2000 Kişilik Münih Senfoni Orkestra Salonu o akşam ağzına kadar doluydu. Saat 20.00'yi gösterirken salonun bütün ışıkları sönmüştü. Biraz sonra derinden ve içten gelen ney ve kudüm eşliğinde 12-13 yaşlarında genç bir semazen sahneyi aydınlatan neon lambalarının beyaz ışığıyla beyaz bir kelebek gibi tur atarak sahnede yerini aldı.
28.12.2020 02:00
1.214 okunma
MÜNİH'TE BEYAZ KELEBEKLER
Cemil Kılıçarslan

2000 Kişilik Münih Senfoni Orkestra Salonu o akşam ağzına kadar doluydu. Saat 20.00'yi gösterirken salonun bütün ışıkları sönmüştü. Biraz sonra derinden ve içten gelen ney ve kudüm eşliğinde 12-13 yaşlarında genç bir semazen sahneyi aydınlatan neon lambalarının beyaz ışığıyla beyaz bir kelebek gibi tur atarak  sahnede yerini aldı. Kadınlı ve erkekli semazenler onu takip ettiler. Yana eğilmiş başları, Haktan aldıklarını halka dağıtan biri yere , diğeri semaya açılmış elleriyle rüzgarda dalgalanmış gibi geniş bir daire çizen beyaz etekleriyle Mevlana müritleri sahneyi beyaz bir çiçek bahçesine dönüştürdüler.

Ardından ağır adımlarla postuna doğru ilerleyen ak saçlı, beyaz bıyıklı, diğer semazenlerin aksine koyu renk sema kıyafeti ile " Postnişin Hasan Dede" sahnedeki postunda postuna oturdu.

Beyaz kelebekleri andıran semazenlerin,  ellerini göğüslerinin üstünden omuzlarına çaprazlama bağlayan selamlamalarıyla birlikte, koca salondan  bir alkış tufanı koptu. Öyle bir alkış tufanı ki, sanki yer yerinden oynuyordu.

1994'ün Nisan ayında

İstanbul Galata Mevlevihanesi şeyhi Hasan Dede ve Sema ekibi bir Avrupa turnesine çıkmıştı. Viyana, Paris, Brüksel, Köln, Berlin gibi bir çok şehirde sema gösteri ve ayinleri yapmış ve ilgiyle izlenmişti.

Almanya ve Avrupa'nın bir çok şehrinde Türkler ve yabancılar tarafından kurulmuş "Mevlana Dernekleri " Avrupa'daki turne programını organize etmişlerdi.

Bulunduğum şehir Münih'e 200 km uzaklıktaydı. Bir cumartesi günü Nürnberg'ten 4 Türk öğretmen arkadaş ve yeni Müslüman olmuş Alman doktorla birlikte Münih'e bir öğretmen arkadaşın arabasıyla gittik.

Programın başlamasına 2 saat vardı. Galata Mevlevihane şeyhi Hasan Dede'yi kaldığı otelin lobisinde ziyaret ettik. İkindi vakti hava açık ve  güneşliydi. Lobinin bahçesine açılan bölümde, güneşlik çekilmiş mavi tentenin altında birleştirilmiş iki kare masanın etrafına sıralanmış ziyaretçilere eli kalbinde , "Hoşgeldiniz" diyen Hasan Dede, masanın başındaki sandalyesine oturdu. Onu ayakta karşılayan ziyaretçiler de yerlerini aldılar. Ziyaretçilerin her birinin ayrı milletten olduğunu Münih Mevlana Derneği'nde görevli bir Türk arkadaşın tanıştırmasıyla anladık. Orta yaşlardaki Portekizli'nin yanındaki hukuk fakültesine devam eden İtalyan bir delikanlıydı. Sih kıyafetli Hintli doktora öğrencisi pos bıyığıyla Hasan Dede'nin en yakınındaki sandalyede yer bulmuştu. Yunan okulunda görevli bir bayan öğretmenle birlikte gelen özel bir dil kursunda çalışan hippi kılıklı Amerikalı kız yan yana oturdular.

Çeşitli şehirlerdeki Mevlana Dernekleri yönetimlerinde  görevli Türk ve Almanlar ile Nürnberg'ten gelen bizler masada yerimizi almıştık.

Hasan Dede, 55-60 yaşlarında kır saçlı, beyaz bıyıklı, sakalsız, orta boylu, temiz giyimli ve kravatlı idi. Konuşurken kelimeler ağzından tane tane dökülüyor,  etrafındakileri adeta büyülüyordu. Balkan göçmeni şivesiyle Türkçe anlatılanları bir öğretmen arkadaş Almanca'ya tercüme ediyordu. Hasan dede kısa konuşmasında, Mevlana ve tasavvufta insan ve insan sevgisinden söz etti.

Dedi ki; "Mevlana Tasavvufunun temeli insandır.  Bu temelin direği ise Kur'an'dır.  İslam dini ve bu dinin peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V) tarafından ortaya konan ilke ve prensipleri ile bunların yaşanmasıdır.

Mevlana insana saygıyı, Hakk'a saygı bilir. Mevlana'nın amacı insanı ruhen olgunlaştırarak yaratana yaklaştırmaktır.  Mevlana'ya göre insan yaratıcının bir emanetidir. Emanet kutsaldır. Tasavvufta temel olan insandır. İnsan başka insanları severek, düşünerek, onları anlayarak ve başka insanlara yardım ederek ruhunu ebedi olarak huzura kavuşturur."

Hasan Dede'yi büyük bir hayranlıkla ve dikkatli bir sessizlikte dinledik.

Sıra sorular bölümüne gelmişti. Sarışın, mavi gözlü, beyaz tenli, uzun boylu, küt saçlı bir Alman kız: "Mesnevi tercümesini üç defa okuduğunu, diğer felsefi eserlerde bulamadığı huzuru bulduğunu söyledi. Ancak Almanca tercümelerinde "Mesnevi"nin aslına göre, bazı eksikler olup olmayacağını" sordu. Alman kızın: "Mesnevi'nin Almancasını 3 defa okudum." cümlesini duyunca, 4 Türk öğretmen gayri ihtiyari olarak "Acaba biz Mesnevi'nin Türkçe'sini kaç defa okuduk" diye birbirimizin yüzüne bakmıştık.

Orta yaşlı bir Alman;  "Konya'ya Mevlana'yı ziyarete 6 defa gittiğini, bir defasında rüyasında gördüğü bir ihtiyar pirin etkisinde kaldığını ve bu yolla hidayete erdiğini" açıkladı.

İslamı yeni seçmiş Almanın: " Münih'ten Konya'ya 6 defa gittim" demesiyle, benim başım öne eğilmişti. Çünkü ben yüksekokulu Konya'da okumuştum. Okula başladıktan ancak iki sene sonra, babam hacca giderken uğradıkları Konya ziyaretinde  karşıladığım Yozgatlı hacı kafilesiyle birlikte, Mevlana türbesine ilk defa gitmiştim.

Hippi kılıklı Amerikalı kızın bir sorusu üzerine Hasan Dede:

-Mevlana bizi şekilden ve hurafeden kurtarmak, özel bir hakikate götürmek istiyor. Onun içindir ki Mevlana dini, dili ve ırkı ne olursa olsun

bütün insanlara seslenebilmiştir.   Günahlarla dolu olsa bile gönüllere girip yer etmiş, insanlığın kurtuluş ümidinin sembolü olmuştur. Aslında Mevlana felsefesinin özü, Hz Peygamberin yoludur. Çünkü o; "Ben Muhammed (SAV) muhtarının ayağının tozuyum." demektedir.

Sohbet içilen kahve ve çaylarla sonlandı.

Sema gösterisi akşam saat 20.00' de başladı. Salonu Fransız, İtalyan ,Yunanlı, Portekizli... gibi çeşitli milletlerden ve büyük çoğunluğunu Türk ve Almanların oluşturduğu  kadın-erkek, yaşlı-genç, başı açık, türbanlı-kapalı hippi giyimli...çeşitli kesimlerden insanlar, Almanya'nın çeşitli şehirlerinden gelerek doldurmuşlardı.

Türkiye Münih başkonsolosu ve diğer yetkililer de oradaydı.

Bir semazenin okuduğu Kur'an-ı Kerimle başlayan program, ney eşliğinde okunan "Nat-ı şerif"  ve çeşitli ilahilerle devam etti.

İzleyiciler, özellikle ney ve kudüm eşliğinde semazenlerin büyük bir huşu içinde dönüşlerini  beğeni ve hayranlıkla izlediler.

Hasan Dedenin yaptığı duanın Almanca'ya tercümesiyle sona eren

program, yaklaşık 2 saat sürdü. O gece bütün gönüller, Mevlana hoşgörüsü ve sevgisiyle dolup taştı sanırım. Program bitiminde bütün seyirciler, semazenleri ayakta dakikalarca alkışladılar.

Salon dağılırken yeni  Müslüman olmuş Doktor Hagen yanındaki Konyalı öğretmen arkadaşa:

"Ben çeşitli kaynaklarda okumuştum, geçen yıl aralık ayında Konya'da sema gösterisini izlemiştim. Ama hiç birinde dönenlerin arasında kadınlar yoktu. Burada var. Nasıl oluyor ?"

Edebiyat öğretmeni arkadaş :

"Avrupa'ya gelince

bizim semazenler şekil değiştirmişler herhalde" dedi.

"Aslında Mevlana'da kadınlar önemli bir yer tutar. Ancak ayrı bölüm ve ayrı yerde programları olur. Kadınlarla erkekler karışık bir şekilde sema yapmazlar. Kadınlar sadece kendi aralarında mahremiyete uyarak dönerler.

Burada kadın-erkek karışık semazenler, biraz da modaya uyup Avrupalı olmak istemişler. Sosyete bir sema ekibi izledik" diyerek güldü.

Cemil KILIÇARSLAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya