Tek partili yıllarda Mehmet Akif Ersoy’un cenaze töreninin Türkiye’de büyük bir şok tesiri bıraktığı söyleyen Dr. Necmettin Turinay, “İstiklâl Marşı, artık bütün heybetiyle kuruluş tarihimizin merkezine oturuyor. Dolayısıyla rahmetli Akif’in büyüklüğünü daha iyi fark edeceğiz. Çünkü Türkiye tarihî dinamiklerinden kopuk yaşayan bir ülke idi. Akif, bundan böyle daha büyük bir rol üstlenecek, Türkiye ruhu olarak algılanacaktır” dedi.
29.12.2020 11:30
695 okunma
Tek parti yıllarının kırılma noktası, Akif’in cenaze töreniyle başladı! Akif, yeni dönemde Türkiye’nin ruhu olacak
Necmettin Turinay

Merhum Hasan Basri Çantay’ın Akifname’sini yayına hazırlayan aynı zamanda Akif üzerine yaptığı derinlikli çalışmalarıyla yakından tanıdığımız Dr. Necmettin Turinay ile hem Akif’i hem Akifname’yi konuştuk. İslam Şairi Akif’in aziz ruhu şad olsun.

İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif vefatının 84’üncü yılı dolayısıyla, dijital ortamda yoğun bir şekilde anıldı. Hakkında sayısız programlar düzenlendi ve düzenlenmeye de devam edecek. Siz bu arada Akif’in vefat yıldönümüne denk düşecek şekilde Akifname’yi yayımladınız. Bu eserden söz eder misiniz?

Akifname, rahmetli Mehmet Akif’in en yakın dostu Hasan Basri Çantay’ın kaleme aldığı bir eserdir. Mehmet Akif’le ilgili en temel eserleri kaleme alan Mithat Cemal ve Eşref Edip’in yanı sıra, bir de Hasan Basri Çantay bulunmaktadır. Çantay, Akif’in 1908’den beri tanıdığı, Millî Mücadele yıllarında da aynı evi paylaştıkları bir kader arkadaşı. Çantay, aynı zamanda Türkiye’de üç ciltlik meali ile bilinir. Onun hazırladığı Kur’an-ı Hâkim ve Meâl-i Kerim, Türkiye’de meal, geleneğinin öncüsü bir eser olup, hem çok değerli hem de çok sağlamdır. Dolayısıyla bir yandan âlim, bir yandan Millî Mücadele’nin öncü kahramanlarından biri olan Hasan Basri Çantay, aynı zamanda da Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı güftesini besteleyenlerden biridir.  Düşünün!.. Akif’e bu kadar yakın, onu o kadar seven bir dostunun Mehmet Akif hakkında kaleme aldığı eser, nasıl bir eserdir?

“Yarışma ile bir milletin İstiklâl Marşı yazılamaz”

Yeri gelmişken hemen sorayım: Mehmet Akif’i İstiklâl Marşı’nı yazmaya ikna eden kişinin Hasan Basri Bey olduğu söylenir. Doğru mudur bu?

Baştan sona doğru!.. Çünkü Akif, ödül konulduğu için İstiklâl Marşı’nı yazmak taraftarı değildi. “Yarışma ile, mükâfatla bir milletin İstiklâl Marşı yazılamaz” diye düşünüyordu. Bu yüzden de yarışmaya katılmamıştı. Sonra bu durum, dönemin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından fark edildi. Hasan Basri Bey’le baş başa verdiler ve “böyle bir şiiri yazsa yazsa, ancak Mehmet Akif yazabilir” dediler. İşte bu iklimin gayreti ile özellikle de rahmetli Çantay’ın Mehmet Akif’i iknası ile bu büyük eser doğdu. Eğer Hasan Basri Bey olmasa idi, Mehmet Akif’i İstiklâl Marşı yazmaya kimse ikna edemezdi. İşte böyle yüksek bir hatır gücü var bu ikili arasında. Ayrıca Hasan Basri Bey’in Akifname’sinde, İstiklâl Marşı ve kabulü tartışmaları ile ilgili özel bir bölüm bulunmaktadır ki oldukça önemlidir. Nitekim İstiklâl Marşı ve kabulü meselesi ile ilgili bütün çalışmaların kaynağının, Çantay’ın Akifname’si olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yani Mehmet Akif ile Hasan Basri Çantay bu kadar birbirlerine yakınlar. Bir dost, diğer bir dostu anlatıyor gibi sonuç çıkıyor buradan. Nitekim Akifname okunurken bu hemen dikkati çekiyor. Peki Çantay, o büyük dostunu nasıl anlatıyor, neleri öne çıkarıyor?

Çantay’ın, Akif’in vefatı karşısındaki psikolojisi ile başlayayım. Mehmet Akif vefat etmiş!.. Çantay, bu haberi Balıkesir’de duyuyor. Cenazenin defninden sonra. O sırada Balıkesir’de bir gazete Çantay’dan Akif’le ilgili yazı ve hatıralarını istiyor. İşte o yazıların birinde Çantay aynen şunları söylüyor: “Üstad Akif’in ölüm haberini alınca hislerim dondu. Sanki cansız bir cisim haline geldim. O hal ile ne yazacağımı değil, ne yapacağımı bile bilmiyordum. Akif başlı başına bir cihandı. Onu anlatabilmek, yazabilmek benim haddim mi? Ben Akif’i gene yazamayacağım çünkü yazamayacağım!”

Fakat nihayetinde de yazıyor işte!..

Kendi gözlem ve hatıralarına dayalı olarak Mehmet Akif’in Mütareke ve Millî Mücadele yıllarındaki hizmetlerini, onun vatanperverliğini, ahlâk ve seciye üstünlüğünü anlatıyor da anlatıyor... Fakat bu hatıralarda Akif’in şiir ve sanatı, şiirlerini nasıl yazdığı, Akif’in şiir okuma tarzı, nesri, sanatın gayesi hakkında neler düşündüğü ve özellikle de Akif’in mûsikiye bakan yanları ile ilgili birinci elden bilgiler, hatıralar anlatılıyor ki, neresinden bakarsanız bakın bunlar son derece önemli görünmektedir.

Mesela Akif’in şiiri için neler söylüyor Çantay?

Akif’in Bülbül adlı şiirini bilir misiniz bilmem. Mehmet Akif’in şaheserlerinden biridir o şiir. Dahası Millî Mücadele yıllarında Akif, kaleme aldığı çoğu şiiri önce Hasan Basri Bey’e okuyor. Onun kanaatlerine çok önem veriyor. İşte Akif, Bülbül şiirini okuyor ve Hasan Basri Bey de çok beğeniyor. “Öyleyse ben de bu şiiri size ithaf ediyorum” diyor. Buna karşılık Çantay da, daha önceden Mehmet Akif için önemli bir şiir kaleme almış. O şiirinde Çantay, üstadı Akif için mealen şunları söylüyor:  “Sana şair diyemem, çünkü şiir ne kadar yüce bir sanat olursa olsun, o gene de senin ayaklarının hizasında kalır” Dahası Mehmet Akif’in şiirini, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i ve Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii seviyesinde görüyor. Neresinden bakarsanız bakın Hasan Basri Çantay, üstadı Akif’in sanatına da, kişiliğine de son derece hayran birisi.

İstiklâl Marşı Şairimiz ve büyük bir vatanperver olan Mehmet Akif’in ardından kimler, ne tür şiirler yazıyor öyleyse? Hem de sıcağa sıcağına!..

Diyebilirim ki bunların çoğu büyük şairler. Fakat şimdi adı sanı da bilinmiyorlar. Ne var ki Akif’le ilgili çalışmaları takip edenler, Cumhuriyet dönemi din ve tasavvuf hayatına vakıf olanlar, onları bilirler. Mesela Sebilürreşad’da yıllarca yazmış Tahir’ül Mevlevî, bir başka büyük Mevlevî Ahmet Remzi Dede bunlar arasındadır. Sonra bir Abdülaziz Mecdi Tolon var ki, yazdığı iki şiirini okumanızı isterdim. Büyük bir tarihi roman yazarı M. Turhan Tan’ın yazdığı şiir de öyle!.. Hele hele Ali Rıza Çarşamba’nın Akif için yazdığı mersiyeler!.. Ali Rıza Efendi, Mehmet Akif’in Baytar Mektebi döneminden en eski arkadaşıdır. Kuşadalı Ali Rıza Efendi olarak, Eşref Edip onu çok geniş anlatır. Bir de bu güzide heyet arasında edebiyat tarihçisi Abdülbaki Gölpınarlı’yı görmekteyiz ki, bu hepsinden şaşırtıcıdır. Bu yıllarda Gölpınarlı büyük bir Akif hayranı olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önemlisi de, Akif Mısır’a gitmeden önce, son görüştüğü kişilerden biri olan Ruhi Naci Sağdıç’ın yazdığı şiir veya şiirler… Şimdi adı pek bilinmese bile Ruhi Naci Sağdıç enteresan biri. Akif’in Mısır’a gitmesi karşısında adeta duvarları tırmalıyor. Zamanın Meclis Başkanının kapılarını dövüyor. Abdülhak Hâmid gibi, Akif’e maaş bağlanmasını istiyor. İşte onun bir Akif anlatmaları var ki, neresinden bakarsanız bakın bir destan!.. Akif şiirleri de aynı şekilde…  Dolayısıyla Akif’in vefatı üzerine kaleme alınmış bu tür şiirleri Çantay sahiplerinden istiyor ve topluyor. Onların böyle şeyler yazacaklarını uzaktan uzağa tahmin ediyor ve kendilerine müracaat ediyor. Diyeceğim o ki, Akifname ve Çantay olmasa idi bu güzel şiirlerin çoğundan haberimiz bile olmayabilirmiş.

Bunlar kuşkusuz çok güzel ve büyük bir hizmet değeri ifade ediyorlar. Aynı şekilde Akif’i bir ahlâk abidesi olarak gözümüzde canlandıran, onun fikir yönünü tahlil eden, soruşturma bölümü için verilen cevaplar da çok önemli. Fakat bir de Akif’in Türkiye’ye gelişi üzerine ve vefatından sonra dönem basınında çıkmış yazılar var. Kendisiyle yapılmış canlı röportajlar var değil mi?

Bunları dediğiniz gibi iki ayrı grupta mütalaa etmek lazım. Ben şunu fark ettim ki Akif’in Türkiye gelişi büyük bir sessizlikle karşılanırken, hemen ardından da bir patlamaya dönüşüyor. Akif’e ilgi göstermeyen bir gazete yok gibi sanki. Akif’in hasta hali adeta herkesi çarpıyor. O zayıf, hasta halinde bile Akif memleket sevgisi ile dopdolu. Onu ziyaret eden gazeteciler sanki mahcup bir hava veriyorlar. Onun gurbette geçirdiği on bir yılın sorumluluğunu Akif’e yüklemiyorlar. Bu sorumluluğu içeride birilerine havale ediyorlar. İlgili yazı ve haberler okunurken, bu durum hemen göze çarpmakta gecikmiyor. Bu ortamda Akif aleyhinde yazan tek bir kişi var. O da Basın Yayın Müdürlüğünde çalışan Münir Müeyyet Bekman’dır. Aynı hava Akif’in vefatından sonra da bu şekilde devam eder. Akif’in vefatı, Türk basınında adeta ulusal bir yasa dönüşür. Bu hava 1937 bahar aylarına kadar devam eder gider.

Akif’in cenaze töreni büyük bir şok tesiri bıraktı

Peki hocam Akif’e yönelik bu tür eleştiriler niçin bu zamana kaldı? Akif’in Türkiye’ye geldiği sırada değil de 1937 yılı içinde ortaya çıkışlarının sebebi nedir sizce?

Bu konu önemli!.. Akif, Türkiye geldiğinde tam bir mazlum, hakkı yenmiş insan muamelesi gördü. O, yurdunu terk etmiş, reddetmiş biridir demek kimsenin hatırına gelmedi, gelmiyordu. Bunun altında Akif’in tesir kabiliyetinin artık kalmadığı gibi düşünceler de yok değildi tabii ki! Fakat Akif’in cenaze töreni Türkiye’de büyük bir şok tesiri bıraktı. Üniversite gençliği bütünüyle Akif’ten yana ve onun yolunda gibi bir hava veriyordu. Gençliğin bu durumu, bazı çevreleri ürküttü. Resmî talebe kuruluşları, yaptıkları açıklamalarla bunu açıktan açığa ifade ediyorlardı çünkü. Bundan ayrı olarak Akif’in cenaze törenine, on binin üzerinde bir katılım olmuştu. Mütareke dönemi mitinglerinden beri İstanbul ilk defa kalabalıklar görüyor,  basın da bu havayı yansıtmaktan geri kalmıyordu. Neticede Akif’in cenaze töreni Tek Parti yılları adına büyük bir kırılma noktası teşkil eder. Dolayısıyla bazı merkezler olumlu havadan rahatsız olduğu gibi, Akif’in tesir gücü karşısında da büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Hemen ardından da gündemi değiştirmek istediler. Çünkü üç-beş muhalifin yazdığı Akif aleyhtarı yazıların fazla bir tesiri olmamıştı. Bu yüzdendir ki 1937 baharından sonra basında aslında önemli bir değişme görülür. Akif hakkındaki yazılar yavaş yavaş azalmaya başlar. Sonrası ise tam bir sükût dönemidir. Nitekim 1937 Aralık’ında Türkiye’de Akif anmaları yapılamayacaktır.

“Akif’in büyüklüğünü daha iyi fark edeceğiz”

2021 yılı, Türkiye’de “İstiklâl Marşı Yılı” olarak ilân edildi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Türkiye, kuruluşunun temel nirengi noktalarını arıyordu. Bu hadise bunun bir işaretidir. İstiklâl Marşı, bütün heybetiyle kuruluş tarihimizin merkezine oturuyor artık. Dolayısıyla rahmetli Akif’in büyüklüğünü daha iyi fark edeceğiz. Çünkü Türkiye tarihî dinamiklerinden kopuk yaşayan bir ülke idi. Akif, bundan böyle daha büyük bir rol üstlenecek, Türkiye ruhu olarak algılanacaktır. İşte böyle önemli bir yıla, daha doğrusu da “İstiklâl Marşı Yılı”na Akifname gibi bir eserle giriyoruz. Bundan son derece memnunum.

Akif’e dair yeni çalışmalarınız olacak mı?

2021 yılı içinde de Akifname de olduğu gibi, önemli bazı çalışmalarımız daha yayınlanacak. Fakat ilgili yıl içinde Safahat okumalarının artmasını özellikle arzu ederim.

 

Kaynak: Yeniakit.com.tr

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya