Allah’ın varlığı ve birliği konusunu ele almak elbette bizim için zordur. Ancak, İslami değerlerin başında yer alan ‘Allah Tasavvuru’na kafa yormadan da olmuyor; zira insan diğer varlıklardan farklı olarak akıl ve gönül sahibidir. Düşünme, araştırma, öğrenme, karar verme merkezi olan akıl, insanın duygularına ve davranışlarına yol gösterip yön verir. Demem o ki, akıl, sürekli araştırma ve sorgulamalar yaparak insanın zihin ve his dünyasında boş bıraktığı alanları doldurur. Dolayısıyla, Allah’ın varlığı ve birliği konusuna kafa yormak, ister iman, ister inkâr etsin hiçbir akıl sahibinin kaçamayacağı bir durum ve olgudur.
07.12.2020 11:21
1 yorum
1.302 okunma
ALLAH TASAVVURU
İdris Doğan

Allah’ın varlığı ve birliği konusunu ele almak elbette bizim için zordur. Ancak, İslami değerlerin başında yer alan ‘Allah Tasavvuru’na kafa yormadan da olmuyor; zira insan diğer varlıklardan farklı olarak akıl ve gönül sahibidir. Düşünme, araştırma, öğrenme, karar verme merkezi olan akıl, insanın duygularına ve davranışlarına yol gösterip yön verir. Demem o ki, akıl, sürekli araştırma ve sorgulamalar yaparak insanın zihin ve his dünyasında boş bıraktığı alanları doldurur. Dolayısıyla, Allah’ın varlığı ve birliği konusuna kafa yormak, ister iman, ister inkâr etsin hiçbir akıl sahibinin kaçamayacağı bir durum ve olgudur. 

Geçen gün zoom üzerinden kısa tefsirli meal çalışması yaparken söz döndü dolaştı, bugünün gençlerinin İslam’ı anlama ve yaşama ya da anlayamama ve yaşayamama konusuna geldi. Gençlerin, Allah tasavvuru konusunda büyük bir yanılgıyla günümüzde, kâinatın işleyişine veya dünyanın işlerine asla müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanan ve bütün dinleri reddeden bir inanç biçimi olan ‘deizm’in etkisinde kaldıkları ya da tanrının varlığını hayal ürünü görerek ‘ateizm’in pençesinde kıvrandıkları ifade edildi. 

Bizim içimizi sızlatan, yüreğimizi yakan bu açmaz, elbette sadece günümüz gençlerinin değil, yetişkinlerinin -bazısının bilerek ve isteyerek, bazısının da anlayıp bilmeden körü körüne sahiplendikleri- bir tercih biçimi halini aldı. 

Gördüğümüz şu: Allah’ın varlığı gibi, ahiret hayatı gibi fizik ötesi konular, ilim insanları tarafından çoğunlukla ağdalı, ilmi bir üslûpla ve tarzda, anlaşılması zor makalelerle, eserlerle ele alına gelmiştir. Lâkin bu tepeden bakış yaklaşımı, fertlerin kendi anlama, kavrama sınırı, kapasitesi ve ölçüsü oranında doğru bir ‘Allah Tasavvuru’ oluşmasına, ne yazık ki, yardımcı olmadı, olamadı. Elbette başka sebepleri de vardır, yukarıda belirttiğim gibi, bilenlerin konuyu ele alışında fikir ve muhtevayı göz ardı etmeleri, sadece Allah tasavvurunda değil, dini hayatımızda savrulmalara sebep oldu. 

İslam dünyasının en geniş kesiminin inanış biçimi olan Ehl-i Sünnet’in Allah tasavvurunun oluşmasında, Maturidî gelenekten çok, içinde yukarıda anılan zaafları taşıyan Eş’arîlik belirleyici olmuştur. Kelam ekollerinin düşünce yapıları üzerinde tarihsel şartların ve siyasi gelişmelerin etkisi de göz önünde bulundurulacak olursa, Müslüman ferdin, kültürel mirasın kendisine sunmuş olduğu Allah tasavvurunu, sık sık Kur’an’ın vermek istediği Allah tasavvuruyla karşılaştırma zarureti vardır. Zira Kur’an-ı Kerim’e göre Allah, hem göklerde, hem de yeryüzünde ilahtır ve O, yarattığı insana şah damarından daha yakındır. 

Konuyu uzatmış olacağım ama yazmak zorundayım. İslam düşünürlerinin, özellikle kelamcıların Allah’ın varlığı hakkında geliştirdikleri düşünce ve delillerin bazıları -bir edebiyat öğretmeni olarak doğrusunu söylemek gerekirse, benim anlamakta zorlandığım, hatta anlayamadığım düzeyde olup- birtakım soyut teknik bilgi yığınından öte geçmemekte. Ancak Kur’an’-ı Kerim’i ve Allah Resulü’nü yakından tanıma, anlama, araştırma gayretinde biri olarak şunu ifade edebilirim. Vüsta ümmetin vasat bir ferdi olarak meseleyi kolay okunur ve anlaşılır biçimde ele almaya çalışacağım. İnşallah başarırım. Eksik ya da yanlış söylersem, Allah’ın varlığı ve tekliği üzerine teori üretenler, anlayacağımız dilden eksiğimizi tamamlayıp yanlışımızı düzeltmeli. 

Müşrik bir ortamda nazil olan Kur’an’ın asıl tezi, evrensel İslam öğretisinin ve vahiy geleneğinin temeli, Allah’ın birliği, yani tevhîd ilkesidir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de doğrudan Allah’ın varlığı bir mesele olarak ele alınmaz, zira Kur’an’ın da açıkça bildirdiği gibi, putperest Araplar Allah’ın varlığına inanıyorlardı. Kur’an’ın onlara yönelik eleştirilerinden biri, Allah’ı gereği gibi tasdik ve takdir edemeyişleri idi. Onlar Allah’ı kabul etmekle birlikte, Allah’ın bazı sıfatlarını kendi putlarına vererek Allah’ın ulûhiyyetini parçalamışlardı.  

Kur’an’ın anlatımına uygun bir Allah tasavvuruna sahip olmak, Müslüman’ın ahlaki dini hayatı açısından fevkalade önem taşır. Allah ve insan iki temel odaktır. Cahiliye döneminin dünya görüşü insan merkezli iken, Kur’an’ın dünya görüşü Allah merkezlidir. Dolayısıyla insan, Allah’ın karşısında sorumlu ikincil bir varlıktır. Çok tanrılı inanış biçimi paganizmde olduğu gibi, kâinatta Allah’a denk ikinci bir varlık yoktur. Kur’an,  Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’le başlatılan sadece tek bir Tanrı inancını, tek tanrıcılık ilkesini devam ettirerek kâinattaki her şeyin, mutlak gücün sahibi, eşi ve benzeri olmayan tek bir Tanrı tarafından yaratılıp kontrol edildiğine dair inancı esas alıp hâkim kılar. 

Hatırdan çıkarmamak lâzım… Allah birdir, aşkındır ve kozmik yaratıcı olmanın yanında insana ahlâki ve siyasi emirlerle, yasaklamalarla şeriat veren ahlâki bir öznedir. Allah, evrenden bağımsız ve ayrı bir Tanrı varlığının olmadığını savunan panteist teorilerde olduğu gibi, kâinatın içinde erimiş değildir; bilakis ondan ayrıdır, onunla sürekli yaratma, tedbir ve takdir ilişkisi içindedir. Aynı şekilde, O insanı da yaratmıştır ve onunla vahiy yoluyla sürekli haberleşmektedir. O, insanın Rabb’i, Efendisidir ve insanla ilişkisinin ahlâki bir temeli kabul edilen sünnetullâh’a dayanmaktadır. Öyle bir ilişki ki; yukarıdan aşağıya rahmet, şefkat, inayet, ihsan, gazap ve her hâlükârda adalet; aşağıdan yukarıya ise, kimi zaman kulluk, minnettarlık ve takva, kimi zaman isyan, kibir, inkâr ve azgınlık... 

Kur’an-ı Kerim, insanların Allah’ı doğru takdir ve tasdik ederek içinde bulundukları yıkıcı olumsuz ahlâki konumlarından vazgeçmelerini ister; Hz. Peygamber’e ve vahye inanmalarının yolunu gösterme amacıyla baştan sona tevhîd anlayışını kökleştirip sağlamlaştırmayı inancın ilk adımı sayar. Bunun için de insanın var oluş ile yaşayış gayesini ‘düzen delili’; içinde bizzat yaşadığı yeryüzündeki bütün nimetlerin insan emrine verilmesinin, insanın şeref ve haysiyet içinde yaşamasına imkân sağlamanın Allah’ın işi olduğunu bildiren ‘inayet delili’ni kullanır. 

Allah tasavvurunun doğru oluşmasının temeli ‘tevhîd’dir ki; o da Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Bu inancı Kur’an-ı Kerim, pek çok ayetle dile getirir, ancak ihlâs suresinde: “De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi ve ortağı yoktur.” (1-4 ayetler) ifadesiyle mükemmel özetler.  

Haydi toparlayalım. İslam ümmetinin tenzih uğruna ferdin his, fikir ve hayal dünyasını yıkan haddinden fazla aşkınlaştırılmış, her türlü ahlaki kayıttan bağımsız Allah anlayışı, mutlak anlamda ahlâki varlığın sahibi olan Allah tasavvurunu zayıflatır. Diğer taraftan Müslümanlar, hiç tenzih kaygısı taşımamanın ortaya çıkardığı çarpıklıkları bizzat yaşayarak görmüş, pek çok insanın tanrılık iddiasına varan görüşlerin sarmalı içinde bırakın kulluğunu, insanlığını bile kaybetmiştir. 

Herkes kendi zihni yapısına, kapasitesine göre anlar, algılar; yani tasavvur oluşturur ve hayal eder. Yüce Rabb’imizin ‘inzar’ında da ‘tebşir’inde de insanoğlunun fıtratına aykırılık söz konusu olmaz. Bilerek isteyerek tekrar ediyorum, Müslüman ferdin, kültürel mirasın kendisine sunmuş olduğu Allah tasavvurunu, sık sık Kur’an’ın vermek istediği Allah tasavvuruyla karşılaştırma zarureti vardır. 

Allah tasavvurunun oluşmasında, ilk düğmeyi daha baştan, yanlış ilikleme yanlışlığına düşenlerin sundukları tanıkların da, kanıtlarında hükmü yoktur. Bu böyle biline. 

Sadede gelelim. O bizi yoktan var edip üstün yeteneklerle donatarak kulluk göreviyle yeryüzüne göndermiş sonsuz şefkat ve merhamet sahibi öyle bir Allah’tır ki, hayatımızın -ticari, siyasi, ziraat, sanayi, eğitim, spor, sanat; konuşma, oturma, kalkma, yatma, giyim kuşam gibi- her alanında karar O’na aittir. İşi dengesinde ve düzeninde tutmak, vüsta ümmet olmanın hem şartı hem de gereğidir. 

Selam ve dua ile… 

İdris DOĞAN 
7 Aralık 2020 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Bilim & Din ilişkisi
Kadim zamanlardan beri bilgi/bilim ile dinin ilişkisi bazen barış bazen de çeliki olarak tasavvur edildi. İnsanın sonsuz olmayan sınırlı yetileri zaman zaman insanın kendisinin başını döndürdü ve gördüğü fizik dünyası kendi kozası oldu.Sınav da bu değil mi zaten?
Yorum Ekleyen: Atalay Şahin     10.12.2020 13:28:36
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya