Dost ve düşman kavramları insanoğluyla beraber var olagelmiştir.
15.11.2020 03:00
1 yorum
1.839 okunma
“DÜŞMANIN ÖLDÜYSE…”
Mustafa Yıldız

            Dost ve düşman kavramları insanoğluyla beraber var olagelmiştir.

İlahi hikmet gereği bu iki kavramla ifade edilen insanlar arasında dostluk ve düşmanlık sosyal hayatın her alanında bitmek bilmeyen bir tarzda ila yevmi-l kıyam devam edecektir.

            Bu yazımda bir ayetin ilham ettiği anlamlarla düşman kavramına bir açıklık getirmek istiyorum.

            İnsanların birbirlerine düşmanlığı için birçok sebep vardır.

            Kıskançlık, haset, kibir nedeniyle Âdemle şeytan arasında başlayan düşmanlık, Kabil ve Habil’in kan davası ile sürüp gelmiştir.

            İnsanların, kendilerini yaratan Rabbinin elçilerine çeşitli nedenlerle düşmanlık etmek ve dinde ayrışmalardan tutun da dünya menfaatlerine sahip olma hırsına kadar, düşmanlık sebepleri vardır.

            Burada bir Müslüman’ın, düşmanı hakkında tutunacağı tutum önemlidir.

            Allah’a şirk koşmaktan sonra en büyük günah olan (neredeyse onu dinden çıkarmaya yakın bir noktaya getiren ) insan öldürmek için, yaratanın talimatını göz ardı etmeyen Müslüman, haksız yere bir insan öldürmenin, Allah katında bütün insanlığı haksız yere katletmek anlamına geldiğini unutmaz.

            Savaş halinde devlet ve millet iradesi geçerli olduğundan ferdin sorumluluğu büyük ölçüde ortadan kalkar. Büyük ölçüde diyoruz, çünkü ateş ile yakmak ve işkencenin her türlüsü haramdır ona. Peygamberin, kurban keserken bile kurbanlığa acı vermemesi için bıçağı iyi bileme talimatı, aynı zamanda savaş halindeki askere de bilinen talimatıdır.

            UNUTULMAZ BİR DAVRANIŞ

            Bedir savaşında esir alınan müşriklerden bir tanesi bir sahabenin eline verilir. Bu sahabe kendisine daha önce işkence ve zulüm yapmış olan esirin karşısında kırbasından su içmektedir. Susuzluktan dudakları kurumuş ve dili damağına yapışmış olan esire su vermemektedir. Kendisi suyu yudum yudum içerken, her defasında onun karşısında suyu kızgın toprakların üzerine dökerek ona psikolojik içkence uygulamaktadır. Bunu fark eden Hz. Peygamber (s.a.s) ona gelerek:

“- Suyun bir yudumunu sen içeceksin, bir yudumunu ona içireceksin!” diyerek onu uyarmıştır.

            Müslüman, rahmet peygamberinin ümmeti olarak ahlâklı da olmalıdır. Düşmanıyla mücadelesini en güzel şekilde yapmalıdır. Son raddede, mecbur kalmadıkça, düşmanlığı artıracak argümanlarla değil, onu yumuşatacak söz ve eylemlerle mücadelesini sürdürmelidir. Neden?  Çünkü İslâm, öldürme ve yok etme dini değil, yaşatma dinidir.  Kaldı ki düşmanı yok edersen mücadele ve imtihan alanını da kaybedersin.

            Rahmetli Necip Fazıl’ın:

            “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın

            Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”  mısralarında ifadesini bulduğu gibi.

 

             “ONLARIN PUTLARINA SÖVMEYİNİZ!”

            Meselâ;  geçenlerde Fransa’da sevgili ve aziz Peygamberimize hakaret ifade eden karikatürler karşısında sosyal medyada bir köpek resmine Makron ‘un başının, fotomontajla montelenmiş olduğunu gördüm. Bir Fransız bunu gördüğünde sempatiyle mi karşılar?  Belki, bize düşen, onlara yaptıklarının ne kadar yanlış olduğunu gösterecek söz ve eylemlerde bulunmaktı.

             Sahabeden birkaç kişi, hâşâ, Allah'a söven bir müşrikin ağzını burnunu kırmışlar. Adam Peygamberimize gelip;

“-Senin adamların beni bu hale soktu!” diye şikâyette bulunur. Adamın yüzünün ve gözünün kan içinde olduğunu gören Rahmet peygamberi,  o sahabeleri çağırıp bu hareketlerinin sebebini sorunca;

"-  Yâ Resûlallah, Allah'a küfretti, biz de onun için dövdük” dediler. Bunun üzerine Efendimiz, adama niçin sövdüğünü sorunca o da:

 "- Önce onlar putlarımıza sövdüler, biz de ondan sonra sövdük" dediler. Ayet geldi ve mealen şöyle emrediyordu:

" Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeden, taşkınlık yaparak Allah'a söverler.” (Enam, 108)

            Bu, şu demektir: Hiç kimsenin kutsal gördüğüne sövmeyin ve hakaret etmeyin. İslam ahlâkı bunu gerektiriyor.

            Yahudi’nin cenazesi geçerken ayağa kalkan Peygamber efendimize;

 “ - Yâ Resûlallah, o bir Yahudi idi. Niçin ayağa kalktınız?” diyenlere

  “ - Ama o bir insan!” diyerek cevap veren Peygamberin bu davranışı, bize, yaratıkların en kıymetlisi olan insanın değerini hatırlatmıyor mu?

            Bu vadide söylenecek söz çoktur. Lakin fazla söze gerek var mı?

            Sevmediğiniz biri ölse ne yaparsınız?

            Bendeniz, bir şiirimde bunu şu şekilde ifade etmiştim:

            “Düşmanın öldüyse sevinme, yerin!          

             Akıbet senin de orası, yerin!”

            Rabbimden bize doğru düşünmek, doğru olan yolunda yürümeyi nasip etmesini niyaz ediyorum.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Muhteşem
Kasım Özkan Bey yazımı çok anlamlı bir şekilde resimlemiş. Teşekkür ederim Büyük Usta'ya.
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     16.11.2020 10:06:09
Mustafa Yıldız
DİĞER YAZILARI

MUSTAFA YILDIZ KİMDİR?

Mustafa Yıldız 1951 yılında Konya'nın Kulu İlçesinin Hisar köyünde doğdu.1963 yılında İlkokuldan mezun olduktan sonra birkaç yıl Arapça okudu.

1967–1968 ders yılında Ankara İmam-Hatip Okulu'na girdi. 1973–1974 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra Ankara merkezinde İmam-Hatip olarak memuriyete başladı. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan memuriyetini sürdürürken diğer yandan öğrenimini sürdürerek mezun oldu.

1981 yılında Erzincan'da kısa dönem askerlik görevini yaptı.

1983 yılında Diyanet işleri Başkanlığı adına Almanya'ya Din Görevlisi olarak gitti. 1988 yılında yurda dönen Yıldız, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Süreli Yayınlar bölümünde Diyanet Gazetesi, Diyanet Çocuk Dergisi... Gibi yayınların hazırlanmasında çalıştı ve adı geçen yayın organlarında yazılar yazdı.

Bir yıl sonra1989 Eylülünde istifa ederek serbest ticarete atıldı. Bu tarihten sonra aktif siyasete atılarak, belediye başkanlığı adaylığı, milletvekili adaylığı ve on yıl boyunca bir partinin Ankara İl Başkanlığını yaptı.

2003 yılında ticaret ve siyasetten ayrılan Mustafa YILDIZ, açıktan atama ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın Daire Başkanlığı nezdinde göreve başladı. 2 yıl sonra adı geçen dairede Kamuoyu Değerlendirme Şube Müdürü olarak 12 yıl boyunca anket çalışmalarını ve sanat sergilerinin yöneticiliğini yaptı. Petek adlı şiir kitabını bu görevinde iken yayımladı.

Belediyedeki görevine başladıktan kısa bir süre sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Bölümünde master yaptı.

Mustafa Yıldız’ın yayımlanmış 2 kitabı ile yayımlanmamış 5 kitabı; çok sayıda dini, sosyal ve kültürel içerikli yayınlanmış makalesi bulunuyor.

60’lı yıllardan beri muhtelif yayın organlarında şiirler ve yazılar yazmaktadır. Yeniden Milli Mücadele ve Pınar dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanan Yıldız, AnaHaberGazete internet gazetemizin de köşe yazarıdır.

Mustafa YILDIZ, Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı mütevelli heyet üyesidir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığında Şube Müdürü görevinden emekli olan Mustafa Yıldız, 4 çocuk ve 7 torun sahibidir. Ankara’da ve Konya’nın Kulu ilçesinde ikamet etmektedir.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya