Koparılan bunca vaveyladan sonra, cevabı kendisinde bir soru ile başlayalım: “Ayasofya, Mabuda tahsis edilmiş; Allah’ın adının çokça anıldığı ibadethanelerden biri değil miydi?
30.07.2020 03:58
744 okunma
MABUT, MABET, İBADET
İdris Doğan

Koparılan bunca vaveyladan sonra, cevabı kendisinde bir soru ile başlayalım: “Ayasofya, Mabuda tahsis edilmiş; Allah’ın adının çokça anıldığı ibadethanelerden biri değil midir? 

Öyleyse… Neyi konuşuyor, neyi tartışıyoruz? 

Önceki yazımda, Batı’ya yaranma duygusunun en rezil yansımasının tezahürü saydığım bir yasağın sona ermesinden söz etmiş, devamında: “Sadece milletimizin değil; bütün Müslümanların, hatta Hıristiyan dünyasının gözü aydın.” diyerek sevincimi dile getirmiştim. 

Ayasofya’nın İbadete açılması sonrası tepkileri ibretle takip ettim. Çıkar ve oy kaygısı taşıyan siyasiler tamam da dini kimlik taşıyan bazı kişilerin meseleye bodoslama dalıp karara şiddetle karşı çıkışlarını anlamakta zorlandım. Empati yapmaya çalıştım ama nafile… 

Bir mabedin, yıllar sonra tekrar Allah’ın adının anılır hale gelmesi -adı, unvanı, makamı, inancı, dünya görüşü farklı- pek çok zevatı bir araya getirdi. Fikr-i sabit sahibiyim. Hz. İsa’nın taşıdığı ilahi mesajı gereğince ve yeterince anlayamayanların tepkileri, yakıcı bir haset ile kinin kamçıladığı, tevhit inancından kopuk, hatta ona aykırı bir hezeyan halinin sayıklamalarından ibaret olarak görülmelidir. 

Nasıl anlatsam… Hz. İsa’yı ilahlaştıran Hıristiyan din adamları ve onların tuzağına düşen Müslümanlar, sonra da çok tanrılı düşüncenin kaynağı Judeo Grek kültüründen beslenen Evanjelistlerin -adını ‘Dinler arası Diyalog’ koydukları- üç dini bir araya getirip birleştirme zırvasına teşne olanlar, içine düştükleri fitne fücurdan dolayı Ayasofya’nın asli hüviyetine kavuşmasına tahammül edememişlerdir. Zaten tahammül etmelerini de beklemiyorum.  

Yunanistan’ın yas ilan edip bayraklarını yarıya indirmesi doğru okunmalıdır. Lakin bu durumun, içimizdeki aklı evvelleri üzmesine ne demeli? Aynı gün, inadına Lozan Anlaşmasının yıldönümü kutlamalarına katılmak bir karın ağrısının tezahürü değil midir? Hayatta tesadüf diye bir şey olduğuna inanmam. Özellikle, Ayasofya’nın ibadete kapatılmasının sürecini başlatan haklarımızdan bazısının gasp edildiği anlaşmanın yıldönümü kutlamasına katılmak… Öf, midem bulandı. Bizans’ı hortlatma hayalinin önüne set çeken Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ile aklı başından giden ve yüreği yangın yerine dönen, Helenizm idealini Hz. İsa’nın mesajı gibi sunarak Türkiye’ye karşı Ortodoks dünyasını savaşa çağıran Atina Başpiskoposu Yeronimos’un ağıt ve figanına ortak olmak hangi izanın, hangi insafın ürünüdür? 

Demek ki, onlar da bizden bazıları da Allah’ın kendisine açık belgeler vererek Kutsal Ruh ile desteklediği, insanlara: “Size hikmeti getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak üzere geldim. Allah’a karşı saygılı olun, bana itaat edin! Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Artık O’na kulluk edin, bu doğru yoldur.” çağrısının sahibi Hz. İsa’yı anlayamamış, onun canı pahasına insanlara ulaştırmaya çalıştığı ilahi mesajı istismar etmeye kalkışmışlardır. 

Bir ibadethanenin aslına dönmesi, insanları niye bu kadar kötü bir yeisin girdabında iterek onların karalar bağlamasına sebep olur?  Bir mesele, aslından koparılır ve gerçeklerden uzak kalırsa, orada insanlar kendilerini haklı görme hastalığına yakalanması mukadderdir ve bu isteriye dönüşerek işi çığırından çıkarır. Haddi aşma ve hakkı çiğneme gürültüsünün asıl sebebi bu olsa gerektir. 

İğneyi unutmayalım, zira onu zaman zaman kendimize batırmamız gerekir. Eskinin yanlışına düşerek ilahi üç dinden birinin mabedini müze, gösteri ve eğlence mekânına dönüştürme niyet ve gayretleri olağan karşılamak büyük bir gaflettir. Takva temeline dayanan ibadethanelerin taşına, nakışına,  mermerine, sütununa, kubbesine, tablosuna takılı kalmak, sadece onu müzeye dönüştürenlerin değil; Hâşâ Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu sayan ya da onun babasız dünyaya gelemeyeceğini iddia eden müfterilerin ve dahi iki eli iki meleğin omzunda Şam'ın doğusundaki minareye inmesini bekleyen bahtsızların değirmenine su taşımaktır. 

Eğer, emanetin kıymeti bilinmez ve ona sahip çıkılmazsa, Allah o emaneti gerisin geri çekip alır. Umudum odur ki; Hz. İsa ve mesajı, onun yeryüzüne tekrar dönüşü ile ilgili mesnetsiz iddialara karıştırılmadan, aslına uygun, tertemiz bir biçimde yeniden ele alınır. Görev, din, ilim ve insaf ehlinindir. 

Evet, 24 Temmuz 2020 Cuma, bazıları için yas günü olsa da bizim için bir ümidin, bir rüyanın, bir hayalin gerçek olduğu gündür; Rabb’imize ne kadar şükretsek, vesile olanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Mübarek olsun... 

Hayırlı, huzurlu, sağlıklı bayramlar…                                                                    

İdris DOĞAN
30 Temmuz 2020        

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya