamalarında ve genel seçimlerin propaganda konuşmalarında Ayasofya’nın ibadete açılması ile ilgili vaatlerini büyük bir heyecanla dinleyip bu hususta hiç ümidimi kaybetmedim. Hani derler ya: Mutluyum, bahtiyarım, müftehirim…

Bu vesile olsun, konuya girmeden önce anlatıvereyim. Bundan otuz, otuz beş yıl öncesi, köşe yazılarına başladığım yıllarda, Akşehir’de düzenlenen Nasreddin Hoca Şenliklerinin bazı eğlence etkinlikleri ile gösterilerinin şehrimizdeki Ortodoks kilisesinde yapılmasına şiddetle karşı çıkmış, bu konuda yazılar kaleme almış ve programların asıl yürütücüsü olan belediye başkanlarını bu işten vazgeçmeye çağırmıştım.

İbadethanelerin, bu bir kilise de olsa, gösteri merkezi olarak kullanılmasını -Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi gibi- İslam’ın temel anlayış ve değerlerine hep aykırı bulurum. Bırakın münkirleri, bazı softalar, bazı cahiller, şahsımı kilise hamiliğine soyunmakla suçlayıp cemaatle namaz kılmamdaki samimiyeti sorgulamaya kalkıştı. Ne var ki, bu konudaki ısrarımda inat ettim.

Öyle bilir ve inanırım ki, mescitler, cami adını verdiğimiz ibadethaneler, kiliselerden ve havralardan farklılık arz etmiş olsa da temelde her üçü de ilahi dinin kutsal saydığı ibadet mekânlardır. Buralar, bize göre ‘Allah’ın Evi’dir. Kutsal Kitabımız, yalnızca namazın kılındığı mescitleri/camileri değil; Yahudi ve Hıristiyanların dini ibadetlerini yerine getirdikleri manastırlara, kiliselere ve havralara saygı gösterilmesini ve buraların korunmasını esas alır. ibadetlerin ve ayinlerinin yapıldığı mekanlar, ilahi olanın ve kutsalın yeryüzüne yayılmasına, eklenmesine vesile olan yerlerdir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın, gelecek kuşaklara emanet edip muhteşem bir vakfiye ile teminat altına aldığı Ayasofya’nın camiye çevrilmesini bu zaviyeden görmek gerek. Yoksa boş bir iddia, kuru bir inat bizi derdest eder yanlışlıklarımızla birlikte çağın dışına atar.

Bu yazının konusu, caminin Allah Resulü (sav) ile başlayan tarihi serüvenini, Müslümanlarca önemini, değerini ve özelliklerini dile getirmek değildir.

Tekrarda beis görmüyorum. Rabb’imiz, müthiş bir tespit yaparak bizi uyarır; bu mekânları, ‘adının çokça anıldığı yerler’ olarak ifade eder. Bu, Müslüman’ın asla göz ardı edemeyeceği fevkalade önemli bir fermandır. Tarihin değişik devirlerinde, Müslümanların buna muhalif uygulamaları bizim için asla emsal teşkil etmez. Fatih Sultan Mehmet Han’ın emaneti Ayasofya’nın seksen altı yıl önce, ibadete kapatılıp müzeye dönüştürülmesi, ne kadar üzüntü kaynağımız olmuş ise; kendini sanatçı diye yutturmaya kalkışan hadsiz, ayarsız kişilerin ahlâksızca gösterileri için, Akşehir’de bir kiliseyi kullanması, bizim için o kadar derin bir üzüntü kaynağımızı oluşturmuştu. Ne mutlu, mücadeleyi kazandık. Son yıllarda kilise, müstehcenliğin dile getirildiği ve yaygınlaştırıldığı gösteri merkezi olmaktan çıktı. Şimdi o, hazık ustalar ve sanatçılar eliyle restore ediliyor.

Akşehir’deki kiliseden bahsedince aklıma geldi. Toprağı bol olsun, bundan yaklaşık on yıl evvel, aslı Karaman Türkü olan Yunanlı iş adamı Niko Haytoğlu, annesinin ve babasının yaşadığı, Akşehir’e ziyarete gelmişti. Yanında tercümanı da vardı. Gün boyu birlikte, annesinin bütün ayrıntılarıyla yıllarca, tekrar tekrar anlattığı yerleri tarifsiz bir haz içinde gezip dolaşırken birlikte olmuştuk. Adeta buraları daha önce görmüş, buralarda bizzat yaşamış gibiydi. Seksenine merdiven dayamış bu adam, annesinin masal yerine hasretini çektiği Akşehir’i her anlatışında yaşadığı duyguları yaşıyordu.

O gün ziyaret sırası metruk haldeki kilisedeydi. Kilisenin içine girince heyecandan mıdır, üzüntüden midir bilmiyorum, Bay Niko’nun gözleri doldu. Sormadım, soramazdım, ancak merak etmiyor da değildim. Bunu fark etmiş olacak ki, söz arasında tercümanı, Haytoğlu’un dindarlığından bahsetti. Ben de bundan üzerine şenliklerde gösteri merkezi olarak kullanılan kilisenin bu durumdan kurtarıldığını, temizlenip restore edilmesinin yakın olduğunu söyledim, ihtiyar adamın gözleri parladı.                

Gelelim sadede… Mescitler, kiliseler, havralar Allah’ın adının anıldığı yerler olduğu halde nasıl oldu da Ayasofya 86 yıl ezansız ve cemaatsiz bırakılıp seyirlik bir mekâna dönüştürüldü? Başta söylediğim gibi bu, aşağılık kompleksinin dışavurumundan başka bir şey değildi ve çok şükür sona erdirildi.

İnşallah bundan böyle, dünyanın hiçbir yerinde kiliseler, havralar oyun ve eğlence mekânlarına dönüşmez; Ayasofya ve yanı başımızda cemaatten mahrum kalan takva temeli üzerine kurulan mescitlerimiz/camilerimiz tarihteki muhteşem günlerine döner.

Hayırlı ve mübarek olsun! 

 

İdris DOĞAN
12 Temmuz 2020

                                                                                                    

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya