Bir asra yakın bir zamandır toplumumuz ya Atatürk’cü, ya da Atatürk düşmanı diye nitelendirilip iki temel tasnife tabi tutulmuş durumda.
29.07.2020 15.45
642 okunma
ATATÜRK İSTİSMARCILIĞI ATATÜRK DÜŞMANLIĞI
Mehmet Aktan

Bir asra yakın bir zamandır toplumumuz ya Atatürk’cü, ya da Atatürk düşmanı diye nitelendirilip iki temel tasnife tabi tutulmuş durumda.

Bu ayırımın aslında hiçbir ilmî temeli mevcut değil. Ne var ki, bu tasnif öyle derinleşmiş, öyle kemikleşmiş ki, hiç kimse böyle bir tasnifin ilmî, gerçekçi ve haklı bir temelinin olup olmadığını kendi kendine sorma, araştırma ve öğrenme ihtiyacı bile duymuyor. Eğer fanatizmden bahsedilecekse, bu konudaki fanatizm öğretide çarpıcı bir örnek olarak rahatlıkla gösterilebilir.

Bir tarafta; düşünce temeli sadece ve sadece “Atatürkçülük” olan ana muhalefet partisi ve aynı kapsamda onlarca sosyal toplum kuruluşu mensupları, Atatürkçülüğü her derde deva, her hastalığa şifa olarak görüp tavsiye ve teklifleri bundan ibaret oluyor.

Diğer tarafta ise bir grup insan; Atatürk’ ün yaptıklarını bu Millet’ in başına gelmiş büyük bir talihsizlik olarak kabul edip, o doğrultuda değerlendiriyorlar. Bu grubun tavrı da sonuç olarak Atatürk düşmanlığı şeklinde nitelendirilebilir.

Değerli okuyucu;

M. Kemal ATATÜRK, Osmanlı Devleti’ nin yıkılışına denk gelen Birinci Dünya Harbi sonlarından itibaren Vatan’ a ve Millet’ e askeri alanda büyük hizmetler etmiş ve neticede İstiklal Harbi’ mizin Başkomutanı olarak, ölüm döşeğindeki bir Millet’ i önce, Allah’ ın inayeti  sonra da diğer silah arkadaşları ve şehitlerimizin, gazilerimizin sayesinde ayağa kaldırarak bize şu an üzerinde hür ve bağımsız olarak yaşamakta  olduğumuz Vatan’ ımızı bırakmıştır.  

Bu gerçeğin inkârı, bu Millet’ in evladına yakışacak bir hal değildir. Bu nedenle Atatürk düşmanlığı hak verilecek bir tavır değildir.

Askeri zaferler ve Vatan’ ın kurtuluşunu müteakiben, Devlet’ in yeniden kuruluşuna sıra gelmiş, bu noktada; Osmanlı’ nın son zamanlarında iyice etkinleşmiş olan, Yüce Dinimiz’ in ahkamıyla asla bağdaşmayan, yobazlık, ham sofuluk, ilim ve tekniğe karşılık, din istismarcılığı ve cehalet karşısında, yeni devletin temellerinin dine dayalı olmaması gerektiği şeklindeki Batı’ nın laiklik düşüncesi ağırlık kazanmış ve anayasa bu doğrultuda şekillendirilmiştir.

Halbuki, bu düşünce gerçekte Yüce Din’ imize karşı yapılan tam bir haksızlıktı.

O zamanın şartlarında, gerilemenin sebebi yukarıda arz edilen yanlış ve haksız gerekçelere dayandırılarak yanlış teşhis konmuş ve devamında elbette yanlış tedavi yoluna gidilmiştir.

Muasırlaşma, medenileşme, gelişme, ilerleme, modernleşme adına, manevi ve milli değerlerimizden fışkıran adalet, huzur ve mutluluk kaynağı öz hukukumuz yerine Batı’ nın hukuku yürürlüğe konmuştur. Atatürk Devrimleri’ nin ana fikri ve genel amacı budur.

Yüce Din’ imizi , yobazlık, ham sofuluk, ilim ve tekniğe karşı olmak, din istismarcılığı ve cehaletle özdeşleştirip bir tutmak elbette ki çok büyük bir hata idi.

Yüce Din’ imizin, yobazlık, ham sofuluk, ilim ve tekniğe karşı olmak, din istismarcılığı ve cehaletten arındırılarak gerçek hüviyetinin ortaya konulması ve bu şekilde yürürlüğe konulması gerekirken, Atatürk devrimleriyle; materyalist batı kültürünün hukuk ahkamının yürürlüğe konması, elbette fert ve toplum hayatında derin uyumsuzluklara neden olmuş, sonuçta Devlet-Millet bütünleşmesinin önünde aşılmaz bir engel haline gelmiştir.  

Bu ilmî ve tarihi gerçeği görmemek de, ilmî düşünceyi rehber kabul eden bir insana yakışmaz.

Atatürk, her insan gibi doğru ve yanlış işler yapabilen bir insandır. Sadece bir insandır. Hal böyleyken O’ nu ilahlaştırmaya çalışmak doğru değildir.

Ayrıca, Atatürkçülük, ya da Kemalizm diye bir doktrin de yoktur. Doktrin, bir “Hayat ve kâinatı izah” inanç ya da felsefesidir. Atatürk’ ün İslam inancından farklı bir hayat ve kâinat izahı yoktur. Sosyal ve hukuki hayatın tanzimi ile ilgili konular, din ve felsefeden mürekkep doktrin’ in alt şubesidir. Hukuk sistemimizin başka bir hukuk sistemiyle değiştirilmesi, harf ve şapka devrimi gibi sosyal hayat ve hukuk alanındaki değişiklikler ne bir din ve ne de felsefe (doktrin-akide) kapsamında değerlendirilemez.

Bu nedenle; siyasi, hukuki ve sosyal hayatta karşılaşılan problemleri çözüm noktasında, çözüm olarak ileri sürülebilecek bir Atatürkçülük düşüncesi mevcut değildir. Kendisini Atatürkçü olarak gören vatandaşlarımızın böyle basma kalıp çözümler yerine, jeopolitik özelliklere, zamanın şartlarına ve problemin özelliklerine göre kafa yorup çözümler üretmesi ve çözüm tekliflerinde bulunması gerekir. Yoksa soyut Atatürkçülük, devrimcilik kavramlarıyla çözüme yardımcı olunamaz.

Hal böyleyken; günümüzün sıkıntı ve problemlerini çözmek için kafa yormak yerine, işin kolayına kaçarak, Atatürkçülük gibi mevhum (aslında mevcut olmayan, vehmedilen) bir ideolojiye sığınıp, onu çare olarak ileri sürmek, farklı görüş ve anlayışları Atatürkçülük kalkanıyla karşılayarak istismar yolunu seçmek kimseye bir şey kazandırmaz.

Öte yandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’ nın, hataları yüzünden, yaptığı doğru işleri, hizmetleri görmezden gelmek de doğru değildir. Bizim bugünün şartlarında hata olarak nitelendirdiğimiz işlerin, yapıldığı zamanın şartlarına göre hata olup olmadığı hakkında hüküm vermemiz her zaman doğru olmaz.

Her şeyden önce, ameller niyetlere göredir, yaptığı yanlış işleri, doğru yaptığını düşünerek yapmışsa, sonucu iyi olmasa da, bunun Allah indinde herhalde bir ecri vardır.

Diğer taraftan; Atatürk’ ün inancı hakkında bizlerin yargıda bulunması da doğru değildir. Amentüyü açıkça reddeden beyanları varsa, denecek bir şey yoktur. Ancak bu da zamanla kayıtlıdır. İnsan bir zamanda inançsız, başka bir zamanda inançlı olabilir. Hiç kimse imanının geleceği hakkında garanti veremez.

Hülasa; insanın imanı hakkında ilim sahibi olan ancak Allah’ tır.

Başka bir açıdan insan; inançlı olduğu halde yanlış işler yapıp günahlar işleyebilir. Bu hususun değerlendirmesi ve hüküm verilmesi de ancak Allah’ a aittir. Aynı şekilde bizim inançsız gördüğümüz insanların insanlığa hizmet adına güzel işler yapması halinde de hüküm sahibi olan Allah’ tır.

Atatürk’ le ilgili olarak bize düşen; “Bu Vatan ve Millet için yaptığı hayırlı işlerden dolayı Allah İNŞAALLAH taksiratını affedip cennetine koyar.” Diye dua etmektir. Bu konuda ne takiyeye, dalkavukluğa ve ne de düşmanlığa yer yoktur.

Son zamanlarda Ayasofya’ nın ibadete açılmasıyla ilgili medyada birçok tartışmalar hatta kavgalar yapılıyor.

Mevzuata göre, Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’ in tesis ettiği vakfın mülkiyetindedir. Camilikten çıkarana beddua ettiği de doğrudur.

Atatürk’ ün Ayasofya’ nın müzeye dönüştürülmesinde imzasının olduğu da herhalde doğrudur.

İyi de; o zamanın şartları ve dış baskılar, şartlar, hatta iç baskılar, O’ nu böyle bir şeye zorlamış olabilir mi? Malum olduğu üzere İslam’ da “Mudara” diye bir mefhum vardır. Düşmanın gücünü alt etme imkânı yoksa, siyaset yapmaya cevaz vardır. Bu hususun da gözden ırak tutulmaması gerekiyor.

Atatürk’ ün vakıf senedinde böyle bir bedduadan haberi var mıydı?

Sonradan bu hatayı fark edip, pişman olmuş ancak geri dönememiş olabilir mi? Biliriz ki pişmanlık tövbedir. Birbirimiz hakkında hüsnü zan etmemiz üzerimize vazifedir.

Son olarak; Atatürk’ ün her insan gibi hata yapma gibi bir zaafı yok mudur?

Bu hususlar, bilgimiz dahilinde değilken, yargılamak doğru olmadığı gibi, D.İ.B. Sn. Ali ERBAŞ aleyhine de, “…bedduaya muhatap derken, Atatürk’ ü kastediyordu” diyerek tepki gösterip davalar açmak, ilme ve itidale uygun davranışlar mıdır?

Sn. Ali ERBAŞ, vakıf senedinde yazılı olanı söylemekten başka bir şey mi yapmıştır? Niyet okuyuculuk, şimdiye kadar kime ne kazandırmıştır?

Atatürk’ ün, hal-i hazırdaki Vatan’ ımızın bize kalmasındaki katkısını göz önünde tutmalıyız derken, Fatih Sultan Mehmet’ in İstanbul’ u ve diğer birçok yeri vatan toprağı ettiğini göz ardı mı etmeliyiz?

İki büyük tarihi şahsiyetin birini öbürüne tercih gibi bir inisiyatifimiz var mıdır?

Değerli okuyucu;

Özetle: Türk Milleti’ nin ayrışmak için değil, birleşip bütünleşmek için sebepler arayıp bulması gerekiyor. Tarihi şahsiyetlerimizin bizi bölüp parçalamak için kullanılması, her şeyden önce o tarihi şahsiyetlerimizin ruhunu muazzep eder.

Hayırlı bayramlar diliyorum.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya