"Laiklik" sözcüğü, bir asır önce Batı' dan alıp anayasamıza dahil ettiğimiz bir sözcük. Bir asra yakın bir zamandır da devlet idaresi bu sözcük muhtevasınca yürütülmeye çalışılıyor. Ancak, Batı' dan aldığımız bu sözcüğün içeriğine baktığımız zaman laiklik kavramının temellerinin dayanaksız olup, gerçek hayatta da uygulanabilir olmadığına şahit oluyoruz.
05.01.2021 01:24
859 okunma
DEMOKLESİN KILICI OLAN LAİKLİK ve GERÇEK LAİKLİK
Mehmet Aktan

"Laiklik" sözcüğü, bir asır önce Batı' dan alıp anayasamıza dahil ettiğimiz bir sözcük. Bir asra yakın bir zamandır da devlet idaresi bu sözcük muhtevasınca yürütülmeye çalışılıyor. Ancak, Batı' dan aldığımız bu sözcüğün içeriğine baktığımız zaman laiklik kavramının temellerinin dayanaksız olup, gerçek hayatta da uygulanabilir olmadığına şahit oluyoruz.

Batı' dan aldığımız laiklik sözcüğü: "Din' in devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması" şeklinde tarif edilir. Bu tarifle vücut bulan Batı' nın laiklik anlayışının orta çağ Avrupa' sındaki kilise-devlet çatışmasından kaynaklanan bir tepkinin sonucu olduğunu görürüz.

Orta çağ' da papaz ve kilise sultasından kurtulmak isteyen batı; "Din, devlet işlerine karışmasın, devlet de din işlerine karışmasın"  diyerek hilkat garibesi bir laik kavramı ortaya atıp benimsemiş, biz de, Batı her şeyin en iyisini bilir diye peşine takılmışız.

Hangi devletin anayasasında din ahkamından hükümler bulunmaz ? Hangi toplumun yönetim kuralları dinî hükümlerden kaynaklanmaz, dinî motifler ihtiva etmez?

Toplumların anayasalarını oluşturan hükümlerin çoğu dini emirlerden mülhemdir. Bu durumda dinin devlete karışmaması söz konusu olabilir mi ?

Ya da; Din adına din istismarcılığı yapan, dini menfaat kapısı olarak gören, dini yozlaştırmaya çalışan insanlara devlet karışmayacak mıdır ? Devlet' in dinî hayata karışmadığı bir ortamı şöyle bir tasavvur edelim;Din adına din istismarcılığı yapan, dini menfaat kapısı olarak gören, dini yozlaştırmaya çalışan kötü niyetli, menfaatperest ve itikadı bozuk güruhların toplumu ne hale getireceğini düşünürsek konunun vehameti ortaya çıkar!

Devlet millet' in teşkilatlanmış halidir. Millet ise fertlerden oluşur. Fert davranışlarının temelinde ise en başta dinî inanç, milli kültür değerleri, örf ve adetler yatar. İnsanları birbiriyle birleştirip kaynaştıran en önemli öge dindir.

Devlet de, milletin teşkilatlanmış halidir dedik. Millet devlet olarak teşkilatlanırken, nasıl olup da, kendisini millet haline getiren en temel öge olan Din' i göz ardı ederek, hatta yok sayarak bir Devlet teşkilatı kuracak?

Nasıl olup da, devletin temelini oluşturan anayasada dinî hükümler yer almayacak? Nasıl olup da, Dîn devlet ve toplum hayatından soyutlanacak?

Din' de devlet yönetimiyle ilgili hükümler söz konusu olduğunda; Din' in müntesiplerinin inançları gereği devlet yönetiminin dinî hükümlere uygun olmasını istemeleri ve bunun için çalışmaları halinde, devlet bu talebi hangi gerekçeyle geri çevirecektir. Devletin böyle bir tutumu "Devlet' in Din' e karışmama" ilkesine aykırı olmayacak mıdır ?

Burada şu hususu da belirtmem gerekiyor. Elbette bir toplumda herkes aynı Dine, aynı inanca mensup olacak değildir. Ancak millet olabilmiş her toplumun büyük çoğunluğunun mensup olduğu bir din, ya da inanç vardır. Devlet teşkilatının temelini oluşturacak anayasada elbette çoğunluğun mensup olduğu din ya da inanç esas alınacaktır.

İnsan toplulukları hak ya da batıl mutlaka bir dine, yahut da bir felsefeye (Hinduizm, Budizm gibi) bir felsefeye mensupturlar. Devlet ise toplumuna hizmet için vardır.

Toplumunun maddi manevi tüm ihtiyaçlarını karşılamak, gidermek için vardır.

Şimdi herhangi bir toplumun yöneticileri diyecek ki; "Biz sizi inanç ve felsefenizin dışındaki bir yönetim anlayışıyla idare edeceğiz, siz de buna ses çıkartmayacaksınız! Aksine hareket eden cezalandırılacaktır! Böyle bir idare anlayışı ne kadar doğrudur? Ne kadar haklıdır? Ne kadar demokratiktir ? Ne kadar insanîdir? Ne kadar başarılı olabilir?

Batı' nın kabul edip dikte etmeye çalıştığı laiklik anlayışı, uygulama kaabiliyeti olmayan, Ülkemiz özelinde dindarlara zulmetmekten başka bir işe yaramayan  hilkat garibesi bir anlayıştır. Gerçekten onca yıllar boyunca Müslümanlar; TCK nun 163. Md. Doğrultusunda Devlet zulmüne maruz kalmışlardır. İnançlarının gereği gibi konuşmaları, davranmaları Batı' dan alıp benimsediğimiz sözde laiklik kavramının hışmına uğramış, on binlerce insan sırf inandıkları gibi davranma, inandıkları gibi konuşma yüzünden cezalandırılmışlardır.

Oysa gerçek laiklik ("Leküm diniküm velyedin" hükmü gereğince herkesin kendi din ve vicdanı doğrultusunda yaşama hakkı) Yüce Dinimizde mevcuttur.

Bu tarif, efradını cami, ağyarına mani bir tariftir.

Yüce Peygamberimiz (S.A.S.) Medine' de kurduğu İslam devletinde bunu en güzel şekilde uygulamıştır. Medine İslam Devleti' nde Müslümanların yanında Hrıstiyanlar, Yahudi' ler, Bedevîler ve Putperestler de yaşamaktaydı. Her topluluk kendi inanç ve fikirleri doğrultusunda (Devlet' e, topluma ve diğer insanlara zarar vermemek kaydıyla) serbestçe yaşayabildikleri gibi, kendi aralarındaki uyuşmazlıklar da kendi inanç ve fikirlerinin kuralları dairesinde Devlet' in yargısı tarafından çözüme kavuşturulurdu. Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul' u fethettiğinde Ayasofya' da kılıçtan geçirilmeyi bekleyen Ortodoks Rumlara;  "Dininiz gereğince yaşamakta serbestsiniz" diyerek devletin fıtrata uygun, gerçek laik temelini ortaya koydu.

Osmanlı İmparatorluğu da imparatorluğa bağlı farklı din, farklı inanç eyalet ve topluluklarda her topluluk kendi inanç ve fikirleri doğrultusunda serbeste yaşayabildikleri gibi, kendi aralarındaki uyuşmazlıklar da kendi inanç ve fikirlerinin kuralları dairesinde Devlet' in yargısı tarafından çözüme kavuşturulurdu. Gerçek laiklik, gerçek din ve vicdan hürriyeti, gerçek adalet bu değil midir ?

"Biz ise; Bizans' ta Kardinal Külahı görmektense Osmanlı' nın o muhteşem sarığını tercih ederiz! " diyen Ortodoks Batı' nın, Osmanlı' nın Adaletini, gerçek laiklik anlayışını görmezden, bilmezden gelip, Orta Çağ Avrupa' sının sözde laiklik anlayışının peşine takılıp bir asır boyunca Müslüman' a zulmettik!  

Orta Çağ' da Avrupa' da Papaz sultası, Kilise hegemonyası olmuştur. İnsanlar da bundan kurtulmak istemiş, kendilerine göre bir "laiklik" anlayışı ihdas etmiş ve bu sayede de Papaz sultası ve Kilise hegemonyası' ndan kurtulmuşlardır.

Ama bizde ne İmam sultası ve ne de Cami hegemonyası var olmuştur.

Bizde başarılabildiği ölçüde İslam' ın hakimiyeti, adaleti, huzur ve mutluluğu var olmuştur. Bu değerler ise; kurtulması gereken olumsuzluklar değil, ulaşılması gereken en yüce insani değerlerdir.

Arz ve izah etmeye çalıştığım nedenlerle, Türk hukukçuları olarak; Hukuk sistemimizde, din ve vicdan hürriyeti yanında illa da bir laiklik kavramına yer vermek istiyorsak "Laiklik" kavramının gerçek tarifini: ("LEKÜM DİNİKÜM VELYEDİN" HÜKMÜ GEREĞİNCE HERKESİN KENDİ DİN VE VİCDANI DOĞRULTUSUNDA DEVLET' E, TOPLUMA VE DİĞER İNSANLARA ZARAR VERMEYECEK ŞEKİLDE YAŞAMA HAKKI) Şeklinde yapıp, benimseyip, Millî "Anayasa Hukuku" literatürüne yerleştirmeliyiz. Milli Anayasa Hukuku' ndan da tüm dünyaya takdim etmeliyiz ki, beşeriyet huzur ve mutluluğa, adalete kavuşsun.

İnsanlık (Hatta İslam' a düşman olduğunu sananlar bile) el yordamıyla şuuraltında fıtrata en uygun din olan İslamı bulma arzusundadır. Zira, huzur ve mutluluk gerçekten İslamdadır.

Biz Müslümanlar  Devlet, toplum ve fert olarak tebliğ görevimizi çok ihmal ettik. Bu vazifemizi hakkıyla ve layıkıyla, lisan-ı halle, lisanla ve en önemlisi de yüreğimizle yapabilsek günümüz dünyasında pek çok şey güzele doğru değişecektir.

Bu vazifenin şuuruna hakkıyla vakıf olma dileğiyle, saygı, sevgi ve selametle.

 

Av. Mehmet AKTAN      

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya