Niğbolu muharebesinde, Haçlı ordusuyla gelen prens ve asilzadelerin bazıları telef olup, bir kısmı kaçmış, bir kısmı da esir edilmişti.
07.05.2019 12.56
553 okunma
Yıldırım'ın Huzurunda Bir Şovalye (9)
İsmail Aydın

Niğbolu muharebesinde, Haçlı ordusuyla gelen prens ve asilzadelerin bazıları telef olup, bir kısmı kaçmış, bir kısmı da esir edilmişti.

Esirlerin bir kısmı fidye karşılığı serbest bırakıldı. Never Kontu Korkusuz Jan’ı elleri bağlı olarak padişahın huzuruna getirmişlerdi. Yıldırım Bayezid, bu ünlü kumandanın derhal ellerinin çözülmesini emretti. Sonra gülümseyerek şöyle dedi: “Sizi bağışladık, vatanınıza dönebilirsiniz.”

Padişahın sözleri tercüme edilince, Korkusuz Jan ne diyeceğini şaşırmış vaziyette padişahın ayaklarına kapanarak: “Hayatımı bağışlama büyüklüğünü gösterdiniz, teşekkür ederim. Size şerefim üzerine yemin ediyorum ki, bir daha asla Sultan Yıldırım Bayezid Han’a karşı kılıç çekmeyeceğim” der.

Bunun üzerine Yıldırım şu şahane sözleri söylemişti: “Bir daha benim aleyhimde silah kullanmamak üzeri ettiğin yemini sana iade ediyorum. Eğer şerefini muhafaza eder bir adam isen, bil’akis silahını sür’atle eline almağa ve Hıristiyanlığın bütün kuvvetini aleyhime toplamağa davet ederim. İktisab-ı şan ve zafer için bana yeni fırsatlar vermekle beni hakikaten memnun etmiş olursun!”

Görüyor musunuz arkadaşlar, ne müthiş sözler! Bunları duyduktan sonra adamda savaşacak irade, güç, kuvvet kalır mı? Kalmaz ve her şeyden önce iradesi çözülür.

Değerli arkadaşlar! Sözlerimin başında kısaca değindiğim gibi başka sebepler de var ama Fransızların, Türk milleti karşısında unutamadıkları kompleksin ilk sebebi hemen hemen işte budur. Halkımız buna “kuyruk acısı” der ancak Fransızların acısı daha derin. Şunu bir kere daha tesbit edelim: Zaferlerimiz mutlaka aynı imanın, aynı azmin, aynı fedakârlığın, aynı feragatin ve aynı kahramanlığın eseri olarak tarihimizin seçkin sahifelerini oluşturmuştur. Sultan Alp Arslan, “Ya Rabbi! Niyetim halistir, Senin uğrunda savaşıyorum, İslâm askerini galip et” diye dua etmiyor muydu?

Yıldırım esir kumandanı, tıpkı Alp Arslan’ın, esir edilen Bizans İmparatoru Diojen’i serbest bıraktığı gibi serbest bırakıyordu. Aynı şey, daha sonra İngilizlerin tahrikleriyle Anadolu’yu işgale kalkışan Yunan ordusu kumandanı Trikopis’e de gösterilecektir.

Niğbolu ve Tuna demişken, Yahya Kemal’in şu mısralarını da burada analım.

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan

Bir gün doludizgin boşanan atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
….

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik


(Gelecek hafta, Haçlı Seferleri Ne Zaman Biter?)               

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya