29.10.2018 08.57
227 okunma
“Bir seferde 20 rekât olsa daha huşu ile kılardım…”
Ersoy Baba

 

OOO sevgili okuyucularım da buradaymış. Tevafuk oldu. Geçiyordum, “kimse var mı?” diye köşeme kafamı uzattım. Herkes burada beni bekliyormuş. Tabi bu kadar erken beklemedikleri için biraz şaşırdılar. Daha yazımı bile okumadılar ama Allah şaşırtınca şaşırıyorlar işte.

Değerli okuyucularım. Geçen yazımda usturupsuz işlere imza atan, meslektaşlarının yüz karası birkaç savcıyı işlemiştim. Her makalede birilerine sarıyorum. Günün birinde bundan dolayı başıma gene bir şeyler gelirse bi üç beş ay daha yazamam. Diyeceksiniz ki; “o kadar uzun aralıkla yazıyorsunuz ki değil üç-beş ay, yıl geçse fark etmeyiz yokluğunu”

Haklısınız. Ama, koca köşede elle tutulur, gözle görünür, işe yarar bi şeyler yazmadığım için olsa gerek yazılarım çok okunuyor.  Yazınca okunuyor…

Hani bir adamın sol gözü görme yeteneğini kaybetmiş. Doktorlar uygun bir donörden göz nakli yapacaklar. Ama bir türlü uygun göz bulamamışlar. Aradan birkaç gün geçtikten sonra doktoru hastasına müjdeyi vermiş.

-“Beyefendi, müjde. Göremeyen sol gözünüz için göz nakli yapabileceğiz. Uygun bir göz bulduk. Hemen hastaneye gelin.”

Hasta tek gözü ile görebildiği kadar görüp alelacele hastaneye gelmiş. Doktor açıklama yapmış:

-Uygun gözü bulduk. Ama bir koyundan. Koyun gözü. Ancak tüm veriler sizde iyi göreceği ve sisteme uyacağı yönünde. Uygun görürseniz size nakledeceğiz.”

Hasta kabul etmiş. Hemen ameliyata alıp birkaç saatte göz naklini yapmışlar. Sargılar açıldığında göz harika görüyormuş. Hasta mutlu. Doktor “bir ay sonra kontrole gelin” demiş.

Bir ay sonra hasta doktora kontrole gitmiş. Doktor “bir şikâyetin var mı? Memnun musun sol gözünden?” diye sorunca, hasta:

-“Çok memnunum, iyi görüyorum. Yalnız sol gözüm nerde yeşillik görse o yeşilliğe takılıyor” demiş.

Ben de geçen yazımdan sonra pembe renklere takılıyorum.  Çözüm için “sorunlu savcılara pembe elbise giydirilsin, herkes bilsin ve uzak dursun” demiştim ya, her pembe rengi gördüğümde gözüm takılıyor.  “Ahanda Savcı” diye…

Bir arkadaşım sordu: “Marmaris’e neden Marmaris dediklerini biliyor musun?”. Bilmiyordum. Rüstem isminde bir balıkçı varmış. Herkes sever ve sayarmış. Fırtınalı bir gün Rüstem balığa çıkmış ve bir daha dönememiş. Marmaris sahilinde küçük bir tepecik vardır. Arkadaşları, eşi, dostu o tepeye çıkıp Rüstem’in dönmesini beklerken bir yandan da seslenmeye başlamışlar:

-“Rüsteeem, rüsteeem!” diye. İşte o gün, bu gün oranın adı Marmaris kalmış.

Ben de hazır yeri gelmişken savcı kurbanı bir arkadaşın cezaevi anekdotlarından bir-iki hatırasını anlatayım da köşe dolsun.

Kapalı cezaevinden açık cezaevine gelen Abbas adındaki hükümlü cezaevine ilk girişini anlatmış:

"Gardiyanlar koğuşun kapısını açıp beni içeri saldıktan sonra arkamdan kapı kapandı. Etrafımdaki yüzlere baktım tanıdık yoktu. “Çok şükür” dedim. Ama o sıra avluda volta atanları gördüğümde kan beynime doldu. Hasımlarımdı. Hem de 5'i bir arada. “Bunlar benim leşimi sererler, ayvayı yedim” dedim. O sırada merdiven korkuluğundaki seccadeye takıldı gözüm.  Hemen uzanıp aldım. "İkindiyi kılmadım" deyip namaza durdum. Dışarıdakiler beni fark edip içeri gelene kadar ben namaza başlamıştım. Arkama dizildiler, namazın bitmesini sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Bu arada içlerinden birini de kabinden şiş vs. ne bulursa getirmesi için gönderdiler. Namazdaydım ama bazı malzemelerin geldiğini ve kullanmaya hazır olduklarını hissedebiliyordum.

İlk 4 rekâtı bitirir bitirmez ayağa kalkarken "Allahu Ekber" deyip diğer 4 rekâta başladım. Onlar tam bitti diye üzerime çullanacaklar, hemen "Allahu Ekber" deyip diğer 4 rekâta başlıyordum. Bu mübarek de 4 rekât, 4 rekât olunca çabuk bitiyor. Bir seferde 20 rekât olsa daha huşu ile kılardım. 40 rekât kılmışım. Bu arada arkamdakiler bezip dağılmaya, kimi çaya, kimi voltaya gitmeye başladılar. Koğuştaki diğer kişiler de; "Namazında niyazında adama mı saldıracaksınız? Ayıp yahu!" diye tepkileri dillendirmeye başlayınca bunlar beni dövmekten vaz geçti. Onlar ne zaman yan yana gelip bana yönelseler ben namaza duruyordum. Baya bi kazalarım eksildi."

Böyle bir durumla karşılaşırsak diye namazınızı kazaya bırakmayın. Vaktinde kılın. (Allah korusun ama) Eğer başınıza böyle bir durum gelirse de nafile kılarsınız, Kuşluk kılarsınız. Teheccüt kılarsınız.
Yoksa onlar Cenaze namazı kılarlar….

Kalın sağlıcakla…

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Kayıp kimliği yüzünden 2019 seçimlerine kadar oy kullanamamıştı. 2019 seçimlerinde oy kullanamadığı tüm seçimlerin oyunu bir seferde kullanınca İstanbul seçimleri mahkemelik oldu. Seçimin iptali söz konusu oldu. Oylarının bu kadar etkili olacağını bilseydi valla da kullanmazdı. 

Mahallesinde Baba Ersoy olarak tanınan Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir, yemeği yapmayı bilmez. Ersoy Baba Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti. Ankara Ticari İlimler Akademisinin her gün önünden geçmiş olmasına rağmen İstanbul'a taşınınca bu eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya