Siyasi bir fikir ve eylem hareketinin toplumda zemin bulması, gelişip iktidar olması ve iktidarını sürdürebilmesi belirli süreçlere sahiptir. Sadece talep ve iddia etmek iktidar olmak ve iktidarı sürdürmek için yeterli değildir. Söz konusu siyasi hareketin gücünü ve dinamizmini koruyabilmesi için fikir ve eylem planında tutarlı olması, toplumun değerlerini, vicdanını, sağduyusunu ve nabzını tutarak meşruiyet zemini üzerine oturması, ihtiyaç ve temayüllerini iyi tespit ederek problemlerin çözümü noktasında çağı ve gelişmeleri yakalayan rasyonel ve uygulanabilir çözümler üretebilmesi gerekir.
30.08.2020 04:25
1.819 okunma
SİYASETİN MEŞRUİYETİ VE GELECEĞİ
Prof. Dr. Talip Özdeş

Siyasi bir fikir ve eylem hareketinin toplumda zemin bulması, gelişip iktidar olması ve iktidarını sürdürebilmesi belirli süreçlere sahiptir. Sadece talep ve iddia etmek iktidar olmak ve iktidarı sürdürmek için yeterli değildir. Söz konusu siyasi hareketin gücünü ve dinamizmini koruyabilmesi için fikir ve eylem planında tutarlı olması, toplumun değerlerini, vicdanını, sağduyusunu ve nabzını tutarak meşruiyet zemini üzerine oturması, ihtiyaç ve temayüllerini iyi tespit ederek problemlerin çözümü noktasında çağı ve gelişmeleri yakalayan rasyonel ve uygulanabilir çözümler üretebilmesi gerekir.

Siyasetin meşruiyet zemini üzerine kurulup o zemin üzerinde seyretmesi, onun başarısının ve gelişiminin temel dinamiğini oluşturmaktadır. Bunun gerçekleşebilmesi, her şeyden önce altyapısını inançların, ideallerin ve değerlerin oluşturduğu toplumsal vicdana ve gerçek ihtiyaçlara inilerek milletle bütünleşmeyi gerektirir.

Günümüz dünyasında bir siyasi hareketin geleceği, onun hukuk, adalet, doğruluk ve ahlâk ilkelerini öne çıkaran ilkesel zeminde yükselmesiyle bağlantılı olduğu kadar, çağı ve küresel gelişmeleri de yakalayabilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Birtakım kesinti dönemleri ve istisnalar araya girse bile; demokrasi, özgürlükler, adalet, çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerin arandığı ve devamlı yükseldiği bir dünyada siyaseti bu çizgiye zıt bir konuma oturtmaya çalışmak, akıntının tersine kürek çekmek anlamına gelecektir.

İnanç ve fikir özgürlüğünü yok saymaya, farklılıkları düşmanlaştırmaya, demokratik zemini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar sadece kayıpları artırır, telafisi mümkün olmayan zararlara ve gerilemelere neden olur.

İslâm coğrafyasını hedef tahtasına oturtarak işgal planlarını ve projelerini fiiliyata geçirmeye çalışan global aktörlerin de istediği zaten budur. Bu gerçeği tek parti dönemlerinden günümüze kadar darbelere ve yanlış uygulamalara sahne olan ülkemizde tecrübe ettiğimiz gibi, totaliter rejimlerle yönetilen ülkelerde; Tunus’tan Mısır’a, Libya ve Suriye’den Irak’a, Körfez’e ve Yemen’e kadar bütün bir İslam coğrafyasında ve dünyanın birçok yerinde meydana gelen siyasi olaylarda da müşahede ediyoruz.

Yönetimde izlenilen ilkesizlikler, halktan kopuşlar, kutuplaştırmalar, hukukun gözetilmemesi, insan hakları ihlalleri, nepotizm, birilerinin aşırı zenginleşmesi yanında toplumun çoğunluğunun fakirleşmesi şeklinde kendisini hissettiren ekonomik çöküşler ve ahlâkî kokuşma, adı geçen ülkelerin bir şekilde teröre, iç karışıklıklara ve dış müdahalelere açık hale gelmelerinin en önemli nedenleri arasındadır. Allah’ın Kur’an’da emanetlerin ehillerine verilmesini, hükmedince adaletle hükmedilmesini emretmesinin; servet ve imkânların sadece zenginlerin arasında dönüp dolaşan bir nimete dönüştürülmesi ve israfı menetmesinin hikmeti bundandır.

Dinî, mezhebi, etnik ve ideolojik farklılıkların uzlaşma ve barış zemininde zenginliğe dönüştürülerek milletin birlik ve bütünlüğünün sağlanması, vatandaşlar arasında hiçbir fark gözetilmeksizin bütün bir toplumun kucaklanması, yöneten-yönetilen ilişkisinde eşitliğin gözetilerek ayrıcalıkların, kayırmanın, nepotizmin, rüşvet ve yolsuzlukların tasfiye edilmesi siyasetin meşruiyetinin teminatıdır.  Bu gerçeği göz ardı eden, toplumun vicdanından, temel değerlerinden ve sağduyusundan kopan hareketlerin kalıcı başarı sağlaması söz konusu değildir. Dava adına iddia edilen şeylerin, öne çıkarılan mazeretlerin kısmen haklı, makul ve kabul edilebilir olması sonucu değiştirmez. Bir davanın haklılığı kadar, o davaya samimiyetle bağlanılıp ilkelerinin gözetilmesi, keyfiliğin olmaması, onu hayata geçirme noktasında izlenecek yöntem ve üslubun, kullanılacak araçların da doğru ve haklı olması gerekir. Yanlış yöntemlerle doğru sonuca gidilemez.

Nüfusunun çoğunluğunu sosyo-kültürel anlamda Müslümanların oluşturduğu bir toplumun inanç ve değerlerini dışlayan, onun geleneklerini, tarih, kültür ve medeniyet tasavvurunu hiçe sayan, kendi değerlerine yabancılaşan siyasi hareketlerin milletin nabzını tutabilmesi, onunla bütünleşmesi mümkün değildir.

Bir devletin bekası için milleti ayakta tutan, onun bütünlüğünün, birlik ve beraberliğinin çimentosu ve teminatı olan değerlerin ve geleneklerin muhafaza edilmesi son derece önemlidir. Ancak geleneğe bağlılığın anlamı, geçmişte yaşanan bir dönemin, Selefi bir bakışla kutsallaştırılıp mutlaklaştırılarak aynen günümüze taşınmaya çalışılması da olmamalıdır. İçerisinde yaşadığımız çağın gereklerinin, bilimsel ve evrensel gelişmelerin de görülmesi, akıl ve dirayetle hareket edilmesi önemlidir. Geleneğe bağlılık ve gelenek koruyuculuğundan hareketle geçmişe dönmeye ve doğrusunu ve eğrisini analiz etmeden geçmişi aynen günümüze taşımaya çalışmak ütopya peşinde koşmanın dışında bir anlam ifade etmeyecektir. Geçmişten ibret almak, geçmişin olumlu tecrübelerinden istifade etmek, günümüzün dünyasını iyi okuyup evrensele açılarak geleceğimizi kurmak durumundayız. Alparslanların, Osman ve Orhan Gazilerin, Fatih Sultan Mehmetlerin ruhuna ve dirayetine elbette ki ihtiyacımız vardır! Ancak ne Emevî’nin kabilecilik ve hanedanlık zihniyetine oturan yönetim sistemi ne de Osmanlı’nın keyfiliğe, cehalete, israf ve sefahate gömülmüş çöküş dönemi bizim için örnek olabilir! Sonra geçmişte yaşanmış tarihi gerçekliğin tamamını veya bir bölümünü ideolojik bir yaklaşımla yok saymak da mümkün değildir. Tarihi geriye yürütecek bir zaman makinesine sahip değiliz! Geçmişe nasıl bakarsak bakalım; onu nasıl değerlendirirsek değerlendirelim, yaşanan yaşanmıştır. Temel değerlerin, aklın ve bilimin rehberliğinde Selçuklusu, Osmanlısı ve Cumhuriyeti ile bize, yani millete ait yaşanan gerçek tarihin her döneminin dışlanmaksızın ve birbiriyle çatıştırılmaksızın bütünlük içerisinde ele alınıp değerlendirilmesi; negatif noktalara takılmaksızın geçmişin tecrübe, kazanım ve zenginliklerinden istifade ile ileriye adımlar atılması gerekir.

Prof. Dr. Talip ÖZDEŞ

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya