Yüce Rabbimiz, neredeyse tüm hayvanlarda olduğu gibi insanı da bir erkek ve bir dişi olarak yaratmıştır. İnsanoğlunun erkek ve dişi olarak yaratılması, insanoğlunun üreyip çoğalması amacına matuftur. İnsanın bu amaç doğrultusunda hareket etmesi için Yüce Yaratan insanoğluna; karşı cinse karşı cinsel sevgi, birlikte olma arzusu, cinsel zevk, çocuk sahibi olma isteği, çocuk sevgisi, çocuğu en iyi şart ve ortamlarda büyütme, her türlü tehlikelerden koruma isteği, en nihayet sosyal hayata kazandırma içgüdüsünü vermiştir. Annelerin geceler boyu bebeklerinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıklarını düşünürsek, çocuk sevgisinin ne ölçüde bir duygu olduğunu anlayabiliriz. Tüm bunlar Yüce Allah’ ın insanoğlunun çoğalması için koyduğu “Neslin idamesi” kanununun birer tamamlayıcı parçalarıdır.
22.09.2020 04:54
1.235 okunma
AİLE MÜESSESESİ
YARATILIŞ
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
Mehmet Aktan

Aile nedir?

Niçin var olmuştur?

Olmasa ne olur?

Aile kurumunu kim, neden yıpratmak istiyor?

Yaratılış karşısında ailenin yeri nedir?

Yaratılış ve aile müessesesi karşısında İstanbul sözleşmesini nasıl değerlendirmek gerekir?

Değerli okuyucu;

Yüce Rabbimiz, neredeyse tüm hayvanlarda olduğu gibi insanı da bir erkek ve bir dişi olarak yaratmıştır. İnsanoğlunun erkek ve dişi olarak yaratılması, insanoğlunun üreyip çoğalması amacına matuftur. İnsanın bu amaç doğrultusunda hareket etmesi için Yüce Yaratan insanoğluna; karşı cinse karşı cinsel sevgi, birlikte olma arzusu, cinsel zevk, çocuk sahibi olma isteği, çocuk sevgisi, çocuğu en iyi şart ve ortamlarda büyütme, her türlü tehlikelerden koruma isteği, en nihayet sosyal hayata kazandırma içgüdüsünü vermiştir. Annelerin geceler boyu bebeklerinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıklarını düşünürsek, çocuk sevgisinin ne ölçüde bir duygu olduğunu anlayabiliriz.  Tüm bunlar Yüce Allah’ ın insanoğlunun çoğalması için koyduğu “Neslin idamesi” kanununun birer tamamlayıcı parçalarıdır.

                Eşlerin birbirlerine karşı sevgiyle bağlı olmaları sonucu olarak, dışardan vaki olacak müdahalelere karşı, birbirlerini kıskanmak ve korumak suretiyle güçlü bir bariyer oluşturmaları, ailenin korunmasıyla ilgili olarak Rabbimizin insanoğluna bahşettiği fıtri bir koruma kalkanı olmaktadır.

                Ailede tek eşlilik esastır. Ancak, savaşlarda büyük çoğunlukla erkekler telef olduğu, yüksek riskli şartlarda genelde erkekler çalıştığı için bazı zamanlarda, erkek nüfusu kadın nüfusunun büyük oranda altına düşmekte, bu durumda birçok kadın ve kız aile kurma imkanından mahrum kalmaktadır. Böyle durumlarda, sosyal hayatın dejenerasyona uğramaması için erkeğin birden çok kadınla evlenmesine izin verilmiştir.

                Birden çok evliliğe izin verilmesi, erkeğin cinsel arzularının karşılanması ya da kadının aşağılanması amacına yönelik olmayıp sosyal hayatın bozulmaması amacına matuf bir emniyet supabıdır. Ayrıca erkeğin birden çok kadınla evlenmesinde neslin karışması söz konusu olmayacaktır. Zira, çocuğun annesi onu doğuran kadın, babası da kadının eşidir.

                Buna karşılık metres tutma vs. gibi gayri meşru münasebetlerden dünyaya gelen çocuğun babası belli değildir. Bu ise, toplumda nesep karışıklıklarına neden olur. Hiç kimse kendinden olduğundan emin olmadığı bir çocuğa babalık yapmaz.

                Ayrıca erkek ve kadın psikolojileri açısından, kadının birden çok erkekle evli olması erkek açısından asla kabul edilemeyecek bir durum iken, erkeğin birden çok kadınla evli olması kadın açısından asla kabul edilemeyecek bir durum değildir.

                Bir başka husus da kadının ay hali özel durumu, hamileliği, lohusalığı ve erkeğe göre erken menopoza girmesi durumu da, ailevi ve sosyal zaruret hallerinde erkeğin birden çok kadınla evlenmesine kapı aralayabilmektedir.

                Erkek ve kadın nüfusunun dengelenmesi halinde ise, erkeğin birden fazla kadınla evlenme imkânı neredeyse tamamen ortadan kalkar. Böylece bu istisnai durum da kendiliğinden ortadan kalkar.

                Erkeğin birden çok evliliği halinde ise, adaletin gözetilmesi vazgeçilmez bir esastır.

                ÖZETLE; Ailede tek eşlilik esas, sosyal ve ailevi zaruretler karşısında erkeğin adaleti gözetmesi kaydıyla birden çok evlenmesi istisnadır.  

                Yukarıda yaratılış ve İslam inancının aileyle ilgili esaslarını ve hikmetlerini arz etmeye çalıştım.

                Aile hakkındaki bu tespitler yaratılışın gözler önüne serdiği tespitlerdir. Bu nedenle de bu tespitler yaratılışın gerektirdiği tespitler olmak hasebiyle sadece Müslüman toplumundaki aile yapısının esaslarını değil, gayrimüslim toplumların aile konusunda göz önünde tutmaları gereken esasları ifade etmektedir. İslami tebliğ ve terbiye almamış, İslam’ı kabul etmemiş toplumlar da el yordamıyla yukarıda esasları açıklanmaya çalışılan aile yapısını tesis etmeye çalışırlar.

                Nitekim, Almanya’ da 2. Dünya harbinden sonra, milyonlarca erkeğin harpte telef olmaları nedeniyle eş bulamayan ve eşi savaşta ölmüş olan kadınlar, toplu gösteri yaparak birden çok evliliğe izin verilmesini istemişler, sonuçta bu taleplerine uygun düzenleme yapılmıştır. O dönemde 1 erkeğe 8 kadın nikahlandığı vaki olmuştur.

                Değerli okuyucu;

                Çağımızda, Yaratan’ ın insanoğluna neslini idame, çoğalma görevine karşılık olarak verdiği karşı cins sevgisi, cinsel zevk, çocuk sevgisi alınıp, neslin idamesi ve çoğalma vazifesinden kaçılmak istenmektedir. İnsanlar, Allah’ ın lütfettiği zevkleri yaşayıp, bunun karşılığında çocuk sahibi olup onu büyütme ve topluma kazandırma yükümlülüğünü reddetme eğilimindedir.

                Özellikle batı toplumları bu nedenle: hemcinslerin birbirleriyle yaşamalarını, hatta evlenmelerini (!) yani homoseksüelliği, lezbiyenliği, biseksüelliği (Kendi kendine seks), cinsel ihtiyaçların aile dışında akla hayale gelmeyecek şekil ve usullerdeki tatmin usullerini mubah ve meşru addetmek eğilimindedir. Cinselliğin her ahval ve şartta pervasızca sergilenip istismar edilmesi çağdaşlık ve modernlik olarak addedilmektedir.

                Ve bu durumlar insan hak ve hürriyetleri kapsamında insanların bireysel tercihleri olarak değerlendirmekte ve dokunulmaz kabul edilmektedir.

                Değerli okuyucu; İstanbul Sözleşmesi, aile kurumunun zayıflatılıp yok edilmesi hedefinin gerçekleşmesi yönünde atılmış son derecede önemli ve büyük bir adımdır. Ne yazık ki, Türkiye’ de belki de farkında olmayarak bu haince planın bir parçası olmuştur.

                Elbette bu sözleşme açıkça aileyi yok etme hedefiyle ortaya çıkmamıştır. “Aile içi şiddetin önlenmesi”, “Kadın erkek eşitliği” gibi kulağa hoş gelen sözcüklerle görüş ve kabule sunulmuştur.

                Bu “Zehri altın kupayla sunarlar” özdeyişine uygun bir tavırdır.

                Kadına şiddet, Yüce Dinimizin “Kadınların sizin üzerinizde, sizin de kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır.” , “ Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olanınızdır.” , “Allah indinde herkes eşittir” düsturlarıyla önlenebilir. Kâinattaki varlıklar eşitlik üzerine değil adalet üzerine yaratılmıştır. Kadınla erkeğin eşit olması sözgelimi elmayla armudun eşit sayılması gibidir. Yaratılışta erkek farklı özelliklerle, kadın farklı özelliklerle donatılmıştır. Ancak varlıklar arasında adalet esastır.

                Kadın ve çocuk cinayetleri ise; kısas (idam cezasıyla) önlenebilir.

                Birden fazla insanın olduğu topluluklarda, bir reis, bir sorumlu olmalıdır. Yoksa o topluluk çok kısa zamanda dağılıp gider. Onun için de ailede de mutlaka bir reis olmalıdır. Duygusal yönden daha güçlü olan kadının yanında, aklen ve fiziken daha güçlü olan erkeğin reis olması daha uygun, daha makuldür. Bunun kabul edilmeyerek, kadın ve erkek aileyi birlikte yönetir demek, aileyi reissiz bırakıp kısa zamanda dağılmasına sebep olmak demektir.

                Değerli okuyucu; Aileye karşı ortaya atılan fikirlerin tarihsel başlangıcı 1789 Fransız ihtilaline dayanır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışı, aile ve netice itibariyle toplumun yok oluşunu hazırlayan bombanın fitilleri olmuştur.

                Siyonizm bir tarafta, insanı inanç ve ahlakından soyutlayan liberalizmi tesis ederken, diğer taraftan da Marksizm’ le inanç ve ahlakından uzaklaştırmaya çalışmıştır.

                Günümüzde, toplumumuzda İstanbul sözleşmesine canla başla sahip çıkan siyasi parti genel başkanlarımıza bakınca, Siyonizm’in ihanet planlarının ne derecede etkili olduğuna yazık ki şahit oluyoruz.

                Allah bize feraset ve basiret versin İNŞAALLAH. Âmin.

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya