Ayasofya, 481 yıl cami olarak, 86 yıl da müze olarak kullanıldıktan sonra yeniden cami olarak hizmete girdi.
03.08.2020 12:10
2.042 okunma
Ayasofya konusuna farklı bir bakış..
Av. Sabri Turhan

Ayasofya, 481 yıl cami olarak, 86 yıl da müze olarak kullanıldıktan sonra yeniden cami olarak hizmete girdi.

Bu yazıda konu ile ilgili günlük tartışmalara, ağız dalaşlarına pek temas etmeyeceğim. Zaten Ayasofya konusunda iktidar ile muhalefetin arasında önemli bir tartışma da olmadığı kanısındayım.

Ayasofya, cami olarak hizmet ettikten, arsası ve üzerindeki bina cami olarak vakfedildikten sonra, buna dair tapu kayıtları 19.11.1936’da  oluşturuldu. Yani Eminönü bölgesindeki 57 ada, 57 pafta ve 7 parsel sayılı bu yer, tapu kaydında Fatih Sultan Mehmet Vakfı adını tescillidir. Ve vakfiye kayıtlarında yerin cami olarak kullanılacağı yazılıdır. Bir başka deyimle, 24.11.1934’te müze yapıldıktan tam 2 yıl sonra tapuya cami olarak kaydedildi Ayasofya.. Kararnamede müze, tapuda cami..

Vakıf kayıtları buranın cami olarak kullanılacağını ve başka bir amaçla kullanılamayacağına amirdir.

İşte, Ayasofya’nın müze olmaktan, cami olmaya yönelik Danıştay 10.Dairesi kararının da can alıcı noktası buraya odaklanmaktadır.

Bundan önceki yıllarda Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılması için başka davalar da açılmıştı. Fakat konusu ve vakıaları daha başka olduğu için o davalar reddedilmiştir.

Bu sefer, dava açanlar; tapuda yerin cami yeri olarak kayıtlı olduğunu, Fatih’in vakfiyesinde da cami olarak kullanılması iradesinin yazıldığını, 24.11.1934’teki Bakanlar Kurulu kararının, tapu kaydına, ve vakfiye senedine aykırı olduğunu öne sürerek ve yerin tekrar cami olarak açılması gerektiğini talep ederek dava açtılar.

Dava dilekçesinde ve arada verilen dilekçelerde; o günkü Bakanlar Kurulu Üyeleri’nin önemli bir kısmının (7 kişi mi) toplantıda ve Ankara’da olmadığı, Gazi Paşa’nın oradaki imzasının da O’nun bilinen imzalarına benzemediği, bunun için mahkemenin imza incelemesi de yapması gerektiği  talep edildi.

Davacılar, meclis tutanaklarını bulmuşlar. O gün, yani 24.11.1934’deki meclis oturumunda, bakanlar kurulunun bazı üyeleri yoklamada, meclis binası içinde değilmiş ve onlar o gün Ankara’da da değilmiş. İddia şu: Ankara’da olmayan bakanlar, bu imzaları sanki o gün orada imiş gibi ne zaman ve nasıl attılar?

İmza konusu çok önemli olmamakla birlikte burada küçük bir vakıayı anlatmak isterim.

Genel Türk vatandaşları için soyadı kanunu 1934 yılı Haziran ayında çıktı. 1934 Haziran’ından sonra insanlar “soyadı” almaya  başladılar. Ama Gazi Paşa,1934 haziran’ından çıkan kanun ile Atatürk soyadını almadı. Gazi Paşa için ayrı bir soyadı kanunu çıkarıldı. Bu kanunun adı; ”Kemal Öz aldı reisicumhurumuza Atatürk soyadı verilmesine dair kanun” idi. Bu, 2258 sayılı kanundur ve 2 maddeden ibarettir. Yani Gazi Paşa, genel soyadı kanunu ile değil, özel kanun ile Atatürk soyadını almıştır.

Atatürk’e bu soyadını veren kanunun tarihi de 24.11.1934’tür. Yani Gazi Paşa, Ayasofya’nın müze olduğu gün Atatürk soyadını almıştır. Çıplak olarak düşünüldüğünde, Atatürk’ün bu soyadını almadan önce içinde “Atatürk” ibaresi olan bir imza atamayacağı düşünülebilir. Zaten bakanlar kurulu kararındaki o imza, O’nun bilinen diğer imzalarına benzememektedir. Esasen resmi makamlar bu konuda bir açıklama yapıp lüzumsuz tartışmaları  bitirebilir.

İmza incelemesinin önemli olmadığını yukarıda da yazmıştık.. Gerçi, 10. daire savcısı mütalaasında, davacılar gibi imza incelemesi yapılmasını istemiştir ama, mahkeme bunu da reddetmiştir.

Ben, Danıştay 10.dairesinin  kararını okudum.

Kararda, Kariye Camii örneği veriliyor, daha önceki red kararlarından da  bahsediliyor. Bilindiği gibi Kariye Camii de daha önce müze idi. 2014 yılında cami oldu. O davaya da 10. daire bakmış. Ama 10. daire Kariye camiinin müze olmaktan çıkarılması talebini önce reddetmiş. Danıştay Daireler Kurulu 10. dairenin kararını bozmuş. Kariye böylelikle cami olabilmiş. 10.dairenin Ayasofya kararında Kariye emsal olmuş gibi ..

10.Dairenin  kararının  özü, tapu kaydında cami olarak gözükmesi ve vakfiye senedinde de  “camiden başka bir amaçla kullanılamayacak “diye yazması.. Bu açıdan bakıldığında müze yapılan Ayasofya’nın durumu tapu kaydına ve vakfiye senedine aykırı. Şimdi ise, mahkeme, amaca ve vakıf iradesine uygun bir karar vermiştir.

Olayın bir de sosyolojik yönü  vardır. Halkın beklentisi buranın cami olarak kullanılması şeklindedir. Geleneğin sürmesi, beklentilerin karşılanması asıldır. Kanunlar bile ihtiyaca göre çıkarılır. Uygulamalar da böyledir.

Bir yanlışlık düzeltilmiştir. Devleti bir bütün olarak düşünmek gerekir. Devlet, bir hata yaparsa beklenti doğrultusunda kendini düzeltir. Cumhuriyet döneminde yapılan ve halkın iradesine uygun düşmeyen uygulamalardan birisi de Türkçe ezan olayıdır. Halk 18 yıl bu yanlışa istemeyerek uydu. Kimse, ezanın Türkçe okunmasından yana değildi. Halk bir gün yanlıştan dönülür diye bekledi.

Ezan aslında, evrensel bir söylemdir. Bir yabancı müslüman bu ülkeye gelse, ”Allahüekber, Allahüekber” nidasından başka bir şey duyduğunda, namaza çağrıldığını bilemezdi. Bir Türk Japonya’ya gittiğinde  camiden Japonca ezan duysa, bunu anlayabilir mi? Veya o tarihlerde bir Fransız müslüman Türkiye’ye  geldiğinde farklı bir ezan duyduğunda  durum anlayabilmiş midir?

Türkçe ezan evrensel çağrıya  aykırı idi. Devlet kendini düzeltti. Ezan aslına rücuu etti.

Ayasofya’nın müze olması da, tapu kayıtlarına ve halkın iradesine aykırı idi. O, 57 pafta ve 57 parsel yer, tapuda cami yeri ve cami olarak kayıtlı idi. Ve camiden başka bir maksatla kullanılamaz diye yazıyordu. Ayasofya’nın cami olarak kullanılması halkın da arzusu idi. O da aslına rücuu etti.

Ayasofya konusunda bir mahkeme kararının olması da yöneticilerin elini güçlendirmiştir. Mahkemeler Türk milleti adına karar verirler. Türk milletinin arzuna hitap eden, gerekçesinde  milleti tatmin eden bir karar oluşmuştur.

(Bayramınız kutlu olsun)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya