Şükür; yıllarca açılsın diye mitingler yaptığımız yazıp konuştuğumuz rüyasını görüp hayal kurduğumuz Ayasofya Camisi; müze yapılan 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, 10 Temmuz 2020 tarihli Danıştay’ın iptal kararıyla ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle de tekrar eski statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Temmuz 2020 Cuma günü ibadete açılacaktır.
22.07.2020 13.23
2 yorum
3.235 okunma
AYASOFYA’NIN AÇILIŞININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Hayrullah Başer

AYASOFYA’NIN AÇILIŞININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Şükür; yıllarca açılsın diye mitingler yaptığımız yazıp konuştuğumuz rüyasını görüp hayal kurduğumuz Ayasofya Camisini; müze yapan 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, 10 Temmuz 2020 tarihli Danıştay’ın iptal kararıyla ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle de tekrar eski statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Temmuz 2020 Cuma günü ibadete açılacaktır.

Ayasofya’yla ilgili Anahaber Gazetesinde yazarlarımızın değişik yazıları yayınlandığı gibi yine bu köşede tarihi, hukuki, siyasi, milli ve benzeri yönlerini anlatan kapsamlı yazılar da yayınlandı.

Bu yazımda Ayasofya Cami’nin açılışı gündeme geldiğinden itibaren toplumda tartışılan konunun hukuki, dini, siyasi, uluslararası anlamı üzerinde durmak istiyorum. Konunun iyi anlaşılması için, işin özünü bir hatırlamak ve hatırlatmakta yarar var.        

Tarihi kayıtlarda Ayasofya, Roma İmparator adına kayıtlı bir KİLİSE’dir. Fatih’in babasının padişahlığı döneminde yıkılma tehlikesi nedeniyle Osmanlıdan onarım için teknik ve mali yardım istenmiş bir mabettir. Fetihten hemen sonra Fatih, padişah olarak önce Ayasofya’yı kendi mülkiyetine alır. Tamirini, onarımını, restorasyonunu ve minaresini yaptırır. (Bakım işi daha sonraki padişahlar döneminde de devam eder.) Sonra Fatih kendi Vakfiyesini kurarak çevre gayrimenkullerini de satın alarak geniş bir alanda camii ve müştemilatını oluşturur. Ayasofya Camii müze yapılıncaya dek Cami ve diğer hizmet birimleri vakfiye olarak devam eder.

Kurtuluş savaşı sonrası Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur, Kuruluş belgesi olarak anılan ve siyasi tarihimizde önemli yeri olan LOZAN ANTLAŞMASI görüşmeleri devam etmektedir.  (Bu tarihi  günleri şöyle bir hatırlıyalım), Türk Delegasyonunun başkanı İsmet İNÖNÜ'dür. Görüşmeler sırasında taraf devletlerin baskı ve talepleri karşısında İnönü direnir Türkiye’nin taleplerinde ısrar eder. Sonunda İngiliz Delegesi Lord CURZON (Gürzon) un İnönü’ye cevabı manidardır.

‘’Bu kartları da cebime koydum. Siz ülkenizin imar ve gelişmesi için bize geleceksiniz, her taleple geldiğinizde bu kartları açacağız’’ demiştir. İşte Ayasofya’nın müze yapılması da ROKFELLER’ den alınan mali kaynağa karşı bir jest olmaktan ibarettir. Rizaen yapılmış bir işlem değildir. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları bu işte ne kadar isteksizdir ki Bakanlar Kurulu kararında imzası olmadığı konuşuluyor. Resmi gazete de Kararname’nin yayımlanmadığı anlaşılıyor. Bu durum o dönem yöneticilerinin de yapılan işin içlerine sinmediği gösteriyor.

Ayasofya ile ilgili tartışılanlara gelince;

Olaya dini dayanak aramaya gerek yoktur. Müze yapılışı da, Camiye dönüştürülmesi de dini olmaktan çok milli, siyasi, hukuki, sembol ve geçmişe vefa konusudur.

Dini değerler ve dini mekânlara gösterilen saygıya gelince, fetihten sonra bu güne yaşatılan İstanbul ve Anadolu’daki kilise, manastır ve havralara bakın, bir de Endülüs’teki Kurtuba Camii’nin kiliseye çevrilişi, Yunanistan ve Avrupa’daki camilerin haline bakarsanız, milletimizin diğer, dini değerler ve mabetlere nasıl saygı gösterdiğini görürsünüz. Milletimizin kıyas kabul etmez bir üstünlüğüne şahit olursunuz.

Olaya hukuki açıdan baktığımızda ise, şahsa ait bir Vakfiyenin irade dışı başka bir amaca (müzeye) tahsis edildiğidir. Hukuken bu mümkün değildir. Ancak eksik de olsa (imzanın tartışılmış ve resmi gazetede yayımlanmamış olması) Bakanlar Kurulu kararı, yani idari bir işlem var demektir. Yeni bir işlem için öncelikle eskisinin iptali gerekir. Danıştay’ın yaptığı da tastamam budur ve doğrudur. Cumhurbaşkanlığı’nın Danıştay kararından sonra açılışla ilgili çıkarılan Kararname’sinin seyri doğru işlem olarak da yerindedir. Neticeten Karar hukuki ve milli menfaatlerin korunması anlamında siyasi bir karardır. Toplumumuzun bir yarasına şifa merhem olmuştur.

Bu kararı çıkaran iktidarın, siyasi menfaat bekleme, siyasete alet etme, zamanlama gibi eleştiriler konuşulabilir, tartışılabilir. O da diğer politik kurumların bu kararı hukuken ve siyaseten doğru buluyorlarsa, yapılan işleme karşı olmak yerine, destekleyerek kendileri de bu karara ortak olmalılar. İstismar varsa böyle önlemeliler diye düşünüyorum. Muhalefeti İktidarın eksikleri, yanlışları üzerinden yapmalılar. Siyasetin doğru üslubu da budur kanaatindeyim.

Olayın bir başka boyutuna gelince, Ayasofya’nın 86 sene önce müze yapılışından bugüne Hristiyan dünyanın sevincini, tavrını, özellikle Türk Milleti olmak üzere İslam Dünyası’nın hüznünü, ıstırabını hep birlikte yaşamadık mı? Açılış hayallerimizin gerçekleşmesi geciktikçe, millet olarak ruh dünyamızdaki yaranın acısı psikolojimize yansımadı mı?

Geçmiş iktidarların Başbakanları Menderes, Suat Hayri Ürgüplü, Demirel, Turgut Özal’ın Ayasofya ile ilgili her teşebbüsleri Hristiyan Dünya’nın tepkisiyle, baskısıyla nasıl neticesiz kaldığını özellikle bizim kuşak unutabilir mi? Sonraki nesillere bu ihanet ve baskılar nasıl unutturulur? Bu zulüm odaklarının yaptığı çalışmalarını geleceğe taşımak milli ve dini bir görev vebal değil midir?

Ayasofya’nın açılması için yapılan mitingler Papa’nın İstanbul’a gelişindeki Ayasofya’yı ziyaret edip, takdis arzularına karşı yapılan protestolara katılan nesil olarak, o günlerin üzerimizdeki etkilerini nasıl unuturuz?

Ayasofya bizim batı hegomonyası karşısında bağımsızlık sembolümüzdür. Bizim en zayıf zamanımızda dayatılan ve tavizle kimliği değiştirilen bu sembol mabedin asli kimliğine kavuşması yıllarca bu milletin gönlünde siyasetten hep bir beklenti olarak durmuştur. Ve millet bu arzusunu mitinglerle, basın yayın organlarıyla kamusal iradesini diri tutmuştur.

Yazımı bu mitinglerin bir anısıyla bitirmek istiyorum. Altmışlı yıllar da İstanbul Hukuk Fakültesinde okuyoruz. Her 29 Mayıs’ta Ayasofya mitingleri düzenleniyordu. Bizler ilk defa toplumun milliyetçi muhafazakâr, dini önder ve temsilcilerini bu mitinglerde görüyor ve tanışıyorduk. Mücadele Birliğinin temsilcileri Aykut Edibali, Yavuz Arslan Argun, Yılmaz Karaoğlu, Taha Akyol vb. kişileri mitingler vesileyle gördük, tanıştık. Papa’nın gelişindeki düzenlenen protesto mitinginde, Ayasofya önünde protestocuların eylemi yoğunlaştığında, heyecandan gözleri karardığı anda, gençlerin polisle çatışmaması için onları itidale davet eden, teskin eden insan rahmetli Yavuz Arslan Argun ve yanındakilerdi.

Kısaca, Ayasofya’nın açılışı o gün bizim için bir hayaldi. Şükür gerçek oldu. Miting günü alandan ayrıldıktan sonra Sakin isimli bir arkadaş sakal bırakmış ‘’ne oluyor arkadaş’’ diye sorduk şaka yapmak istedik. (O dönem sakal moda değildi.) O kadar etkilenmiş ki ‘’Ayasofya açılana dek sakalı kesmeyeceğim’’ diyordu. O kadar inanmıştı ki Allah'a şükür bu gün gerçek oldu. O arkadaş da açılışı gördü.

Dileğimiz siyaset erbabının açılışı siyasetin dışında milli, tarihi bir görev yapma noktası olarak görmeleridir. Bedeli ne olursa olsun açılışı gördük. Hayırlı olur inşallah. Elbette bedeli az zararla atlatmalıyız. Bunun yolu toplumun siyasi vb. tüm kurum ve bireyleriyle samimi ve diri duşundan geçtiğidir.

Dileğimiz, batının diğer dayatması, İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi kanunundan doğan sorunların ortadan kaldırılması diliyor, yetkilileri bir kez daha uyarmak istiyorum.

Hayrullah BAŞER
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Başkanı

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Teşekkür
Kıymetli Hayrullah bey, güzel bir yazı kaleme almışsınız, diğer hatıralarınızı da sizin kaleminizden öğrenmek isteriz. Ayasofya gibi milli ve manevi bir meselede emek veren Başkanımız Recep Tayyip Erdoğana, şahsınıza ve beraber olduğunuz tüm vatanseverlerle ve ter döken, bedel ödeyen, dua eden herkese minnettarız, duacıyız. Allah sizlerden razı olsun. Bu sevincimizin yanısıra yazınızın sonundaki kaygınıza ve dileğinize katılıyor, yanlışların düzeltilmesini bekliyoruz.
Yorum Ekleyen: Faruk Başoğlu     27.07.2020 00:21:14
AYASOFYA SONRASI
Teşekkür ederim sayın abim, kiymetli başkanım, Ayasofya hakkında verdiğiniz ayrıntılı bilgiler ile mazide bu uğurda verilen mücadeleler ve ümmet için müjde mahiyetinde geldiğimiz son nokta hakkında aydınlatıcı olmuştur. Tebrik ediyorum başkanım.
Yorum Ekleyen: Hüseyin AYAZ     25.07.2020 11:00:56
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya