Savaş için Rusya’nın aradığı bahane Londra Protokol kararlarının reddi oldu.
05.11.2020 01:28
1.013 okunma
1877-1878 OSMANLI-RUSYA SAVAŞI
İsmail Aydın

                 Savaş için Rusya’nın aradığı bahane Londra Protokol kararlarının reddi oldu.

                Çar Aleksandr II., Londra protokolünden öce yayınladığı beyanatı ile, sözde Balkan Hıristiyanları hakkında isteyeceği ıslahat ve teminat, Babıâli tarafından kabul edilmediği takdirde tek başına harekete geçeceğini belirtmişti. Bu sebeple Saint-Petersburg hükümeti tereddüt ediyordu. Çarın kardeşi Grandük Nikola harp taraftarı idi. Çarın diğer kardeşi Constantin harp aleyhtarı idi.

                Londra protokolünün Babıâli tarafından reddedilmesi Rusya açısından harp ilanı için sömürülecek bir bahane idi. Nitekim öyle de oldu. Prens Korçakof, Rusya’nın Osmanlı devletine harp ilanı kararını bir beyanname ile Avrupa’ya duyurdu. (18 Nisan 1877) Osmanlı-Rus harbi başladı.

                Osmanlı Devleti savunma durumundaydı. Rusya’nın harpten amacı, görünüşte İstanbul konferansında tesbit edilmiş olan teklifleri Osmanlı devletine kabul ettirmekti. Gerçek amaç ise, Balkanlardan Osmanlıyı tasfiye etmek, Slavlar üzerinde kuracağı nüfuz ile İstanbul ve Boğazlara yaklaşmaktı. Diğer taraftan da, Anadolu’nun kuzey doğusunda Batum limanını, Kars, Ardahan ve Erzurum’u ele geçirmek ve İskenderun yönünde bir yayılma imkânı sağlamaktı. Rusya, Akdeniz’e inmeyi bu sefer doğudan deniyordu.

                               TÜRKLERE MİSLİ GÖRÜLMEMİŞ VAHŞETLER

                Rusya, Romanya’yı da yanına almıştı. Savaş kararı üzerine Ruslar Tuna’yı geçerek Bulgaristan’a geldiler. Bulgaristan’da Türklere karşı misli görülmemiş bir öldürme hareketi başladı. Köyler, kasabalar yakıldı. Türklerden elde edilen silahlarla Bulgarlar silahlandırıldı. Yeni Zağra ve Eski Zağra dolaylarına kadar olan bölgeyi kan ve ateş içinde bıraktılar. 16 Temmuzda Niğbolu’yu ele geçirdiler.

                Bu olaylar üzerine, Karadağ’da bulunan Süleyman Paşa’nın, kuvvetleriyle Balkanlara hareket etmesi emredildi. Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, General Gurkoi kuvvetlerinin sağ kanadını eski Zağra’da mağlup etti.

                Ruslar harbe başlarken, kolaylıkla muzaffer olacaklarını ve süratle İstanbul önlerine varacaklarını ümit etmişlerdi. Fakat Süleyman Paşa’nın, Gurkoi kuvvetlerini çekilmeye zorlaması ve bilhassa Osman Paşa’nın Pilevne’yi kahramanca savunması onları hayal kırıklığına uğrattı.

                               GAZİ OSMAN PAŞA’NIN PİLEVNE SAVUNMASI

                Aziz okuyucu! Bu kadar can sıkıcı olayın arasında, geçmişte de kalsa göğsümüzü kabartan Pilevne savunması üzerinde bir miktar durmak istiyorum. Başta Gazi Osman Paşa olmak üzere, bütün şehidlerimizi ve Pilevne kahramanlarımızı burada bir kere daha rahmet minnet ve şükranla anıyorum. Bu örnek savunma, dünya savaş tarihinde teknik ve taktik açısından bünyesinde ilkleri barındırmaktadır. Diğer yandan Pilevne, Türk milletinin, iyi yönetildiği ve davasına iyice inandırıldığında nelere muktedir olabileceğine de güzel bir örnektir.

                Evet! Dünya durdukça Pilevne savunması, ilk defa yeraltında savunma tünelleri yapılması gibi teknik ve taktik açıdan, cesaret, kahramanlık ve fedakârlıklar bakımından konuşulmaya devam edecektir.

                Ruslar ilk defa olarak 20 Temmuzda Pilevne’yi almak amacıyla taarruz ettiler ve Osman Paşa’dan ilk silleyi yediler, ezildiler. Rus General Krüdner taarruzu yenilemeye karar verdi. 30 Temmuzda 30 yaya taburu, 30 süvari bölüğü ve 186 top ile yeniden taarruza geçti. Fakat yeniden mağlup edildi ve kuvvetleri perişan bir şekilde ricat ettiler. Osman Paşa, karşı taarruza geçerek düşmanı takip etmek istedi fakat bunun için gerekli süvari kuvvetinden mahrumdu.

                               ÇARIN ROMANYA’YA İMDAT ÇAĞRISI

                Rus başkomutanlığı her ne bahasına olursa olsun Pilevne’yi zaptetmiye karar vermiş bulunuyordu. Çar, kesin bir taarruz için Rusya’dan yeni takviye kıtaları ile kendi hassa alayını da getirtti. Romanya Prensine yardım için şu tarihî telgrafı çekti: “İmdadımıza gel! İstediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna’yı geç. Acele Pilevne’de yardımımıza yetiş! Türkler bizi mahvediyorlar! Hıristiyanlık davasını kaybetmek üzeredir.” Çar bu telgrafıyla 60.000 kişilik Romanya ordusunun da yardımını sağladı.

                Pilevne Ruslar açısından harbin kördüğümü haline gelmişti. Osmanlı devleti açısından ise kilit konumundaydı. Ruslar ne yapıp edip düğümü çözmeye uğraşıyor, Osman Paşa’da kilidi muhafazaya çalışıyordu. Ruslar üçüncü taarruza hazırlandıkları sırada Osman Paşa da yeni bir savunma için tertipler aldı.

                               RUS ORDUSUNUN YENİLGİSİ-ÇARIN GÖZYAŞLARI

                Ruslar, taarruz için 123 piyade taburu, 19 süvari bölüğü, 73 topçu bataryası ve bir istihkâm taburu toplamışlardı. Aşağı yukarı 100.000 kişi ve 450 top vardı. Çar, başkomutan Grandük Nikola ve Romanya Prensi Şarl ile birlikte taarruza nezaret edeceklerdi. Türk ordusu 45 piyade taburu, 15 süvari bölüğü ve 12 bataryadan yani 25.000 kişilik bir kuvvetle 70 toptan ibaretti.

                Taarruz hareketleri Çar’ın doğum yıldönümünde başladı ve büyük bir şiddetle gelişti. Ruslar cesaretle ve maharetle savaştılar. Çar ve başkomutanları da ordunun başında idi. Bu suretle birkaç önemli mevkii ele geçirebildiler. Fakat Osman Paşa’nın ve maiyetinde onun gibi değerli komutanların ve erlerin kahramanlığı, Rusların kesin bir netice sağlama yolundaki türlü gayretlerini eritti. Ruslar ve müttefikleri Romanyalılar girdikleri yerden çıkarıldı, yüzgeri kaçmıya zorlandı. Çar, büyük ümitlerle giriştiği taarruzda kuvvetlerinin bu halini gözyaşlarıyla seyretti. (12 Eylül 1877) Osman Paşa’ya “Gazi” unvanı verildi.

                Ruslar Pilevne’yi taarruz ile alamıyacaklarını anlayınca kuşatmıya karar verdiler… Osman paşa, şehid edilen er ve subaylarının yerini dolduramadı. Malzeme ve mühimmat sıkıntısı baş gösterdi. Açlık tesirini göstermiye başladı. Sağlık malzemesi yok gibiydi. Ve yokluk, Pilevne kahramanlarını, düşmanları Rus’tan daha korkunç bir surette yormıya, yıpratmıya başladı. Rus başkomutanı, Osman Paşa’ya kahramanlığını öven bir mektup göndererek teslim olmasını teklif etti. Paşa reddetti.

                               GAZİ OSMAN PAŞA’NIN DESTANSI HURUÇ HAREKÂTI

                Türk ordusu bu kapanda sefil bir şekilde ölmektense, bir huruç (yarma) harekâtı ile muhasara çemberini aşmıya karar verdi. Gazi Osman Paşa, 30 Kasım gecesi tümen ve alay komutanlarını karargâhında toplıyarak düşüncelerini anlattı. Onların da muvafakatlerini alarak, varılan kararı bir mazbata ile tesbit ettirdi.

                Bu kararı öğrenen Pilevne ahâlisi ileri gelenleri, Osman Paşa’ya ricacı gönderdiler; “Eğer asker Pilevne’den çıkarsa, sivil halk içindeki Bulgarlar, bizlere çok zarar verir. Müsaade ediniz biz Müslüman ahâli de Pilevne’den çıkalım” şeklinde teklifte bulundular. Sivillerin nakli, savunmayı güçleştirebilirdi. Bunu göz ardı etmiyen Osman Paşa, Bulgar halkının ileri gelenlerini toplantıya çağırdı, onlardan Müslümanlara zarar vermiyeceklerine dair söz aldı. Buna rağmen Müslümanlar, “Biz de sizlerle gelelim” diye çok yalvardılar. Osman Paşa, kimseyi kırmamıya dikkat ederdi. “Biz askerî usullerle harekât yaparız. Sizler bize ayak uyduramazsınız” dediyse de, halkın istekleri çok acındıracak durumda olduğundan istemiyerek razı oldu. Çünkü geçmişte yaşananlar ve taze olarak alınan haberler, düşman eline geçen yerlerdeki Müslüman ahâlinin katledildiği şeklindeydi.

                Uzun hikâye. Bu kararın tatbikine misli görülmemiş fedakârlıklar ve kahramanlıklarla girişildi. Osman Paşa, askerleriyle birlikte üstün düşman kuvvetlerine karşı kahramanca dövüştü.  Osman Paşa, kuvvetlerini iki guruba ayırmıştı. Birinci gurup ardı ardına üç muhasara çemberinden ikisini yarıp 1000 m. kadar ilerlemişti ki, yeni bir kuşatma hattı ile karşılaştı. Burada kanlı bir savaş başladı. Çevredeki Rus ve Romen birlikleri de yardıma koştular. Topçu ateşi altında sürdürülen savaş gerçekten çok korkunçtu. Osman Paşa, bir yandan da sivillerin olduğu gurubu kurtarmaya çalışıyordu.

                Bu sırada Osman Paşa’nın atı isabet alarak öldü. Kendisi de bacağından yaralandı. Açlık, hastalık, yardımın gelmemesi ve maiyetinde her türlü fedakârlığı gösteren askerin umutsuzca telef olmaması düşünceleri Osman Paşa’yı teslime mecbur etti. (10 Aralık 1877)

                (Gelecek hafta, Osman Paşa’ya Kılıcı İade Ediliyor.)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya