Atomun yapısı konusu aslında nükleer fizikle ilgili akademik bir konu. Ancak bu konuyu bu sütunda kaleme almamın haklı sebepleri olduğu kanaatiyle size arz etmek istedim.
02.12.2020 05:34
1.188 okunma
AYNŞTAYN (EINSTEIN) GERÇEKTEN DAHİ MİYDİ?
Mehmet Aktan

Değerli okuyucu;

            Atomun yapısı konusu aslında nükleer fizikle ilgili akademik bir konu. Ancak bu konuyu bu sütunda kaleme almamın haklı sebepleri olduğu kanaatiyle size arz etmek istedim.

Yazının sonunda bana hak vereceğinizi ümit ediyorum.

            Cansız varlıklar şu tarihte bilinen en küçük yapı taşı olan atomlardan (mikro sistem) oluşmaktadır. Atom o kadar küçük bir yapıdır ki, bu küçüklüğü insan havsalasının alabilmesi, kavrayabilmesi mümkün değildir. Atomun yapısını kavrayabilmek için, ancak aklımızın alabileceği büyüklüklerle kıyaslayarak anlatmak mümkün olacaktır. Bir atomun küçüklüğünü anlatabilmek için; 1 madeni T.L. nı yaklaşık 25 milyar atomun oluşturduğunu ifade etmek bir fikir edinmemize yardımcı olacaktır.

            Atom bu kadar küçük bir yapı iken, elektron mikroskobuyla gözlenen öyle olağanüstü özelliklere sahip ki, atomun yapısını izah için ilmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Yaratan’ ın varlığını kabul, vasat bir zekâ sahibi için kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkıyor.

            Böylesine küçük bir zerreyi de içi dolu, niteliksiz bir küre olarak düşünmeyiniz. Bu küreyi söz gelimi bir güneş sistemi olarak düşününüz. Merkezdeki güneşin konumunda, proton (artı elektrik yüklü) ve nötron (Yüksüz) bir de vasfı hakkında fazlaca bilgi sahibi olunmayan pozitron denen parçacıklardan müteşekkil çekirdek bulunuyor.

            Çekirdek etrafında, çekirdek hacmine nazaran çok büyük mesafeli (yarıçaplı) dairesel bir yörüngede ışık hızıyla dönen tanecikler var. Bunlar da (Eksi elektrik yüklü) elektron adı verilen tanecikler. Elektronları da Güneşin etrafında dönen gezegenler gibi düşününüz. Gezegenlerle güneş arasında ne kadar mesafe varsa, elektronlar ve çekirdek arasında da (hacim ve kütlelerine kıyaslayarak) o kadar mesafe olduğunu tasavvur ediniz. Nasıl ki yüksek hızlı bir pervanenin arkasına geçmek mümkün olmaz ise, elektronların ışık hızıyla dönüyor olmaları nedeniyle atom küresinin içine nüfuz etmek de o nedenle hiç mümkün olmaz. Bu nedenle, son yüzyıldan önce atom, fizik bilimi tarafından çelik bir bilye gibi algılanıyor ve öyle biliniyordu.

            Eksi yüklü elektronlarla, artı yüklü protonları elektrik yükü değerleri birbirine denk iken, elektronların ağırlığı(kütlesi), proton ve nötronlarınkinin 1835’te biri kadar.

            Bu duruma göre; atom, kendisini oluşturan parçacıkların hacim ve kütlesine nazaran muazzam bir boşluk. Dolayısıyla atomlardan müteşekkil Dünya’ mız da kâinattaki diğer varlıklar gibi muazzam bir boşluk. Eğer ki elektronlar ışık hızıyla çekirdek etrafında dönmeseler, atom diye bir yapı olmayacak, bu halde takribi olarak dünya sadece 2 metre çapında bir kürenin hacmi kadar olacak. Ağırlığı ise aynı kalacak.

            Başka bir deyişle; hayat ve kâinattaki gözlemlediğimiz tüm yaratılmışlar mevcudiyetlerini, elektronların durup dinlenmeden çekirdek etrafında akıl almaz bir hız ve intizama dönen elektronlar gibi atomun yapısındaki havsala almaz harikuladeliklere borçlu!  

            Bu noktada atomun yapısıyla ilgili aşağıdaki soruları sormak istiyorum:

            1-Atomu oluşturan tanecikler neden farklı yükte (artı ve eksi) elektrik yükü özelliği taşımaktadır?

            2-Aynı elektrik yüküyle yüklü maddeler birbirini itme özelliğine sahip olduğu halde çekirdekteki artı yüklü protonlar neden birbirini itip, uzaklaşmamaktadır. Protonları bir arada tutan ve böylece çekirdeği oluşturan güç nedir?

            3-Elektronlar maddenin eylemsizliği kuralına göre, hareketsiz durmaları gerekirken, niçin ışık hızıyla (Saniyede 300.000 Km. ) çekirdek etrafındaki yörüngelerinde dönüp durmaktadır? Dönmek için gerekli enerjiyi nerden almaktadır?

            4-Atomun yapısının bozulmaması için; Elektronların hızla dönmeleri, çekirdek üzerine düşmemeleri için şarttır. Zira elektron ve çekirdekteki protonlar farklı yükte olduklarından birbirlerini çekme özelliğine sahiptir. Dönmek suretiyle merkezkaç kuvveti oluşturarak, çekirdeğin çekim gücüne kapılıp çekirdeğe yapışmamaları, bu yüzden uygun bir hızda dönerek merkezkaç kuvveti oluşturmaları gerekmektedir. Aksi halde atomun yapısı bozulur ve kâinat bir anda yok oluverir!

            Elektronlar küçücük kütlelerine rağmen böyle büyük bir hızla dönmek için gereken enerjiyi nerden almaktadır?

            5-Elektronlar dönmeleri gerektiğini nereden biliyorlar?

            6-Dönme hızıyla doğru orantılı olan merkezkaç kuvveti, dönme hızının azalmasıyla elektronlar çekirdek üzerine düşerler atomun yapısı bozulur. Dönme hızının artması halinde de merkezkaç kuvveti çekirdeğin çekim gücünü yener, bu halde de elektronlar yörüngelerinden dışa doğru fırlarlar ve atomun yapısı yine bozulur.

            Elementlerin atom yapıları, elektron ve proton sayılarına göre değişiklik göstermekte, bu değişiklik, birden çok elektron yörüngesi katmanına vücut vermektedir. Katmanın çekirdeğe uzaklığı ise, merkezkaç gücünün ayarlanması bakımından her bir katmandaki elektronların hızının da farklı olmasını gerektirmektedir.

            7-Elektronların dönüş hızını, elektron katmanlarının çekirdeğe olan mesafesine ve çekirdeğin çekim gücüne göre hangi ilim ayarlamaktadır?

            8-Atomlar bir araya gelip molekülleri oluşturmaktadır. Halbuki her atomun dış yüzeyi eksi yüklü elektronlarla kaplıdır. Eksi yüklü elektronlarla dış yüzeyleri kaplı olan atomlar birbirlerini itip uzaklaşmaları gerekirken birbirleriyle nasıl birleşip de molekülleri teşkil ediyorlar?

            Bu soruları çoğaltmak mümkün ama gereksiz. Bir pozitif bilim dalı olan nükleer fizik bu sorulara şimdiye kadar cevap verememiştir. Esasen pozitif bilim; hayat ve kâinattaki varlık ve hadiselerle ilgili olarak “Neden?” Sorusuna değil “Nasıl? “  Sorusuna cevap vermek üzerine kuruludur. Olması gereken de budur.

Ne var ki; aklın, zekanın bir fonksiyonu olan pozitif ilim, bu konuda haddini aşmakta, bilim ilerledikçe karşı karşıya kaldığı sorulara da cevap vereceğini, başka bir bilgi kaynağına ihtiyacı olmadığını iddia etmektedir. Halbuki, pozitif (müspet) bilim ilerledikçe, karşılaşılan sorular nicelik ve nitelik itibariyle büyümekte, cevaplar zorlaşmaktadır. Atomun yapısında olduğu gibi. Pozitif bilim atomu önceleri çelik bir bilye gibi kabul ediyordu. Böyle kabul edince de, yukarıda sıraladığımız soruların hiçbirisi ile karşı karşıya gelmiyordu. Ne zaman ki, atom son yapısal özellikleriyle keşfedildi, işte o zaman müspet bilimin karşısına, sadece akılla, pozitif bilimle cevap veremeyeceği sayısız sorular çıktı.

Bu defa zekâ ve aklın fonksiyonu olan pozitif bilim; felsefeye sarıldı. Halbuki felsefe, bir bilgi kaynağı olarak aklın kendi haddini aşarak hayat ve kâinatı izaha yeltenmesinden başka bir şey değildir!

            Akıl ve beş duyu, Yaratan’ ın insanoğluna lütfettiği bilgi vasıtalarıdır. Hayat ve kâinatı anlamasına, izah etmesine yardımcı olur. Bu iki bilgi vasıtası “Nasıl?” sorularına cevap vererek pozitif bilime vücut verir. Ancak insan bu iki bilgi vasıtası, insanın hayat ve kâinatı anlayıp izah etmesine yetmez. Çünkü “Neden?” sorularına da cevap bulmak ister. İşte bu noktada insanoğlunun imdadına “Vahiy, Nakil, Doğru haber” yetişir. İnsanoğlu, Nakil sayesinde kafasını karıştıran, allak bullak eden, onu kaosa sürükleyen, huzursuz eden sorulara doğru cevaplar bularak huzura kavuşur.

            Örneğin: Yazımızın konusu olan atomla ilgili olarak karşı karşıya kaldığı sorulara;

            “Yüce Allah, tüm mükevvenatı olduğu gibi, atomu da yaratan, sevk, idare ve idame ettirendir! “

            “Yüce Yaratan; atom üzerindeki mutlak ilmini, mutlak iradesini ve mutlak kudretini çektiği an her şey yok oluverir! “

            Allah (C.C.) “Ol” der. Her şey oluverir! “Yok Ol” der. Her şey yok oluverir!

            Diyerek, huzura erer!

            Ancak Aynştayn (Einstein) böyle yapmamıştır!

            Çünkü o sadece akla, beş duyuya, pozitif bilime inanıyordu. Atomun yapısıyla ilgili sorulara yine akılla cevap verebileceğini düşünüyordu.

            Ancak bu konuda bu sorulara verebildiği tek cevap E=MC2 (Enerji=Maddenin kütlesi X Işık hızının karesi) formülü olmuştur. Bu cevap neden sorularına verilen bir cevap değil nasıl sorusuna verilen bir cevaptır.

            Atomun yapısıyla ilgili neden sorularına cevap bulamayınca, devamında pozitif bilim alanından felsefeye geçmiş, aklını kullanarak kâinatı izah etmeye kalkışmıştır. İzafiyet (Görelilik) teorisi, zaman, mekan, uzay ve hareketle ilgili bazı teoriler üretmiş, atom fiziği alanındaki buluşlarıyla bilimsel itibar kazanan Aynştayn’ a, fizik Oscar ödülü verilmiştir.

            Aynştayn, ismi etrafında oluşturulan ölçüsüz hayranlıklara, iltifatlara rağmen,

            “Mutlak İlim, Mutlak İrade ve Mutlak Kudret sahibi bir Yaratıcı’ nın varlığını kabul ediyorum. Bu aklın ve bilimin gereğidir” diyememiştir!

            Halbuki ilim adamlarının Allah’ a iman konusunda sorumlulukları daha fazladır. Çünkü ilim insanı Allah’ a daha çok yaklaştırır. İlmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Yaratan’ a inanmak ilim adamı için daha kaçınılmazdır. Çünkü Rabbimiz Kur’ anı Kerim’ in birçok ayetinde; “…Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? “ sorusunu sormaktadır.

            Değerli okuyucu;

            Bazı okuyucularımız belki de fazla abarttığımı düşünecek ama, Aynştayn’ ın gerçekten bir dahi olduğunu asla düşünmüyorum. Hatta, Allah’ ın verdiği aklı layıkıyla kullandığını da düşünmüyorum. Zira, zeki olmakla akıllı olmak farklı şeylerdir. Zekâ daha çok nesnelerle ilgili konularla uğraşır. Akıl ise, insanı insan yapan tüm konularla ilgilidir. Zekânın yeri beyindir. Aklın yeri ise, Hz. Ali (R.A.) Efendimizin buyurduğu gibi kalptir. Kalbinin sesini dinleyen insan akıllı insandır. Akıllı insan uslu insandır. Çünkü aklın bir diğer adı da “Us” tur.  

            Aynştayn’ ın zeki olduğundan kuşkum yok ama, İlmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Yaratan’ ın varlığını kabul etmeyen bir aklı yeterli ve saygıdeğer bulmadığımı ifade etmeliyim. Bu bir fanatizm değil, ilmi bir hakikattir inancını taşıyorum.

            Atomun yapısıyla ilgili yazılanların yeri belki de bu sütunlar değil. Akademik bir çalışmanın parçası olmalı. Ancak, 1970 li yıllarda Y.M.M. külliyatı kapsamında neşredilmiş bulunan “İlim, Kültür ve San’ atta GERÇEK” dergisinden bu yana bu konularla ilgilenen bir yayına rastlamadım. Bu çarpıcı bilgileri o zaman GERÇEK dergisinde okumuştum ve beynime asla silinmeyecek şekilde kazınmıştı.

Avukatlık stajı yaparken de, dışarıdan girdiğim kimya derslerinde öğrencilere aktarmaya çalışmıştım. O zamanlar dersi boş olan başka sınıftaki öğrencilerin ders dinlemek için izin alıp benim sınıfıma geldiklerini hatırlıyorum.

Bu hatıralarım beni; maddenin en küçük yapı taşındaki harikulade özelliklerin kabaca da olsa gözler önüne serilmesinin faydalı olacağını düşünmeye sevk ettiğinden sizinle paylaşma ihtiyacını hissettim.

Değerli okuyucu; Yüce Rabbimiz, hepimize aklımızı hakkıyla, layıkıyla kullanmamızı nasip etsin İNŞAALLAH !

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya