Aziz Milletimizin yeniden ayağa kalkıp şahlanması noktasında belki de son şansımız olduğunuzu, bu şansın heba edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde zelil oluruz endişesini taşıyorum.
15.07.2020 23.10
1 yorum
2.646 okunma
15 TEMMUZ VE Sn. CUMHURBAŞKANIMA AÇIK MEKTUP
Mehmet Aktan

Sayın Cumhurbaşkanım;

            Yozgat, Sorgun’ da 40 yıldır avukatlık yapmaktayım.

            Aziz Milletimizin yeniden ayağa kalkıp şahlanması noktasında belki de son şansımız olduğunuzu, bu şansın heba edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde zelil oluruz endişesini taşıyorum.

            Devlet yönetimi insanlardan müteşekkil bir yapı olmakla, hatadan arî olamayan insanlardan müteşekkil devlet idaresinde de illa ki hatalar olacaktır.

            Siz yöneticilerden sadır olacak kaçınılmaz hataların düzeltilmesiyle ilgili olarak, bizlerin gücümüz yettiğince dilimiz döndüğünce uyarılarda bulunmamız gerekiyor. Bu da vatandaş olarak bizim vazifemiz. Mü’minler birbirlerini yıkayan eller gibidir.

            Vatandaş olarak herkesin Devletin ve Milletin bekası için üzerine düşeni yapması gereğine inanıp, Hz. Ömer (R.A.) a ; “…Seni kılıcımla düzeltirim diye karşılık veren Sahabe ‘yi örnek alarak,

            Her vatansever gibi kendimi bu konuda vebal altında hissettiğim için, bazı konularda gördüğüm aksaklık ve eksiklikleri işaret ederek düzeltilmesi yönünde acizane düşünce ve tekliflerimi arz etme ihtiyacı duydum. Elbette bu konularda da görevli ve vazifeliler mevcut. Ancak onların gözünden kaçmış hatalar olması da muhtemeldir.

            Öncelikle, hangi hizipten olursa olsun Manevi ve Milli değerlerimize samimiyetle bağlı her insanın yapmak isteyip de yapamadıklarını sizin önderliğinizde AK Parti iktidarının yapma gayreti içinde olduğunu teslim etmem gerekiyor. Allah (C.C.) sizlerden razı olsun. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin, hayırlı uzun ömürler versin İnşaallah.

            Bu mektubuma benzer bir mektubu 2017 Kasım ayında yazdım. Size ulaştırmak için bir çok kereler teşebbüste bulundum ancak maalesef ulaştıramadım, zira ulaştırabilmiş olsam geri dönüş olurdu diye düşünüyorum.

            2017 de yazdığım mektupta bu günkü mektubumdaki konulardan başka konular da vardı. Ancak bu mektubumu yazmaya başladığım bu köşenin azami hacmini hesaba katarak sadece aşağıda arz edeceğim konuya hasrettim.     

            Sayın Cumhurbaşkanım;  

            Bu mektubumun konusu FETÖYLE MÜCADELE.

            Bu konuda, cemaat olarak isim yapan bu yapının tarihine bir göz atmamız gerekiyor.

            AK Parti iktidarından önceki iktidarlar seküler bir Devlet politikasının uygulayıcısı du-rumunda olduklarından, insanımız dini gaile ve ihtiyaçlarının karşılanması konusunda başka yerler aramışlar, arayış içinde oldukları bu noktada karşılarına malum yapı, Cemaat olarak çıkmıştır.

            İnsanımız gerek kendisinin ve gerekse çoluk çocuğunun nezih bir ortamda dini değerlere bağlı öğreticiler elinde yetişmesi için büyük maddi fedakârlıklara da katlanarak dini bir cemaat olarak bildikleri bu yapıya teveccüh etmişlerdir. Malum şahsı, Yüce Dini-mize dünya çapında hizmet eden bir insan olarak bilip, o sebeple kendisine saygı ve sevgi beslemişlerdir.

            Devlet kademelerine sızmalar da, bu mel’ un ve menfur şahıs tarafından seküler olmayan bir devlet yapısı kurma amacıyla izah edilmiştir.

            ByLock gibi bir programın yüklenip kullanılması da;

../.

Bu menfur ve mel’un örgütün gizli haberleşmesine hizmet amacıyla olduğu gibi,

            Bazen, seküler olmayan bir devlet yapısı tesis etmeye hizmet yolunda cemaat Mahre-miyetini temin edecek bir vasıta olduğu gerekçesiyle,

            Bazen, hain darbe teşebbüsünün başarısız olma ihtimaline binaen FETÖ soruşturmala-rını sulandırmak maksadıyla, cemaatle hiç ilgisi olmayan insanların telefonlarına yönlendirme yapmak suretiyle,(Mor Beyin adıyla bilinen 11.480 telefona yüklenmiş olduğu gibi.)

            Bazen, tamamen dini konularda sohbet ve dini bilgi aktarım gayesi adı altında,

            Bazen, farklı programlar (Ezan programı, araba yarışı programı olan “Asfalt” programı vs. programlar) altında,

            Ya da halen bilemediğimiz başka haince düşüncelerle,

            Telefonlara yüklendiği son zamanlarda ortaya çıkmış bulunmaktadır.

            Hükümetin değişmesiyle her şeyin değişmeyeceği, örneğin TSK nin seküler yapısının asla değişmeyeceği, hatta bu yüzden hükümete yardımcı olmak istedikleri yalanının hain elebaşı ve üst kademedekilerin empozesi sonucu, (Görünüşte Ergenekon vb. davalarla sözde darbeci vesayet odaklarını ortadan kaldırmak amacıyla yürüttükleri çalışmalar bu doğrultuda olmuştur.) bu iğfalin AK Parti’ nin iktidar olmasından sonra da devam etmesi mümkün olabilmiştir. Bir cemaate intisap etmiş bir insanın, belli bir süreden sonra artık, dünyaya farklı bir gözlükle bakacağı gerçeğini unutmamak gerekiyor.

            Zât- Âlinizin ; “…Ben kendi yakınlarıma dahi bunların cemaat değil bir terör örgütü olduğunu anlatamıyorum! “ şeklindeki sözleriniz, insanımızın hangi ölçü ve derecelerde kandırıldığının, iğfal edildiğinin çok çarpıcı bir ifadesidir.

            Tüm istihbarî bilgiler sizde toplandığından bu menfur yapının gerçek niyetini elbette ilk önce siz öğrenebilirsiniz. Ancak dini ihtiyaç ve gailelerini tatminden başka düşüncesi olma-yan insanların bir cemaat liderinin bu kadar hain, bu kadar menfur ve bu kadar alçak olabile-ceğine ihtimal vermesi mümkün olmayabilir. Ancak bunu ihanetle nitelendirmek doğru olmaz  olsa olsa gafletle izah edilebilir.

            FETÖ yle mücadelede, Zât- Âlinizin; “ Aşağısı ibadet, ortası ticaret ve yukarısı da iha-net “ diye son derecede doğru ve haklı olarak yaptığınız tasnif ne yazık ki, uygulamada lâyı-kıyla yapılmamaktadır.

            15 Temmuz’ dan hemen sonra yüz binden fazla kişi, çıkarılan K.H.K lerle meslekten ihraç edilmiştir.

            Meslekten ihraç, işlenen bir suç sonrasında verilmesi gereken bir cezadır. Bir suçun sabit olması ise yargı faaliyetinin sonucu olmalıdır. Yargı faaliyetini ise yargı organı yürütür ve her sanık münferiden yargılanır. K.H.K. ler ile bu genel hukuk kuralına uyulmamıştır. Üstelik, K.H.K. lara karşı yargı yolunun kapalı olması da ayrı bir hukuksuzluk olmuştur. Kısaca yargısız infaz yapılmıştır. Böyle bir uygulamanın Osmanlı’ nın torunlarına yakışma-yacağını ifade etmek istiyorum.

            İstiklâl mahkemelerinde ; “…Maznunun idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine” şeklinde hükümler verildiğini dile getirir ve bunun eşi görülmemiş bir hukuksuzluk olduğu-nu ifade ederken, böyle bir uygulamaya bizim tevessül etmemiz hiç doğru olmamıştır.

            On binlerce insanın yargılanmadan meslekten ihraç edilmesi yerine, tedbir olarak işten el çektirilip, yargıya havale edilse, yerlerine geçici sözleşmeli memur alınıp, yargılama sonucuna göre hareket edilmiş olsa elbette böylesi adalet ve hakkaniyete daha uygun olurdu.

            Şu andan itibaren de, ihraçlar, işten el çektirmeye dönüştürülüp, nihai karar için yargı-

…/…

lama sonucu beklenebilir. Zararın neresinden dönülse kârdır.

            Devlet’ in savunma refleksiyle ufak tefek hatalar yapması görülmemiş bir şey değildir. Ancak, söz konusu hukuksuzluk küçümsenecek bir hukuksuzluk değildir. Devlet ve vatandaş hak ve hukukunu karşılıklı olarak koruma gayreti içinde olunmalıdır.

            Devlet idaresine zarar vermeyecek tedbirlerin alınması elbette mümkün ve gereklidir.

Ancak, yargılama sonunda verilebilecek bir nihai kararı, hiç yargılama yapmadan başta ver-mek adil değildir. Vatandaş hak ve hukukunu hiçe saymaktır. Yargısız infazdır.

            OHAL komisyonlarının kurulup, bu yanlışı düzeltme çabaları yoluna gidilmesi olumlu bir adımdır. Ancak, aradan çok zaman geçtiğini, bu geçen zamanda pek çok mağduriyetlerin ortaya çıktığını, intihar edenlerin, eşinden ayrılanların, yuvalarının bozulanların olduğunu bili-yoruz. OHAL komisyonunun yargı fonksiyonunun usul ve esaslarına uymaksızın, sanığın savunması dahi alınmadan hukukçulardan oluşmayan bir kurulun nasıl bir yargılama yapacakları ve bu görevi ne ölçüde ifa edebilecekleri şüpheli olduğu gibi, yeterince hızlı çalış-tıkları da söylenemez.

            Elbette bu olumsuzlukların yegâne sorumlusu siz değilsiniz, ancak Devlet’ in başı ola-rak size de sorumluluk terettüp ettiğini kabul zorunluluğu olduğunu ifade etmek istiyorum.

            Size ne kadar intikal ettirildiğini elbette bilemiyorum, ancak büyük bir üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki; mağdur edildiğine, zulme uğradığına, haksızlığa uğradığına ina-nan çevremdeki yüzlerce kişi Zatınıza ve Hükümetimize, Devletimize beddua ediyor. Bu gerçek, Sizi ve Hükümetimizi Aziz Milletimizin şahlanma noktasında belki de son şansı ola-rak gören beni ve benim gibi düşünen pek çok insanı ziyadesiyle üzüyor, kahrediyor. Halbuki, Siz ve Hükümetimiz bedduayı değil duayı hak ediyorsunuz.

            Siz, Devletimize, Milletimize tarihte görülmemiş zararlar veren bu hain, alçak, mel’ un ve menfur teşebbüsün müsebbiplerini bulup cezalandırmak niyetiyle hareket ederken, iste-meden, farkında olmadan mağduriyetlere neden olup, beddualara muhatap oluyorsunuz.

            Niyetiniz açısından bakıldığında, bunu asla hak etmiyorsunuz. Ancak büyük üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki, uygulama bu sonucu doğuruyor.   

            Adli yargıda ise; maalesef genel hukuk prensiplerine aykırı uygulamalar sürüyor.

İşlendiği zaman yasalara nazaran suç olmayan fiiller suç sayılabiliyor. Sanığın şüpheden yararlanması gerekirken, şüphe sanık aleyhine yorumlanabiliyor. Sanık, suçu sabit olun-caya kadar masum sayılması gerekirken, başta suçlu sayılıyor, kendisinden masumiyetini ispat etmesi isteniyor. Hiç gerekli değilken tutukluluk tedbirine başvuruluyor. Hiçbir lehe gelişme tahliye için yeterli sayılmıyor. Terör örgütü üyesi olma kriterleri yasada belirliyken bu kriterler rahatlıkla göz ardı edilebiliyor.

            Yüksek Yargıtay Daireleri,  önceleri By Lock un telefonunda yüklü bulunmasını sanık için terör örgütü üyesi olduğu konusunda kesin delil sayarken, 11.480 telefona habersizce By Lock yüklendiğinin ortaya çıkmasından sonra, kesin değil en önemli delil olarak değerlendirilmeye başladı. Devamında binlerce tutuklunun tahliyesi talimatı verildi. Peki şimdi aylarca tutuklu kalan ancak şimdi salıverilen insanların maddi, manevi mağduriyet-leri ne ölçüde giderilebilir ?

            Şunu ifade etmeliyim ki, halen tutuklu bulunan pek çok insan, şartları ortaya çıktığı takdirde aynen 15 Temmuz’ un şehit ve kahramanları gibi canlarını bu vatan için seve seve verebilecek yapıdaki insanlardır.

            By Lock la ilgili olarak, bundan sonrası için kişiyi masum, ya da en kötü ihtimalle gafil kılacak yukarıda arz etmeye çalıştığım diğer haller söz konusu ise, bu durumlar ortaya çıkın-

…/…

caya kadar tutuklu kalacak olanların vebali kime yüklenecektir?

            By Lock başta terör örgütü üyeliği için kesin delil sayılmayıp da, örgüt üyeliğinde bir araç olarak kullanılan bir vasıta olduğu tartışılmaz delillerle ispat edildikten sonra sanık aley-hine bir delil olarak kabul edilse, bu gibi veballer söz konusu olmazdı.

            Sanığın başta masum kabul edilip, suçunu iddia makamının ispat etmesi genel hu-kuk kuralıdır. Bunun aksine tutum, hukuksuzluklara neden olur.

            Yargı’ nın, titiz bir cerrah tavrıyla habis tümörü, bulunduğu yerdeki sıhhatli sinirlere, damarlara dokulara zarar vermeden çıkarması gibi, haini, gafil ve masumdan ayırması gerekirken bunun yapılmıyor olması gerçekten çok üzücüdür.

            FETÖ yle mücadelede Zât-ı âlinizin haklı olarak kararlı ve müsamahasız bir tavır takın-ması, özellikle yargıda gafil ve masumu da hainle birlikte cezalandırma eğilimini ortaya çıkar-mış durumda.

            Çünkü, teslim etmek gerekir ki, bu konuda ayırt etme işi oldukça zor. Ayırt etme işi zor olunca, tercihler, sizin FETÖ mücadelesinde gösterdiğiniz müsamahasız tavır yönünde kulla-nılıyor. Daha doğru bir ifadeyle; Zatınızın müsamahasız tavrı, yargı mensuplarında, haini gafil ve masumdan ayırt etme konusunda titiz davranma yerine, işin kolayına gidilerek acımasız ve adaletsiz davranma yoluna gitme şeklinde tecelli ediyor.

            “Filanca yargı mensupları, filancaları tahliye etti ama sonuçta kendileri de FETÖ den takibata uğradılar” düşüncesiyle adalet hedefinden uzaklaşan yargı mensuplarının çokça olduğu şayiadır.

            Halbuki, suçluyu suçsuzdan ayırt etmek adalettir. Bu yapılmıyorsa adalet yoktur. Adalet yoksa zulüm vardır. Zulm ile abad olunmaz, zulm ile abad olanın akıbeti berbat olur.

            Sayın Cumhurbaşkanım;

            Bu konuda adalet mekanizması üzerinde, ağır bir psikolojik baskı bulunduğunu ifa-de etmek istiyorum. Bu ise, sizin yanlış anlaşılmanızdan kaynaklanmaktadır. Bu yanlış anla-mayı ortadan kaldırmak sizin konuyu açıklığa kavuşturacak beyanlarınızla mümkün olacak-tır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da uhdenize tarihi bir görev düştüğünü arz etmek is-tiyorum.

            Eminim ki siz asla adaletsizlik olsun istemiyorsunuz. “At izi, it izine karıştı” şeklindeki beyanınız da bunu teyit ediyor. Ancak sizi yanlış anlayanlar, pek çok insanın mağduriyetine neden oluyorlar, sonuçta zulmediyorlar. Ancak halk bunu bilmiyor. Sizi ve Hükümetimizi so-rumlu tutuyorlar. Fırat’ ta zayi olan bir koyun nedeniyle sorumluluk hisseden bir Emir’ in müntesibi olduğu bir kültürün mensuplarıyız. Bu nedenle, dile getirdiğim bu konuyu hakkıyla anladığınız ve kayıtsız kalmayacağınıza inancım tamdır.   

            Bu konuda içerde mağdur edebiyatı ve istismarı yapan bir sorumsuz ana muhalefet ve etrafındakilere, dışarıda bu sebeple çeşitli baskılar uygulayan mihraklara fırsat verilme-meliydi.

            Şimdi hain elebaşının, ellerini ovuşturarak, iğrenç ağzından salyalar akıtarak Ülkemiz-deki manzarayı zevkle izlediğini görür gibi oluyorum.

            Esasen By Lock konusunda; darbenin başarısız olma ihtimaline binaen, alçak elebaşı-nın talimatıyla önceden yapılmış olanların; hainin, masum ve gafilden kolayca ayırt edileme-mesi amacıyla yapılmış şeytanca işler olduğunu düşünüyorum.

            FETÖ’ yle mücadelede bu gibi yanlışlıkların Siz’e ne ölçüde yansıtıldığını bilmem müm-

…/…

kün değil. Ancak şundan eminim ki, adaletsiz bir yönetimin başında olmayı asla istemezsiniz.

            İnsanımız, meczup, hain, şarlatan ve alçak birisi tarafından seküler devlet anlayışın-dan kaynaklanan uygun bir ortamda dini istismarla kandırıldıkları için cezalandırılmamalı, zihninin durulması ve gerçeği görmesi için gereken yapılmalıdır.

            On binlerce insan aslında FETÖ’ nün adamı değil, seküler Devlet politikaları yüzün-den onun tuzağına ve kucağına düşmüş vatan evladıdır. Bu Milletin bağrından on binlerce, yüz binlerce hain çıkmaz. Kerim Devlet’ e düşen, masum ya da gafil vatandaşlarını cezalan-dırmak değil, onları düştükleri bu tuzaktan kurtarmaktır. Hain oldukları tartışmasız anlaşılanlara ise elbette hak ettikleri ceza verilmelidir.

            Esasta seküler Devlet anlayışının, devamında da FETÖ haininin neden olduğu bu mağduriyete son vermek tarihi bir görevdir. İnşaallah bu görev Zât-ı Âlinize nasip olacaktır.

            Yargıdan FETÖ’ yle mücadelede tam bir adalet istediğinizi açıklamanız, kurunun yanında yaşın yakılmaması sorumluluğunun ve vebalinin kendilerinde olduğunu hatırlatmanız, işin kolayına kaçarak masum ya da gafil vatandaşların hainlerle aynı kefeye konulmasını asla istemediğinizi kuvvetle hatırlatmanız adaletin tecellisi noktasında son derecede etkili olacaktır kanaatindeyim. Bu suretle size atfedilen vebalden de kurtulmuş olacaksınız.

            Diğer taraftan, FETÖ ‘ nün akidesindeki bozuklukların sık ve yaygın biçimde başta Diyanet teşkilatımız olmak üzere her imkân ve vasıtayla halka anlatılması çok önemlidir.

            Elebaşı alçağının sadece bir darbeci hain olmayıp aynı zamanda, düşünceleriyle, inançlarıyla küfre girmiş ve küfre hizmet eden bir mel’ un, bir mürted olduğu delilleriyle gösterilmelidir.

            İslâm’a düşman A.B.D. nin onca yıldır bu şarlatana neden kucak açtığı anlatılmalıdır.

            Genel hukuk prensipleri içerisinde yargılama yapılarak gerçek hainlerin bulunup çıkarılması ve cezalandırılması ne kadar önemli bir görevse, masum ya da gafil insanımızın mağduriyetine son vermek de o kadar önemli bir görevdir. Bu arada, adli ve idari alanlarda, bu alçak yapı artıklarının verebileceği zararlardan korunmak için makul ve adil tedbirlerin elden bırakılmaması da elzemdir. Örneğin, bu noktada şüpheli bulunan idari kadroların ihraç edilmeleri yerine, işten el çektirilmesi, adil bir yargılama sonucuna göre nihai karar verilmesi adalet ve hakkaniyete daha uygundur. Bu konuda adalet ve hakkaniyete uygun yeni bir K.H.K. çıkarılması daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.   

            Bu konuyla ilgili olarak; mağduriyetleri adil bir çözüme kavuşturacak etkili ve yetkili bir kurul tesisi elzemdir diye düşünüyorum.

            Siyonizm’e uşaklık ettiğinden şüphe edilmeyen sahibi dışarda, felaket tellalı, medya, ve basın yayın kuruluşlarıyla ilgili olarak da cesaretle radikal tedbirler alınmalıdır.

            Son olarak;

            Son aylardaki Yahudi uşağı A.B.D. yönetiminin Ülkemize yönelik ekonomik saldırısı nedeniyle kur artışı, yüksek faiz ve enflasyon nedeniyle yaşadığımız ekonomik sarsıntı orta-mında kasa ve keselerini doldurmak isteyen fırsatçılara şahit oluyoruz.

            !5 Temmuz hain darbe girişimi sırasında bir tarafta kahramanlarımız canlarını bu vatana feda ederken, öte yanda ekonomik saldırı karşısında bazı fırsatçıların şehitlerimizin kanıyla sulanmış vatanımızda, kasa ve keselerini doldurmaya çalışmaları, düşmana hizmet, vatana ihanettir. Böyle bir tavır içerisinde bulunanları hal-i hazırda kanunlarımızda mevcut bulunan hükümlerle cezalandırmamız yeterli değildir. Zira bu yasalar sulh zamanlarında çıkarılmış yasalardır.

…/…

Ekonomik saldırıyla karşı karşıya bulunduğumuz şu ekonomik savaş zamanında

fırsatçıların, istifçilerin davranışları ancak vatana ihanetle nitelendirilebilir. Bu nedenle, bu gibi hainler için yasaya yeni bir hüküm ilave edilerek, böylesi hainler vatana ihanet suçuyla suçlanıp cezalandırılmalıdır. Haksız, yersiz ve gereksiz enflasyon, faiz artışı  ile diğer ekonomik olumsuzlukların bu sayede sıfıra müncer olacağını hep birlikte göreceğiz İnşaallah.

            Sayın Cumhurbaşkanım;

            Tamamen hissettiğim vebal ve sorumluluk duygusu sonucu kaleme aldığım bu mek-tupta varsa hatalarımdan dolayı önce Yüce Allah (C.C.) dan ve sonra da sizden af diliyorum.

            Allah yar ve yardımcınız olsun. Başımızdan eksik etmesin İnşaallah.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
15 TEMMUZ VE Sn. CUMHURBAŞKANIMA AÇIK MEKTUP
Sayın Mehmet Aktan bey,makalenizi zevkle ve keyifle yavaş,yavaş özümseye,özümseye hatta bir kaç kez tekrar başa veya paragraf başına dönerek okudum.Uzun zamandır ne muhalif yazar,çizerlerden nede Ak Partili yazar,çizerlerimizden bu derece olaya bir cerrah titizliğinde derinlemesine nufuz ederek,doğru tesbitlerde bulunarak irdeleyen,inceleyen bir makale veya tesbit okumamıştım. Mağrurların,mazlumlara tercüman olması görüşünüzü saygıyla tasdikliyorum. Elinize,dilinize ve özünüze sağlık... Acizane;" İnsanımız,meczup,hain,şarlatan" diye başlayan makaleniz paragraf başının içerisine salyalı,kudurmuş,Hassan Sabbah'a bile haşa rahmet okutan Haşhaşi diye yazılsa diye düşündüm.Affınıza sığınarak...
Yorum Ekleyen: Abidin Zeki     17.07.2020 16:55:38
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya