Milli Eğitim sistemimizin eski yönetmeliğinde ,ortaokulu ve liseyi bitirmek için normal imtihanlardan sonra bir de “bitirme imtihanı” yapılırdı.
21.12.2020 04:05
1.326 okunma
Misafir severliğin böylesi..
Av. Sabri Turhan

Milli  Eğitim sistemimizin eski yönetmeliğinde ,ortaokulu ve liseyi bitirmek için normal imtihanlardan sonra bir de “bitirme imtihanı” yapılırdı. 

1967 yılında biz, Burdur lisesi orta kısmını bitirecek kadar imtihanları  başarmış olsak da, yıl sonunda  bir ay daha “bitirme imtihanları”  için Lise Pansiyonu’nda kaldık. Harıl harıl ders çalıştık. Pansiyonda  ara sınıflar hep gitmişti. Orta sonlar ve lise  sonlar hariç.. 

Bir ay sonra o telaş ve korku içinde imtihanları başarı ile verdik. Arkadaşlar yavaş yavaş memlekete  gitmeye başlamıştı.  

Ben o telaşla gitmek için cebimde yol parası var mı, babamdan para istedim mi  bunu unutmuşum. Baktım ki, yol parası yok. Herkes gidiyor, kalanlara  da “pansiyonu boşaltın ”deniyordu. Bir mahzun oldum, bir üzüldüm ki  sormayın.. 

O zaman Burdur-Fethiye yolu yoktu. Vardı ama, stabilize.. Sadece odun taşıyan ve mal taşıyan kamyonlar gelip giderdi o bozuk yollardan. 

Fethiye’ye gitmek için Denizli-Aydın-Muğla’yı dolanmak gerekirdi. Benim o dolambaçlı yola verecek kadar param yoktu. 

Baktım. Benim gibi parası olmadığı için  gidemeyen iki kişi daha var: Sınıf arkadaşlarım Güner İkiz ve  Cevdet Korkmaz..   

Üçümüz, ne yapalım  diye düşündük. Aydın-Muğla yoluna verecek para yok üçümüzde de ..Bir yol bulup Dirmil’e (Adı Altınyayla  oldu) gitsek, yolu yarılasak, oradan öteye nasıl olsa bir çare bulunur “dedik, biraz çocukça, biraz da macera heveslileri olarak.. 

Dirmil’e hangi vasıta ile gittiğimizi şimdi  hatırlayamadım. Ama meşhur çınar ağacının gölgesindeki masaların birinin etrafındaki üç sandalyede   çay veya başka bir şey içmeden saatlerce oturduğumuzu bize birinin sahip çıkacağını umduğumuzu  iyi hatırlıyorum. 

Saatlerce gölgede oturduk…Mahzun ve üzgün.. Biraz da  korku ile.. 

Akşam olmak üzere.. Masalar yavaş yavaş boşalıyor. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Kala kala iki masa kaldı. Yan masadaki adam, bize doğru dönüp; ”gençler !. Siz galiba yabancısınız. Akşam oluyor ne düşünüyorsunuz” dedi. Biz, mahçup ve biraz da üzüntü  ile; “ Biz yolda kaldık” dedik. 

Adam ;“Olur mu? Benim evim şu karşıda. Kalkın  bize gidelim ”dedi. Mecburen kalktık. O’nunla gittik. Evi, çınar ağacının karşındaki binalardan biri idi. Evine girdik. Biraz sonra hazırlanan  bir sini dolusu yemeği yer sofrasında  hep beraber yedik. Sabahtan beri boğazımızdan bir şey geçmemişti. 

Yemekten sonra biraz sohbet, biraz çay..Ev sahibimiz öğretmenmiş. Fethiye’nin köylerinde yıllarca öğretmenlik  yapmış. Babamı ve Cevdet’in babası Şevket Amca’yı hatırladı. Bize de, O’na da güven geldi. Biz el değilmişiz..  

Sabah olduğu zaman Hoca bize gene kahvaltı hazırlattı. Kahvaltı yaptık. Sonra o balkondan aşağıya seslendi: “Hey Hasan !.Fethiye’ye gidecek kamyon falan var mı bugün” dedi. Aşağıdan bir ses :“Kör Yusuf’un Nuri’nin kamyonu, gübre ve keçi -koyun götürecekmiş, biraz sonra caminin önünden kalkar” dedi. 

Biz de evden hocaya teşekkür  ederek ve minnet duyguları ile ayrıldık. Kamyonun kasasına bindik. Kamyon sallanıyor..Kah çukura giriyor, bizi hoplatıyor, kah kuma saplanıyor bizi gene hoplatıyor.Yolun kaç saat  sürdüğünü   şimdi bilmiyorum. Yalnız sanki kamyoncuya üçümüz toplam 450 kuruş verdiğimizi hayal- meyal hatırlıyor gibiyim. 

Fethiye’ye gelsek ,iş kolaydı. Orada köylülerimiz vardı ve çok akrabamız vardı. 

Babam, parasızlıktan gelemediğimi her nasılsa duymuş. Fethiye Postanesinin önünde O’nunla daha parayı göndermeden karşılaştık. .Babama sarıldım. Dünyalar benim olmuştu.. 

Aradan gecen 53 yıl içinde Dirmil’e pek çok defa daha  gitmişliğim vardır. O asırlık çınar  Dirmil’nin  sembolüdür. Onun gölgesinden başka gölge tanımam. 

Son gidişimde çınar ağacının  altında gene oturduk. Bu defa paramız vardı. Çay kahve içtik,Yanımda bir grup da arkadaş vardı. Avukat Mustafa  oralı .Geldiğimizi duyunca O da geldi masaya. Çınarın arasında iki katlı bir bina var. Üzerinde “Altınyayla Emniyet Müdürlüğü ” yazıyor. Mustafa; “bu bina 16 yıl adliye olarak hizmet verdi. Biz burada acemi hakimlerle ne mücadeleler verdik” dedi. Sonra adliye iş yoğunsuzluğundan    kapanmış. 

Laf döndü dolaştı 1967’deki bizim maceraya.. Ve o Hoca’nın misafirperliğine.. Tam gösterememekle birlikte “şu evlerden biri idi “dedim. 

Bu arada masada bulunan arkadaşlardan  birisi , Dirmil’in  misafirperverliğinin bir başka yönünü daha anlattı. 

Dirmil’de  her yaz yağlı pehlivan güreşleri olurmuş. İki gün.. İlk gün ayak, orta ve başaltı . 2.gün ise  başpehlivanlık  güreşleri .Şehirde otel yok. 2.günü bekleyecek güreşçiler ve güreş severleri o Dirmil’in güzel insanları evlerinde misafir ederlermiş. Karşılık olmaksızın .Sırf Allah rızası için. Güreş nasıl 

geleneksel olmuş ise misafirperverlik  de geleneksel olmuş. İlk defa böyle bir şey duydum. Misafir için tüm şehir seferber.. 

O zaman “bu Dirmil’in  toprağında bir iyilik mayası var” dedim. 

Aslında bu, Anadolu insanının gönül zenginliğidir. Anadolu insanı sadece yer sofrasını, yer yatağını açmaz insana. Gönlünü de açar. 

Menfaatçiliğin ve ferdiyetçiliğin hakim  olduğu Batı kültüründe  bu yoktur. 

Yıllar önce İngilizce öğretmeni olan kardeşim  Abdurrahman, Fethiye’den köye gelirken yan koltukta oturan Cape  Town’lu   İngiliz  gence; bir Türk köyü gör ! Türk geleneği gör ! diye  O’nu Çaykenarı’ köyündeki evimize  getirmiş. 

Yoldan geçerken Abdurrahman’ın  yanında  bir misafir  olduğunu gören yengelerimden birisi, onlar yaz günü dut ağacının altında  otururken ,bir bakraç yoğurt  getirip pencereden  anama verip gitmiş. İngiliz genç oturduğu yerden bunu izliyormuş .Kardeşime; “ o kadın ne getirdi. Kaç sterlin para kazanmış  olabilir” diye sormuş. Abdurrahman,”böyle şeyler para ile  olmaz. Eve misafir geldiğini görünce belki  yemekleri  yoktur. Misafiri iyi doyuramazlar  diye böyle yardımlar olur. Yemek onun için getirilir. Bu bir gelenektir” demiş. İngiliz genç  bedava bir şey verilmesine şaşırmış. 

Evet, menfaatçiliğin  ve maddiyatın  hakim olduğu Batı Kültürü bunlara  kapalıdır.  

Newyork metrosunda  sırtını duvarı dayayıp  bekleyen   zenciye adres soran bir Türk’e  zenci gencin “10 dolar ver  adresi  sana söyleyeyim” demesi, bu kültüre yabancı  o Türkü üzmüştür. 

Tek çocuğu olun Alman’a “2.çocuk  yok mu dediğinde; diğer bir Türk’ün aldığı   şu cevaba da o Türk çok üzülmüş: ”İki çocuk olsa, o zaman giderler çoğalır ve ben  dünya turuna çıkamam” 

Kahtalı Abuzer ile Dirmilli Hasan böyle düşünmez. Tek yumrukla soğanı kıran Abuzer  veya Hasan  yanına gelene ekmeğinin yarısını  verdiğinde elinden  veya cebinden  bir şey çıktığına üzülmez.Bilakis bir insan sevindirdiğine sevinir.. 

NOT: Biz üç arkadaş, ondan sonra Burdur Lisesi Pansiyonu’nda 3 yıl daha beraber kaldık. Aynı sınıflarda okuduk. Burdur Lisesi  6 Edebiyat  A’dan 1970 yılında mezun olduk.Güner ve Cevdet memuriyet  hayatına atıldılar. Güner Dalaman Devlet Üretme Çiftliğinden emekli oldu. Emekli olduktan sonra Ortaca’ya   yerleşti. Ama orada amansız bir hastalığa yakalandı. Yatağa bağlı. Üzüntülerini ve sevinçlerini  gözleri ile anlatabiliyor. Konuşamıyor. 

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya