Bundan 18 yıl önce iktidarının ilk yıllarında Sayın Cumhurbaşkanı “3Y ile (Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklarla) mücadele edeceğiz” diyordu. Bu alanda önemli reformlar yapıldı,
30.11.2020 05:30
2 yorum
2.461 okunma
GELECEĞİ BÜYÜTMEK İÇİN
Osman Arslan

Bundan 18 yıl önce iktidarının ilk yıllarında Sayın Cumhurbaşkanı “3Y ile (Yoksulluk, Yolsuzluk ve Yasaklarla) mücadele edeceğiz” diyordu. Bu alanda önemli reformlar yapıldı, tarihi dönüşümler yaşandı. Fakat, FETÖ krizi ve dış sorunlara odaklanılan güvenlik politikalarının öne çıktığı son 7 yıl, bu alanda başlangıçtaki hızın kaybedildiği yıllar oldu. Sayın Cumhurbaşkanı, yeni adımlar atılacak üç alanı, adeta 3Y’yi karşılayan biçimde yeniden ilan etti: Demokrasi(yasaklar), Ekonomi(yoksulluk), hukuk(yolsuzluk’tan fazlası). Biz dünün 3Y’sinde olduğu gibi, bugünün Demokrasi, Ekonomi ve Hukuk alanlarının yine baş harflerinden hareketle reform alanına kısaca “DEH” diyelim.

DIŞ ETMENLER DAHA OLUMSUZ

3Y döneminde AB trenine binmiş, lokomotife de kömürü basmıştık. İtalya’da Papa heykeli altında atılan tam üyelik müzakerelerini başlatacak olan imza hala hafızalarımızda. ABD ile ise sarmaş dolaş yıllardı.  Bugün ise biz AB’den, AB bizden duygusal ve zihinsel olarak kopmuş durumda. DEH döneminde ise bugün ABD karşımızda. Tek kelimeyle savaş halindeyiz. Times’a kapak yapılan Erdoğan bugün onların ağzında bir “diktatör.”. AB’de Türk düşmanlığı zirve yapmış durumda. Ülkü Ocakları bir uçtan kapatılmaya başlandı, Fransa İslamofobi’de pik yapmış bulunuyor, gemimizin aşağılayıcı biçimde aranması da ayrı bir gösterge. Türkiye ise 15 Temmuz’un destekçisi ABD ve AB’ye karşı reaksiyon olarak Batı’ya endeksli dış politikadan çıkmış ‘çok kutuplu denge siyaseti”ne geçmiş durumdadır bugün.

DİKTESİZ YAPACAĞIMIZ İLK REFORM

Özetle, dış etmenler bakımından dünün 3Y dönemine göre DEH döneminde bugün çok daha olumsuz koşulları yaşıyoruz. 3Y dönemi dış destekle yürütüldü. DEH tamamen iç dinamiklerin ürünü olacaktır. Elbette ABD’de yaşanan Biden yönündeki iktidar değişiminin reform kararları almada bir ölçüde etkisi olmuş olabilir. Ama dayatılan değil, kendi irademizle yürütülen bir çalışma olması çok önemlidir. Aslında bunun heyecan verici bir yönü de var: Belki son iki yüz yıldır ilk defa “kendi isteğimizle, kendimiz için, kendi kendimize” bir reform yapacağız! Bu o kadar anlamlıdır ki, siyaset felsefesi ve siyasi tarih bilenler bunu heyecanla karşılayacaktır. Kendi göbeğimizi kesebileceğimizin, sadece vatan söz konusu olduğunda değil, ekmek, özgürlük ve adalet için de birleşebileceğimizi gösterebilmek ne güzel olur!

İÇ DİNAMİKLER DAHA OLUMLU

DEH reformlarının iç dinamiklere yaslandığının en önemli kanıtı STK’ların ve toplumun çeşitli kesimlerinin beklentileri alınarak hazırlanıyor olmasından da anlaşılabilir. Bu dönem, toplumun her kesiminde reform beklentisi büyük. Beklentiler reforma toplanmış durumda. Bu da iç dinamiklerin beklentilerine hitap eden doğru bir adım olduğunu gösteriyor.

İTTİFAKIN TUTKAL HATTINA DİKKAT

3Y döneminde bir FETÖ katalizörü vardı. Gizli bir el olarak FETÖ yardım ediyordu, çünkü kendi stratejileri, bu politikaların başarısını istiyordu. Sonradan, o hain ve gizli eller bu elbirliği ile yapılanları bozmaya çalıştı. Ama o gün destekleri tamdı. Reformlara oy vermesi için “mezardakileri bile!..” getireceklerdi, mümkün olsaydı.  Bugün devletten önemli ölçüde ayıklandılar. Onların yeri MHP’nin insan kaynağı ile ikame oldu denebilir. MHP ise acaba özgürlükçü “demokrasi” reformlarında, güvenliği katı şekilde önceleyen yaklaşımını ne kadar esnetebilecek? Yargının evrensel hukuka dayalı vereceği özgürlükçü kararlar ne derece ‘serbest’ bırakılacak ve rahat karşılanabilecek?

SİYASETİN KİLİT TAŞI: MHP

Bizce MHP ile kırılma hatlarının varlığı dışında iç siyasi dinamiklerde reformlar için kuvvetli risk faktörü bulunmuyor. Cumhur ittifakı sarsılmadığı takdirde iç dinamikler de elverişli gözükmektedir. Esasen Arınç krizi de böyle bir sorunu ifade etmekteydi; Sayın Arınç Cumhur ittifakı’nın tam da zikrettiğimiz tutkal noktasına su yürüten konuşmalar yapmıştı. Krizin aşılma biçimi MHP’nin istediği şekilde oldu. Bu deneyim, DEH dönemi uzlaşısının hangi zemine oturacağını da gösteren bir prova gibi yorumlanabilir. Millet ittifakının en zorlanan halkası olan İYİ Parti’de yaşanan Özdağ krizi de siyasette taşların MHP eğilimi ekseninde daha oynayacağının bir başka işareti gibidir. MHP Türk siyasetinde günümüzün ‘kilit taşı’ konumunu almış görünmektedir.

EKONOMİK REFORM HOKUS POKUS DEĞİLDİR

Öte yandan halk ekonomik reformu bir hokus pokus gibi bekleyedursun, gerçek böyle değildir. Ekonomi salt para ve maliye politikaları ile şekillenmez. Dolayısı ile, aslında ekonomik problem diye bir şey yoktur. Ekonomik problem, aslında o toplumda topyekun kriz olduğunun habercisidir. Ekonomi, ülkedeki rüşvet, yolsuzluk, tefecilik, torpil, iltimas, adaletsizlik, hukuksuzluk, anti-demokratik uygulamalar, insan ve hayvan hakları ihlali, liyakatsizlik, kadına şiddet, eğitimsizlik, kültürsüzlük… gibi sorunların düzeyini veri olarak yansıtan bir sonuçtur aslında. Toplumun bir toplam erdem ve güven endeksini yansıtmaktadır. Yolsuzluk ve rüşvet yaygınsa kaynaklarınız heba oluyor demektir. Bu nedenle bir lira olan maliyetiniz üç liraya çıkar. Bütçe açığı verirsiniz. Hukuk olmazsa otuz yıllık emeklerinizi bir gecede saptırılmış bir hakim iradesi ile bir anda kaybedebilirsiniz. Eğer böyle kaybedecekseniz emeklerinizi, bu ülkeye gelmezsiniz. Yabancı değil, yerli sermayeniz bile durmaz. İnsan hakları ihlalleri imajınızı bozarsa, en basitinden turist bile gelmez. Yine kaybedersiniz. Bunların hepsi birden olursa, çökersiniz.

ÖNCELİK DEMOKRASİ VE HUKUK

Ekonomi yönetiminin belki yüzde 90’ı moral değerler, yani “güven” üzerinde yürür. Yüzde 10’U ise ekonominin enstrümanları ile. Haliyle bütün krizlere birden neşter vurmazsanız salt ekonomik enstrümanlarla bir yere varamazsınız. Diğer taraftan ekonomi dünyasının aktörlerinin açıklamaları da gösteriyor ki, önceliğin demokrasi ve hukuk alanında olması gerektiğinde hemfikirler. Doğrusu da budur, tek yol da budur.

4. HUKUK REFORMU

Hukuk bakımından reformlar bir strateji belgesi eşliğinde yürümektedir aslında. 17 Ekim 2019 tarihli 1. Yargı Paketi “tutuklama gerektiren halleri” sınırladı, “erişim yasaklarını” yeniden düzenledi, ceza yargılamasında "seri muhakeme usulü" ve "basit yargılama usulü" adıyla iki yeni kurum getirilerek yargı sisteminin sadeleştirilmesi ve yargıya erişimin kolaylaştırılmasını hedefledi. 14 Nisan 2020 tarihinde kabul edilen 2. Yargı Paketi ile infaz sistemine yönelik reformlar hayata geçirildi. "Koşullu salıverilme-denetimli serbestlik rejiminin yeniden belirlenmesi"; "iyi hal şartının etkili bir kontrol mekanizmasına kavuşturması" ve "alternatif ceza infaz usullerinin kapsamının genişletilmesi" şeklinde üç yeniliğe sahipti. Son olarak 28 Temmuz 2020 tarihli 3. Yargı Paketi ile hak arama özgürlüğünün kullanımının önündeki usûli engellerin kaldırılması ve yargılama kurallarının etkili, hızlı ve işlevsel uygulanmasının temin edilmesi amacına yönelik önemli düzenlemeler yapıldı. Şimdi 4. Yargı paketi gelecek. Bu pakette, son dönemin kronik sorunu “uzun tutukluluk” konusuna neşter vurulacağı, 15 Temmuz sonrası güvenlik lehine bozulan dengenin özgürlükler bakımından dengelenmesi ve kitleselleşen “terör suçlarında kapsam daraltılmasına” gidilerek toplumun rehabilite edilmesi, insan haklarının “Avrupa’ya endeksli olmaktan çıkartılması” gibi gerilim hatlarında yeni adımlar olacağı söyleniyor.

REFORMLAR ERKLER AYRIMINI DESTEKLEMELİ

Fakat yapılan önceki refomlar, bütün anlamlılığına rağmen hukukta bir rahatlama meydana getirmemiş olmalı ki bir hukuk krizi hükümetin gündemindedir. Öyleyse bütün önemi ve gereği ile birlikte yasalardan ziyade başka önceliklerde aranmalıdır. Bizce sistem sorunundan önce gelen şey, yargıda, yetişmiş insan ve mesleki ahlak sorunudur. Meslek ahlakını bozmaya zorlayan siyaset kurumu-yargı bürokrasisi arasındaki geçişken ilişki biçimi erkler ayrımı ve karşılıklı saygı esasına göre restore edilmelidir.

DEMOKRASİ ÖZGÜRLÜKTEN İBARET Mİ

Demokrasiye gelince, Milli egemenlik, Özgürlük, Eşitlik, Çok partili sistem, Temel hak ve özgürlüklerin korunması ilkelerine dayanan; seçim, parlamento ve çoğunlukçuluk araçları ile sürdürülen bir yönetim biçimidir. Gündemimize gelen demokrasi reformu sadece ilkeler bahsinin ‘özgürlük’ ve ‘temel hak ve özgürlükler’ maddesine yönelik düzenlemeleri konu ediniyor. Oysa, reformun daha geniş düşünülmesi ve demokrasimizin bütün tıkalı veya daralan artellerini açmak için müdahaleler yapılması daha uygun olur. Zira, çoğunlukçuluk, seçim, parlamento ve eşitlik konuları da bir omuz istiyor demokrasi adına. Bununla birlikte demokratik hak ve özgürlükleri kullanabilmek de bir eğitim ve kültür düzeyi meselesidir. Yani iş yine geliyor toplumsal değerlere…

REFORMU KENDİMİZDE YAPALIM

Gelin reformu kendi içimizde yapalım. Daha erdemli, daha ilkeli, daha güven veren, daha adil insanlar olmak üzere kendimizi ‘adam’ edelim. Çünkü zemin toplum olarak biziz. Biz çürüksek, çökmüşsek üstümüzde hiç bir bina duramaz. Biz sağlamsak en iğreti yapı bile ayakta kalır.

HALKLA BERABER OLMAK…

Açıklanan verilere göre tarihimizde ilk defa nüfusun yenilenme oranından daha düşük seviyede yeni doğan olmuş. Bu, en büyük övüncümüz olan ‘genç toplum’ niteliğimizi tehdit eden bir durumdur. Gelecek kaygısı ve umutsuzluğun doğumlara olumsuz yansımasına, bir de bu yıl yaşanan nüfus artışının göçmen nüfusa dayandırılması eklenince tehlikenin boyutu daha da artıyor. Bu, sadece nüfusumuz yaşlanmıyor, demografimiz de değişiyor demektir. Bu krizleri çözmezsek yirmi yıl sonra ‘Türkiye’ adı tartışılmaya başlanabilir. Bu konuda hükümetin çabalarını biliyoruz, ama eksik bulduğumuz bir yanı var. Eskiden olduğu gibi ‘devlet eliyle’ mantığına dönüldü. Hayır, reformlar ‘toplumun katılımıyla’ sağlanabilir. 2002 sonrası olduğu gibi milleti işin içine çekmek zorundayız. Halkla beraber yapmadıkça, her girişim akim kalır.     

Özetle, sistemde reform kadar sağlam insanı inşa için yatırımı da düşünmek zamanıdır.

Geleceği büyütmenin başka yolu yok. 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Geleceği Büyütmek İçin
Ahlaki çöküşün başı da sonu da bugün yaşadığımız gibi, toplumda ve onu oluşturan bireylerde adalet duygusunun kaybolmasıdır. Elinize, zihninize, yüreğinize sağlık. Teşekkürler...İdris DOĞAN
Yorum Ekleyen: İdris DOĞAN     7.12.2020 12:15:21
Kutlarım
"sistemde reform kadar sağlam insanı inşa için yatırımı da düşünmek zamanıdır.

Geleceği büyütmenin başka yolu yok."
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     2.12.2020 14:07:09
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya