Henüz Peygamber Efendimiz doğmamıştı. Türkler daha Müslüman olmamışlar ve Göktürk dönemini yaşıyorlardı. Bizans İmparatoru 1. Justinianus, İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine, 532-537 yılları arasında o günün koşullarına göre kısa bir sürede, döneminin insanı büyüleyen en büyük ibadethanesi Ayasofya’yı inşa ettirmişti.
13.07.2020 16.56
2.694 okunma
Ayasofya
Ali Akça

Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Necip Fazıl Kısakürek

Henüz Peygamber Efendimiz doğmamıştı. Türkler daha Müslüman olmamışlar ve Göktürk dönemini yaşıyorlardı. Bizans İmparatoru 1. Justinianus, İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine, 532-537 yılları arasında o günün koşullarına göre kısa bir sürede, döneminin insanı büyüleyen en büyük ibadethanesi Ayasofya’yı inşa ettirmişti. 

Hristiyan dünyası için çok değerli sayılan Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu'nun İstanbul'da yapmış olduğu en büyük kilisedir. Ayasofya ilk yapıldığında “Büyük Kilise” olarak adlandırılmış daha sonra “Kutsal Bilgelik” olarak tanımlanmıştır. Hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.

Türklerin kitleler halinde Müslüman oluşu çok sonralara dayanır. İlk Müslüman Türk Sümeyye validemizdir. Müslüman Arapların Türkleri yakından tanımasına neden olan 751 yılındaki "Talas Savaşı" dünya tarihi için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihlerde İslam dinine geçen Türkler, Abbasi Devleti (750-1258) döneminde Arap ordularına savaşçı olarak katılmışlardır.

Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesiyle Ayasofya yeni kaderini yaşamaya başlar. “Kılıç Hakkı” ve “Fetih Sembolü” olan Ayasofya’dan çan ve haç kaldırılıp camiye çevrilir ve tam 481 yıl böyle devam eder. İstanbul’un 1918 yılındaki istilası sonucu beş sene süreyle emperyalistlerin eline geçen Ayasofya’nın Atatürk’ün başkomutanlığında Milli Mücadele’nin kazanılmasıyla kilise olması önlenir. Cumhuriyetin ilanından sonra cami olarak açık kalır ve 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye dönüştürülür. Dünya ekonomisinin bunalımda olduğu söz konusu yıllarda; sanayi ve tarımın ilerlemesi için büyük girişim başlatan Atatürk, yaptığı devrimlerin dengesini gözeterek “Uygarlık Eseri” olarak gördüğü Ayasofya’nın tarih ve sanat değerini de düşünerek o günün koşullarında böyle bir karara imza atmış olabileceği ifade edilebilir. 

O gün bugün Ayasofya’dan her söz edildiğinde ya da ziyarete sırasında Müslümanlarda oluşan hüzün, derin üzüntü ve ukde giderek büyür. Her gelen yönetici Ayasofya üzerine söz söyler, algı oluşturur; kimi zaman bunu siyasi malzeme yapar. İncinen yazar ve şairlerimiz Ayasofya’nın camiye çevrilmesi için, yazı ve şiirleriyle sürekli mücadele verirler. Üstat Necip Fazıl Kısakürek çoğu konferansında “Ayasofya, aziz bir kitap gibi açılacak” sözünü eder. 

Ünlü şair Nazım Hikmet o günlere bakış açısını ve duygularını mısralarında şöyle yansıtır:
O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah’ın…
“Belde-i Tayyibe” yi fetheden padişahın
Hak yerine getirdi en büyük niyazını,
Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını.

Müze olarak kullanılmasından günümüze dek; susmayıp aksine haykıran şairlerimizden Arif Nihat Aysa bir şiirinde Ayasofya’dan şöyle bahseder:

Şehzade, Laleli, haseki Sultan…
Hepsinin üstünde Süleymaniye…
Süleymaniye’den, Ayasofya’dan
Yollar iner dal dal Yeni camiye.

Osman Yüksel Serdengeçti; iki şiirinde Ayasofya’ya, üstü kapalı yöneticilere sitem eder.

Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

İlhan Berk “Ayasofya elleriyle yüzünü kapamış bütün iştahıyla ağlıyor” diyerek onun müze olarak kullanılmasını hazin bir durum olarak görür. Memduh Cumhur “Ayasofya’dan ezan sesleri yükselince hürsün” dizesiyle, Ayasofya’nın fetih sembolünün önemini anımsatmak istemiştir. Alınan bu kararla şairin kemiklerini sızlatan dev sancıları sona erecektir.

Yıllardır süren kurgular bitmiş, dönemin ruhu değişmiş, dillerden hiç düşmeyen bir dert daha sona ermiştir. Daha önce müzeye çevrilme kararı nihayet Danıştay Kararı ile 2020 yılı temmuz ayında iptal edilmiştir. Yine Üstadın ifadesiyle; o dönem “Kendi öz evimizde yüzümüze kapanan oda” 86 yıldan sonra tekrar yüzümüze açılmıştır. Zamanın tık tık işleyen hazin çarkı yıllar sonra durmuş olup şimdi dünya bir bardak su gibi çalkalanmaktadır.

Artık Ayasofya’yı cami olarak görmeyi dileyenlerin gözleri apaçık gitmeyecek. Korku, kuruntu ve derin hasret bitecek. Ayasofya insanları çepeçevre saracak. Müslümanlar yepyeni bir dünya hediyesi almış olacaklardır. Oraya namaz kılmak için gidip, müze konumunu yıkık ve şaşkın biçimde izleyenler, boşluktan kurtulmuş olacak; kalplerinde hüzün yaşayanlar rahatlamış olacaklar. Kutsi emanete cami havasında namaz kılarak dokunup, onu dolduracaklardır.

Bu kararı içine sindiremeyenler içeride ve dışarıda mutsuz olacaktır. Dünyanın bu hususta bize bakışı, çeşitli nedenlerle, olumlu değildir. Siyasi, hukuki, dini, diplomatik, simgesel, psikolojik birçok boyutu olan bu gelişme iyi yönetilmelidir. Batıdan şimdiden basın organlarında bazı tepki sözlerinin gelmesi normaldir. Ekonomiyle, ihracatla, turizmle ülkeyi yıldırmaya çalışanlar olsa bile zamanla unutulacaktır. Evrensel kültürel bu mirası korumak son derece önemlidir.

Dünya yönetimi zaten algı yönetimine dönüşmüş olup algılarla kitleler kandırılmaya çalışılmaktadır. Bu kararı zamanlama olarak başka yönlere çekenlere Mevlana’nın “Çiçekler vaktinden önce açmaz” sözünü hatırlatmak gerekir. Çiçek gününde açmış ve toplumun birçok kesiminin özlem ve hasreti dindirilmiştir. Yan tarafında bulunan Süleymaniye Cami henüz doldurulamazken, Ayasofya’nın ibadete açılmasını sırrını anlamayanlar olabilir. Ancak, gerek Müslüman ve gerekse Hristiyan âlemi için Ayasofya’nın simgesel önemi çok büyüktür.

Müslümanlar için; Fatih’in fethettiği Ayasofya’nın içinde seccadeler çevrilecek, gönüller titreyecek ve namaz kılınacaktır. Eğer kesiksiz huzur buysa, ışık ve nur buradaysa, boşluktan göğe erişmek böyleyse, bütün gizemler bunun içindeyse, sonsuzluğa ulaşmak bu patikadan geçiyorsa, ortak dinlerin mabedinde, bırakınız isteyenler doya doya namazlarını kılsınlar! 

İstanbul fethi müjdelenmiş şehir olup birçok nedenden dolayı İslam dünyası için çok önemlidir. Yönetime düşen bu konuda gençlere şimdi doğru bilgiler vermektir. Bu kararın zor günleri perdelemek için bir algı yönetimi olmadığını, fethin en önemli sembolünün eski günlerdeki durumuna kavuşturularak milli bir değerin hak ettiği zirveye çıkarılması hususu olduğu anlatılabilmelidir. Zira Ayasofya, insanlığın ortak kültür mirası, geçmiş ve gelecek zamanın bitmez, tükenmez mutluluğunu yansıtan eşsiz bir eserdir.

Dostlukla…
Ali Akça 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. 1986 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda göreve başladı.  Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. 2002-2006 yılları arasında T.C. Kuveyt Büyükelçiliği’nde Ekonomi Müşavirliği görevinde bulundu. Halen, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

 

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya