Tarih şuurunun gelişip derinleşmesi insanların ve milletlerin kendi geleceklerini kurma ve tayin etmede büyük bir güven ve umut kaynağıdır. Geçmişin olayları ne kadar doğru değerlendirilirse, bugünler ile yarınlar da o kadar hayır ve güzelliklerle karşımıza çıkar. O nedenle Milli Mücadele’ye Akşehir’in verdiği muhteşem desteği dile getirmek bir hakkın teslimidir aslında.
30.08.2020 04:27
1 yorum
1.422 okunma
MİLLİ MÜCADELE DESTANI ve AKŞEHİR
İdris Doğan

Hafıza ve Şuur

Tarih şuurunun gelişip derinleşmesi insanların ve milletlerin kendi geleceklerini kurma ve tayin etmede büyük bir güven ve umut kaynağıdır. Geçmişin olayları ne kadar doğru değerlendirilirse, bugünler ile yarınlar da o kadar hayır ve güzelliklerle karşımıza çıkar. O nedenle Milli Mücadele’ye Akşehir’in verdiği muhteşem desteği dile getirmek bir hakkın teslimidir aslında. 

Günümüz dünyasında, tarihi hafızadan yoksun milletlerin büyük gailelerle boğuşmak zorunda kaldığını hep birlikte görüp yaşamaktayız.

Konuyu değişik vesilelerle dile getirdim. Basın toplantılarıyla Milli Mücadele’de ortaya çıkan iman, irade, gayret ve feraseti gündeme getirmeye çalıştık. İnsanlar, elbette neticeden sorumlu değildir. Temel iki kıymeti çerçevesinde dile getirilen söz -er ya da geç- meyvesini verecektir.

Özellikle İstiklal Harbinde çok önemli bir hazırlık dönemi geçirdikten sonra muhteşem zaferin kazanılmasının stratejisi ile planının büyük bir gizlilikle yürütüldüğü tarihi Batı Cephesi Karargâhında Zafer Haftası vesilesiyle bir basın toplantısı düzenledik. 

Ülke genelinde ilk defa 1935’te gerçekleştirilen Zafer Haftası kutlamaları -Türk tarihinin o çok önemli dönemecinde insanüstü gayretle yapılan hazırlık, demin bahsettiğim tarih şuurunun daha sağlam oluşması adına- behemehâl Akşehir’den başlatılmalıdır. Milli Mücadele iman ve heyecanının gelecek kuşaklar tarafından doğru anlaşılması için Zafer Haftası kutlamalarının, İstiklal Harbine ana kucağı, baba ocağı olmuş Akşehir’den başlaması bir zorunluluktur.                 

Akşehirlinin dişinden tırnağından artırdığı her şeyi Türk ordusuna ve onun Başkomutanının emrine verdiği İstiklal Savaşının en önemli safhasını millet olarak hatırda zinde tutmak, istikbalimiz bakımından fevkalade önemlidir.    

Bu vesileyle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile mesai arkadaşları; İstiklal Harbi’nin şehitleri ve ahirete irtihal etmiş gazilerinin aziz ruhlarına Fatihalar gönderiyorum. Ruhları şad olsun!

Bir savaşın sonucuna bakarak zaferle övünme alışkanlığını tekrarlama adına değil; o muhteşem zaferi hazırlayan inancın, aklın ve sağduyunun yansıtıldığı haklı bir stratejiyi, doğru bir metodu, göz kamaştırıcı bir hazırlığı paylaşmak konuyu ele alma gayretindeyiz.  

Hakkın Tesisi 

Aziz milletimizi bin yıllık yurdundan söküp atacak hain, meşum planının uygulamaya konduğu; şimdi misak-i milli içinde bulunmayan cepheler ile Çanakkale’de büyük kayıplara uğradıktan sonra geri çekilişinin ardından, o fevkalade ağır şartlarda herkesin kendi mahallesini, sokağını, evini, damını savunmaya mecbur kaldığı bir dönem yaşanıyordu. Hüküm ve Hikmet sahibi Rabb’imizin milletimiz üzerindeki lûtfu gerçekleşip İstiklâl Harbinde basit ve önyargılı mantıkların kavrayamayacağı harikulâdelikler yaşanır. Neydi bunlar? 

1-Milli Meclisin Ankara’da toplanması, 

2-Türk tarihinin yetiştirdiği Mümtaz Komutan Gazi Mustafa Kemal’in milli meclis tarafından ordunun başına getirilmesi, 

3-Sarsılmaz bir imanın, tertemiz bir akıl ve yüksek bir azmin şahikası olan Kuvayi Milliye meşalesinin yakılmasıdır.

Kutsallarımızı ayaklar altına almak isteyen yedi düvele karşı yürütülen Milli Mücadele’de Akşehir, 9 ay 10 gün Batı Cephesi Karargâhına ev sahipliğinin mürüvvetiyle aziz misafirinin izzet ve şerefine; cömertliğini, fedakârlığını, civanmertliğini katmıştır. 

Önce Alagöz’den Polatlı’ya, oradan da 15 Kasım 1921’de Akşehir’e taşınan Batı Cephesi Karargâhı, 24 Ağustos 1922 tarihine kadar dillere destan bir titizlik ve gizlilikle İstiklal Harbinin hazırlık dönemini Akşehir’de geçirmiştir. 

Özellikle, Akşehir’in Batı Cephesi Karargâhı olarak seçilmesine dikkatinizi çekmek isterim. Büyük Taarruz’dan önce Sakarya Meydan Savaşı esnasında Akşehir bölgesinde gönüllü piyadeler ile erlerden iki alaylı bir birlikten ‘Mürettep Tümen’ teşekkül ettirilmiş ve Kurmay Yarbay Zeki Soydemir’in komutasında cephe gerisinde düşmana önemli tacizlerde bulunmuştur ki; bu tümen ve harekâtı Taarruzun projesine ve planına ilham kaynağı olmuştur. 

Hürriyet ve İstiklâl 

Cihan Devletinin çöküşü, Türk siyasi hayatının en netameli devirlerinden biridir. Bırakın ülkeyi yönetenleri, aydınlar bile çok farklı siyasi kanaatlerin etkisinde çok farklı mecralarda, kendilerince Türk milletinin toptan imha edilmesine karşı çare aramakla meşguldü. 

Yaşanan bozgunlar karşısında millet geçim derdinden de öte can derdine düşmüşken Akşehirlinin Türk milletinin hürriyet ve istiklal mücadelesine yaptığı katkı; daha işin başında sahip olduğu Kuvayi Milliye ruhu ile Batı Cephesi Karargâhına ana kucağı olması Türk milletin makûs talihini yeniden hayata döndüren önemli olaylardan biridir. 

Dağılmış kuvvetlerin düzenli orduya dönüşmesinde ve Büyük Zaferin kazanılmasında Akşehir’in sahip olduğu inanç, sarf etmiş olduğu gayret bugün hepimiz için elbette en büyük şereftir. Tarık Buğra ‘Küçük Ağa’da bu gerçekleri bütün ayrıntılarıyla ele alır. 

Batı Cephesi Komutanlığı, hazırlanan plan gereği, kuvvet kaydırma tedbirlerini -Yunanlıları şaşırtacak şekilde- 1921’in Ekim’in sonlarında başlattı. Başkomutan’ın emri ile Birinci Ordu Karargâhı Çay’a; İkinci Ordu karargâhı Bolvadin’e; Cephe Komutanlığı Karargâhı ise Akşehir’e taşındı. Bu tarih, Kurmay Başkanı Asım Bey’in gelip Akşehir’i Batı Cephesi Karargâhı olarak kullanmaya başladığı 15 Kasım 1921’dir. Çay’da Birinci Ordudaki incelemelerini bitiren Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın 19 Kasım 1921’in akşam saatlerinde Akşehir’e gelmesiyle karargâh tamamen Akşehir’deki tarihi yerini almış oldu. 

Trenle Akşehir’e nakledilen Cephe Komutanlığı Akşehir Belediyesine; kurmay ikinci başkanlığı bir hana, şubeler evlere, karargâh askerleri de hanlara yerleştirildi. Topçular,  Karabulut ve Ortaköy’e; süvariler Tuzlukçu ve Erdoğdu, Azarı, Çakıllar ve Yaylabelen köylerine nakledilip yerleştirildi. 

O gün Türk karargâhlarının konuşlanma durumu şöyleydi: Başkomutanlık Karargâhı ile Genel Kurmay Başkanlığı Karargâhları Ankara’da; Yunan taarruzuna hazırlık için kuvvetlerini Sakarya Nehri doğusunda 7 grup halinde konuşlandıran Batı Cephesi Karargâhı ise Akşehir’deydi

Kuvayi Millî

İstiklal Harbinin en önemli aşaması olan Büyük Taarruz hazırlığı ve bunun zaferle taçlanmasında, Akşehir’in jeopolitik konumu, ekonomik gücü, işgücü kaynağı, demiryolu hattı üzerinde bulunmasının ötesinde Akşehirlinin Kuvayi Millî hareketine ve Türk ordusuna verdiği maddi ve manevi destek çok önemli bir rol oynamıştır. 

Ayrıca, Akşehir’in Garp Cephesi olarak seçilmesinin başka sebepleri de vardı. Bunlar: Düşmanı baskı altında tutacak en yakın istikamette; taarruza en müsait mıntıkada; Konya ve güneye yapılacak bir taarruzu önleyebilecek bir konumda bulunması ve beslenme kaynağı olan Konya ve Orta Anadolu’nun Batı’ya açılan kapısı olmasıdır. Ayrıca, bölgesindeki çevre vilayetlere yakınlığı dolayısıyla taarruza hazırlık döneminde orduya çeşitli siyasi cereyanların sızmasını önleyebilecek bir anlayış ve yapıya sahip olması…  

Yapılan hazırlıklar şöyleydi. Milli Mücadele’nin motoru ‘Kuvayi Milliye Hareketinin durdurulması için Ermeni Taşnak Komitası ve başka açık gizli teşkilatlar değişik suikast hazırlıklarına girişmişti. Batı Cephesi Komutanı aynı zamanda bu kara propagandaya karşı durmak ve halkı uyandırmakla da görevliydi. Sıcak savaş ile birlikte psikolojik savaşın ağır şartları işleri zorlaştırmaktaydı. 

Cephe Komutanı İsmet Paşa bir taraftan muhtemel bir Yunan taarruzuna karşı tedbirler alırken, diğer taraftan asıl amacı gözden kaçırmadan bir an evvel silah, cephane, erat ve nakil vasıtaları bakımından ordunun noksanlarını tamamlama çarelerini aramaktaydı. Paşa, ikmal işine azami hız verilmesi ve bütün memleket vasıtalarının bu uğurda kullanılmasını temin için gerekli çalışmaları yürütüyordu, Başkomutanlıktan takviye istedi. 

Milletimizin takati göz önünde bulundurulduğunda taarruza geçebilmek için istenen şeyler asgari rakamlardan ibaretti. Bunun anlamı şuydu. Türkiye uzun sürecek bir harbi değil, kısa sürede düşmana kahredici darbeyi indirecek bir harekât biçimini benimsemeliydi. Bunun için elbette önce dış dünyanın desteğini almak da gerekiyordu.  

Doğru yer ve Doğru Zaman 

Sakarya Savaşından sonra Milli Meclisin zaferine inancı artan Fransa ile 20 Ekim 1921’de Ankara’da yapılan anlaşma ile Fransız yardımları geldi. (Adana demir yolunun açılması, 100 kadar otomobil, 20 kadar uçak, belirli miktarda silah, mühimmat ve 400 at alınması) 

Bu amaçla Fransız devlet adamı Franclin Buillon birkaç defa Anadolu’ya gelmiş, bir defasında Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Akşehir’deki ikametgâhında ziyaret etmişti.  

Batı cephesi komutanlığının hazırlıklarını yerinde görmek üzere 10 Aralık 1921’de Akşehir’e gelen Başkomutana, Batı Cephesi Komutanı tarafından gerekli izahatlar yapıldı, ordunun eksiklikleri gözden geçirildi. Görüşme sonunda eldeki mevcudun ordu ihtiyacının yarısı kadar olduğuna, bu durumda taarruz edilemeyeceğine, hazırlıklara devam edilmesine karar verildi.

Cephanesini sırtta, malzemesini kağnılarla taşıyarak ikmalini tamamlamaya çalışan ordu, bir yandan eğitimini yapmaya çalışıyor, diğer yandan da subay ihtiyacını karşılamak için talimgâhlar açıyordu. 

Kış böyle geçti. 

Sovyet Rusya, daha ilk günlerde Milli Mücadele’yi sempatiyle karşılamıştı. (Kars’ta Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Sovyet Cumhuriyetleri; 2 Ocak 1922’de de Ankara’da Ukrayna Sovyet cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla bu devletlerin yardımları sağlandı.) Sovyet temsilcileri zengin hediye ve yardımlarla Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhını ziyaret ettiler.

Başkomutan Gazi, Mustafa Kemal Paşa,  Sovyet temsilcilerinin hazır bulunduğu merasimde ordumuza Akşehir’de üç saat süren bir resmigeçit yaptırdı. Aynı heyet daha sonra süvari kolordusunun bulunduğu Ilgın’a götürülüp burada 15 bin atlıdan müteşekkil üç süvari bölüğünün resmigeçidini izledi. Gerek Akşehir’deki, gerekse ılgın’daki resmigeçitler Rusları büyülemişti. Rus yetkililer Türk ordusunun Yunanlıları yeneceğine gerçekten inanmışlardı. Ülkelerine döndükten sonra yardımlarını artırdılar. (top, tüfek, cephane ve külçe altın) 

Bu yardımlardan Batı Cephesinin payına 20 bin altın lira düşmüş ve bu parayla, daha sonra Genel Kurmay’ın matbaasının çekirdeğini oluşturan bir matbaa, beş kolorduya da sinema makinesi alınmıştı. 

Komutan ve Ordusu 

Sakarya savaşında ağır yenilgiye uğrayarak Afyon-Eskişehir doğusundaki mevzilere çekilen düşman, savunma kaygısına düşmüş, cepheyi tahkimat işine girişmişti. Neticede, Afyon-Kütahya hattını iyice tahkim etti. O sıralarda bu tahkimatı gören bir İngiliz kurmay subayı “Türkler bu mevzileri 4-5 ayda düşürebilirlerse, bir günde düşürdüklerini iddia edebilirler.” dediği bir dönemde Batı Cephesi müthiş bir gizlilik ve titizlik içinde hazırlıklarını sürdürüyordu.  

            Milli Meclisin yetkilendirdiği Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak sık sık Akşehir’e gelmişler; Cephe Komutanı İsmet İnönü sürekli bu karargâhta bulunmuş ve taarruz hazırlıklarını bizzat yürütmüşlerdir. Akşehir’deki eski belediye binası, tarihi Büyük Taarruz strateji ve planın hazırlandığı ve Türk’ün makûs talihinin sona erdirildiği pek aziz, pek mübarek bir mekânı haline geldi ki, bugün müze olarak tarihe yaptığı şahitliği canlı bir biçimde sürdürmektedir. 

15 Kasım 1921’de başlayıp 24 Ağustos 1922’ye kadar dokuz ay on gün süren cesaret, fedakârlık, izzet ve şerefin hafızlarda canlı tutulması ve bu şanlı dönemin şuurunun zihinlere ve gönüllerde yankı bulması adına dile getiriyoruz olup bitenler. Aziz milletimizin birliği, dirliği, esenliği için böyle günlerin değeri hep hatırda tutulmalıdır. 

Ciddi kuşkuların, korkuların yaşandığı -millet mücadelesinde birbirinden çok farklı fikri akımların etkisiyle oluşturulan rüzgârın önünde pek çok samimi vatansever ve milletperverin sağa sola savrulduğu bir dönemde- Akşehir’de aklı erenler uzun görüşmeler, ciddi tartışmalar sonrasında Gazi Meclisin yanında yer almış ve büyük bir cesaretle onun Başkomutanını desteklemiştir. Akşehirli o günün çeşitli güçlerinin etkisinde kalmamış, birincisinde olduğu gibi, Türk milletinin ikinci var oluş mücadelesinde de Hakkın ve haklının yanında safını tutmuştur. 

Hakka İnananlar ve Zafer 

Cephede düşmana karşı yalnız örtme-gözetleme birlikleri bırakılmıştı. Ordunun çoğunluğu geride eğitim ve eksikliklerini tamamlamakla uğraşıyor, dinleniyordu. Akşehir sahip olduğu sarsılmaz imanı, yüksek azim ve kararlılığını bu büyük mücadeleye katmış; şehirdeki tüm arabacı, bakırcı ve demirci dükkânları silah imalathanesine dönüştürülmüştü. Arastadaki dükkânlarda usta eller süngüler yapıyor, tüfekler tamir ediyordu. Ordunun mühimmatı, silahı ve cephanesi burada imal ve ikmal edilmiş; evlerde giysiler dikilmiş, cephede yaralananların bakım ve tedavisi burada yapılmış, nineler 24 saat boyunca gönüllü hemşirelik yaparak yaralıların tedavilerini üstlenmişlerdi. 

            Başkomutan, bir ilkbahar taarruzu düşüncesiyle 14 Mart 1922 gecesi tekrar Akşehir’e geldi. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile yaptığı görüşmede, yine ordunun taarruza hazır olmadığı görüşü ortaya çıktı. 

Başkomutan Akşehir’de iken 22 Mart 1922 tarihinde, itilaf devletleri mütareke yapılmasını önerdiler. İtilaf devletleri ile görüşmeler Büyük Taarruza kadar devam etti. 

Haziran ayı sonunda Batı Cephesi Komutanlığı hazırlıklarını tamamlamıştı. Bu sürede bütün yokluklara, yoksunluklara rağmen 18 piyade, 5 süvari tümeni; Sakarya savaşında 47.000 olan tüfek sayısı 100.352’ye; 379 hafif, 450 ağır makineli tüfek sayıları, 2.025 hafif, 939 ağır makineli tüfeğe çıkarılmıştı. 166 top, 323’e; 25.000 top mermisi 70.000’e ulaşmıştı. İnsan gücü 8.659 subay ve 199.283 er’e varmıştı. 198 kamyon, 33 otomobil ve ambulans ile 10 uçaktan müteşekkil bir cephe ordusu meydana getirilmişti. Her şeye rağmen silah ve insan gücü olarak Yunan ordusunun imkân ve gücüne ulaşılamamıştı.  

            Batı Cephesi Karargâhı hazırlıklarını yürütürken en ufak bir hareketini bile düşmandan gizliyor; düşmanı aldatmak ve şaşırtmak için askerliğin icap ettirdiği bütün taktik ve teknikleri kullanıyordu. İşte budur harp hilesi. Bu tedbir işe yaramış; düşman taarruzun hazırlığı ve başlangıcı konusunda yanıltılmıştır. 

Futbol Karşılaşması 

Başkomutan, Konya’daki General Towshend ile görüşmek bahanesiyle 23 Temmuz 1922 akşamı bir daha Akşehir’e geldi. 24 Temmuz’da Konya’ya gitti, 27 Temmuz’da tekrar Akşehir’e döndü. Fevzi Paşa da 25 Temmuz günü Akşehir’e gelmişti. 27/28 Temmuz gecesi yapılan görüşmelerde “15 Ağustos’a kadar hazırlıkların tamamlanması” kararlaştırıldı. 

Futbol maçı bahanesiyle, ordu ve bazı kolordu komutanları Akşehir’e davet edildi. Toplantıların gizlilik içinde yürütülmesi prensibi gereği Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Akşehir’de 28 Temmuz 1922’de futbol müsabakası düzenlendi. Maç dolayısıyla Akşehir’e gelen üst düzey komutanlar, Büyük Taarruz konusunda bilgilendirilmiş; onların önerileri, öngörüleri alınmıştı. 

28/29 Temmuz gecesi komutanlarla taarruz hakkında genel görüşme yapıldı. 30 Temmuz’da Genel Kurmay Başkanı, Batı Cephesi Komutanı ve Başkomutan birlikte taarruzun detayları; 1 Ağustos öğleden sonra Akşehir’e gelen Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile de Bakanlığın taarruzdaki ikmal görevleri tespit edildi.  

               Garp cephesi komutanı 6 Ağustos da ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emrini verdi. Taarruz planının esası Garp Cephesi Karargâhının yerleştiği Belediye binasındaki Kumandan İsmet Paşanın tarihi odasında hazırlanmıştı. Bu plan şekil itibariyle Arap elifbasındaki sad (ص) harfine benzediği için “Sad Projesi” adını almıştı. 

Bir askeri eser bu planı tetkik ederken der ki: “Bu plan milli hükümetin iç ve dış durumuyla düşman ve arazi vaziyetine derin bir vukuf ve büyük bir cüret ve basiretle doludur. Yüksek bir deha yerinde ve çok büyük bir cüret bu planda gözükür. Cüret ve basiret bu planda omuz omuza ve birbirine hiç ziyan vermeden yürütülmüştür. Bu taarruz planı tespit edildikten sonra hazırlıkların devamı sırasında düşmanın yapabileceği bütün taarruz ihtimalleri de incelenmiş ve karşı tedbirler tam olarak düşünülmüştür. Bu tedbirlerin düşünülmesinde ‘imha esası’ ana fikrinden asla feragat edilmemiştir.”

13 Ağustostan itibaren kolordu ve tümenler taarruz planına göre kendi yığınak yerlerine hareket etti. Bütün hareketler gece yapılıyordu. Birlikler gündüz düşman gücünden gizlenmek için, ağaçlık yerlerde ve köylerde dinleniyor, gece yürüyorlardı. Düşmanı yanıltmak içinde bazı yerlerde toz bulutları kaldırıyorlar, taarruz cephesini gizlemeye çalışıyorlardı. 

Destan Yazmak 

Başkomutan hazırlıkların tamamlanmasını ve taarruz hazırlığını emrettikten sonra Ankara’ya döndü. Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya döndükten sonra vekiller heyetini taarruz emrinden haberdar etti. Muhalifler ordunun tefessüh ettiğini kıpırdayacak hali olmadığını böyle karanlık ve şüphe içinde beklemenin felakete sebep olacağını söylüyorlardı. Bu aleyhte propaganda bir yandan da zaten düşmanlardan gizlenmek istenen harekât bakımından işe yarıyordu. Ne var ki, bu olumsuz hava en yakın ve en inanmış insanlar üzerinde bile kötü tesirler yapmaya onlarda da tereddütler uyandırmaya başlamıştı. Gazi Mustafa Kemal Paşa, yakında yapacağı taarruzu ve altı-yedi günde düşmanın asli kuvvetlerini yeneceğini söyleyerek onları yatıştırdı. 

Başkomutan o günleri şöyle dile getirir: 

“….. sonra Ankara’yı terk ettim. Genel Kurmay Başkanı benden evvel -13 Ağustos 1338’de- cepheye gitmişti. Ben birkaç gün sonra hareket ettim. Hareketimi pek mahdut birkaç zat dışında bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’da olmadığımı bilenler burada imişim gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafetimi verdiğimi gazetelerle ilan edeceklerdi. Tabi ki, bunu işitmişsinizdir. Trenle hareket etmedim. Bir gece Otomobil ile Tuz çölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya dâhil olur olmaz, telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya’da bulunduğumun hiçbir tarafa bildirilmemesini temin ettim.” 

            “20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat dörtte Garp Cephesi Karargâhında, yani Akşehir’de, bulunuyordum. Kısa müzakere sonrası 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz için cephe kumandanına emir verdim. 20-21 Ağustos gecesi 1. ve 2. ordu kumandanlarını da cephe karargâhına davet ettim. Genel Kurmay Başkanı ve cephe kumandanlarının katılımlarıyla taarruz hakkındaki harita üzerinde kısa bir harp oyunu tarzında izah ettikten sonra cephe kumandanına önceden vermiş olduğum emri tekrar ettim. Kumandanlar faaliyete geçtiler. Taarruzumuz hem strateji hem de bir taktik baskını biçimde yapılacaktı. Bunun mümkün olabilmesi için yığınağın ve tertibatın gizli kalmasına ehemmiyet vermek lazımdı. Bu sebeple bilcümle harekât gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ağaçlıklar altında istirahat edeceklerdi. Taarruz mıntıkasında yolların ıslahı vesaire gibi faaliyetlerle düşmanın nazarı dikkatini çekmemek için diğer mıntıkalarda aynı suretle faaliyetlerde bulunacaklardı.” 

Tarih 24 Ağustos 1922, Günlerden Cuma 

9 aydan beri; Türk tarihine işsiz bir zafer armağan eden Batı Cephesini Karargâhını ve başını sıcak kucağında misafir eden Akşehir, alınan tedbirlerinin mahremiyetine rağmen her şeyi biliyor, asil vakarla son günü bekliyordu.  

            Büyük tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı o günleri tasvir ederken der ki:

“Akşehir belediyesindeki tarihi odada Başkumandanın riyasetinde son toplantıdan sonra toplantıya iştirak edenler hamama gittiler, Ulu camii de okunan mevlitte bulundular. Sonra hep beraber büyük Türk dâhisi Nasreddin Hoca’nın Türbesi ziyaret edildi. 1’inci Ordu Komutanı Nurettin Paşa, Peygamberin menkıbesi okunurken duyduğu heyecanın şiddetini gözlerinden akan yaşlarla gideriyordu. Bütün bu fevkaladelikler Akşehir de beklenen günün pek yakın olduğunu müjdeliyordu.  

            24 ağustos Cuma günü Akşehir tarihinin en heyecanlı bir gününü yaşıyordu. Erkenden Akşehir-afyon yol üzerindeki bütün binaların damları sokak başları, Gazi Başkomutanı, Büyük Genel Kurmay Başkanını 9 aydan beri misafir ettikleri Garp Cephesinin Sevimli Komutanı İsmet paşayı uğurlayacak, selametleyecek ve alkışlayacak olanlarla dolmuştu. Karargâh binasının önünü heyecanlı bir kalabalık çevirmişti. 

            Bütün büyük misafirler birer birer Akşehir’i terk ettiler. Nihayet Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın otomobili karargâhın önüne yanaştı. Karargâhtan aşağıya inen İsmet Paşa alkışlar arasında otomobiline bindi yanına Asım Beyi de aldı.

Otomobil, alkışlar, gözyaşları ve dualar arasında uzaklaştı. Göklere açılan eller Türkün büyük kumandanına Tanrıdan zafer yalvarıyordu. Beyaz yaşmaklı yaşlı kadınlar aylardan beri bağırlarına bastıkları, kendi iç varlıklarından bir parça sayıkları İsmet Paşadan büyük ve kahraman oğullarından ayrıldıkları için ağlıyorlardı. Biraz sonra minarelerde verilen esselâların yankıları yaslı ve hüzünlü şehrin üstüne gözle görülmeyen ve fakat sezilen bir başka tül serpiyordu.” 

İlk Hedef, Akdenizdir 

24 Ağustos’ta karargâh, Akşehir’den taarruz cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına nakledildi. Garp Cephesi Karargâhında görevli bir subay olan Cevdet Kerim İncedayı ordunun ne kadar düzenli ve hazırlıklı olduğunu anlatırken: “24 Ağustos günü Genel Karargâh Akşehir’den Şuhut’a giderken dikkat ettim. Bir gün evveline kadar çeşitli kolorduların geçtiği bu geniş sahada geride kalmış tek bir nefer ve kırılmış tek bir araba görülmüyordu.” der

25 Ağustos sabahı da Şuhut’tan savaş idare edilen Kocatepe’nin güney batısındaki çadırlı ordugâha nakledildi. 26 Ağustos sabahı saat 5.30’da Kocatepe’de topçu ateşiyle Büyük Taarruz başladı. 

Akşehirliler alacakları hayırlı haber için çok beklemediler. 24 Ağustos Cuma günü zafer için tertiplenen hatimlerle, dualarla, salâlarla cepheye selametlenen Batı Cephesi Karargâhı ve onun Komutanlarından bir hafta sonra Akşehir’in tarihi Arasta’sına gelen atlının: “Savaşı biz kazandık. Zafer bizim. İzmir’e doğru gidiyoruz.” Müjdesi, bir hafta süren bekleyişi bayram kutlamasına dönüştürdü. 

Türk ordusu düşmanı bozguna uğratıp önüne katmış kovalıyordu. Manalı bir hüzün ve vakarlı bir sessizlik içine bürünen Akşehir zaferin coşkun şenliklerini yapıyordu. 30 ağustos zaferinden sonra Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa 1 Eylülde: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz” emrini verdiği gün Akşehir baştanbaşa sevinç heyecanı içinde coşmuştu. 9 Eylül’de Türk ordusu İzmir’e girdiği gün Akşehir, bayramın en büyüğünü yaşadı. Çünkü bu zafer’de onun pek büyük ve şerefli bir payı vardı. Zafer, Akşehirli için tarifsiz ve emsalsiz bir mana ifade ediyordu. 

O zor günlerde, hakkın tesisi adına, varını yoğunu ortaya koyarak Kurtuluş Savaşının Başkomutanı yanında severek yer alan Akşehirliler; bugün ise hakkın teslimi adına, Zafer Haftası kutlamalarının Akşehir’den başlaması için, bugün severek yanında yer aldığı Türkiye Cumhuriyetinin Başkomutanına gitme azim ve kararındadır. Akşehirli her daim samimidir, samimi olduğu kadar da ısrarlıdır. 

Hakkın teslimi sağlanırsa, zaman ne kadar eskirse eskisin, çağ ne kadar değişirse değişsin, İstiklal Harbini kazanan iman, irade, heyecan ve gayret milletimize yol göstermeye; mazlumların umudu olmaya devam edecektir. 

Milletimizin Zafer Bayramı Kutlu Olsun!  İdris DOĞAN 

 (Bu yazı, 29 Ekim 2012 tarihinde KONTV’de canlı yayınlanan DÜZLEM programındaki konuşmamın özetidir) 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Eline, Diline, Yüreğine Sağlık.
Güzel kardeşim, bu değerli çalışmanız ile Büyük Taarruz günlerini sanki an be an yaşadım.Yazının başındaki değerlendirmeler aynen doğru. Allah zihin açıklığı versin, nice başarılı çalışma dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım.
Yorum Ekleyen: İsmail Aydın     2.09.2020 15:44:58
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya