Cinayetler sadece zamanımızda işlenmiyor. İlk insan olan Âdem (A.S.) ın oğlu Kâbil’ in, kardeşi Habil’ i öldürmesiyle başladı, sonraki zamanlarda, nisbî olarak azalıp, çoğalarak günümüze kadar geldi ve halen de devam ediyor. Son zamanlarda da özellikle kadın ve çocuklara karşı işlenen cinayetlerde belirgin bir artış gözlüyoruz. Tabiatıyla da bu artış toplumu fazlasıyla rahatsız ediyor ve tepkiye neden oluyor. TV. programlarında konu neredeyse her gün gündeme geliyor, önlenmesi isteniyor, ancak ne yazık ki, bunca telkine rağmen cinayetler azalmayıp çoğalıyor.
30.01.2021 06:05
584 okunma
KADIN CİNAYETLERİNİN SEBEPLERİ
ÖNLENEBİLME ŞARTLARI
Mehmet Aktan

            Cinayetler sadece zamanımızda işlenmiyor. İlk insan olan Âdem (A.S.) ın oğlu Kâbil’ in, kardeşi Habil’ i öldürmesiyle başladı, sonraki zamanlarda, nisbî olarak azalıp, çoğalarak günümüze kadar geldi ve halen de devam ediyor. Son zamanlarda da özellikle kadın ve çocuklara karşı işlenen cinayetlerde belirgin bir artış gözlüyoruz. Tabiatıyla da bu artış toplumu fazlasıyla rahatsız ediyor ve tepkiye neden oluyor. TV. programlarında konu neredeyse her gün gündeme geliyor, önlenmesi isteniyor, ancak ne yazık ki, bunca telkine rağmen cinayetler azalmayıp çoğalıyor.

            Bu yazımızda konuya hukuk ve sosyo-kültürel hayat açısından bakıp çözüm yolları bulmaya gayret edeceğiz.

            Temel olarak; Cumhuriyet’ le birlikte, Osmanlı’ nın duraklama, gerileme ve yıkılışının baş sebebi olarak Milli Hukukumuz gösterilip, ilerlememizin önündeki bu prangadan (!) kurtulmak adına hukuk sistemimiz tamamıyla Batı’ dan ithal edilmiştir. Halen de AB ne girme hevesine dayalı olarak bu adaptasyon gayreti devam etmektedir.

            Sosyal hayatın genelde problemsiz olması için, hukuk sistemiyle barışık olması gerekir.

            Bir toplumda hukuk sistemiyle sosyal hayat örtüşmekle beraber fıtrata uygun değil iseler sosyal hayatla hukuk sisteminin örtüşmesi o toplumun yine de uzunca bir süre yaşamasını sağlayabilir. Batı’ da olduğu gibi. Kendi sosyo-kültürel yapılarına göre bir hukuk sistemi oluşturmuşlar iyi kötü varlıklarını idame ettiriyorlar.

            Özelde ise; bir toplumun her yönüyle düzgün, eme yarar uzun ömürlü bir sosyal hayat yaşaması, fıtrata uygun bir hukuk sisteminin yürürlükte olmasına, toplumun bu hukuk sistemine samimiyetle inanıyor olmasına bağlıdır. Kısaca; Hukuk sisteminin, toplum genelinin inanç ve kültür sistemiyle bağdaşıyor olması o toplumun oldukça uzun vadeli olarak varlığını idame ettirebilmesinin vazgeçilmez şartıdır.

            Ülkemiz geneline baktığımızda:

            -İnsanlarımızın kadim inanç ve kültürümüze olan inanç ve bağlılıklarının ortalama olarak zayıfladığını, buna bağlı olarak hayat tarzının da bu doğrultuda değiştiğini görebiliyoruz.

            -Yürürlükteki hukuk sistemimizin sosyo-kültürel yapımızla alakasız, ithal bir sistem olduğunu görüyoruz.

            Bu durumu resmederek somutlaştırmak gerekirse; Ruhen ve bedenen hasta ve zayıf bir insana, hiç de uygun olmayan, bir tarafı dar, diğer tarafı bol bir kıyafet giydirdiğimizde nasıl bir görünüm ortaya çıkarsa, işte bizim toplumumuz ne yazık ki şimdi öyle bir görüntü veriyor.

            Bunu, halk arasındaki amiyane tabiriyle: “Altı kaval üste şişhane!” tabiriyle ifade edebiliriz.

            Değerli okuyucu;

            Biz, “Kısasta hayat vardır” düsturunu “hümanist mülahazalarla” bir kenara koyup, AB üyeliğimize engel oluyor diye idam cezasını kaldırdık. Adam öldürmeye niyetlenen kişinin, kısas uygulaması nedeniyle kendisinin de öldürülebileceğini hesaba katıp bu niyetinden vazgeçebileceğine hiç ihtimal vermedik! Öldürenin yaşama hakkını hümanist mülahazalarla dikkate alırken, öldürülenin yaşama hakkı söz konusu olduğunda hümanistliğimizden eser kalmadı! Küçücük aklımızla Yaratan’ ın hükmünü yanlış saydık!

             

            Şimdi ise; Kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, kan davaları vs. cinayetler neden durdurulamıyor diye feryad-ı figan ediyoruz.

            Feminist anlayışlardan kaynaklanan Batı Hukuku’ nu olduğu gibi ithal etmiş olmamız nedeniyle, kadın cinayetlerinde hukuk sistemimizin provokatif etkisinin bulunduğunu, ancak bu konunun başka bir makalenin konusu olması gerektiğini belirtmem gerekiyor.

            Yine bu makalenin konusu değil ama “Kısas” tan söz ederken; hırsızlığın değişik versiyonları olan, gasp, sahtekarlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma gibi suçların da günümüzde başını alıp gittiğini, bunun asıl sebebinin de kısasın uygulanmaması olduğunu ifade etmek istiyorum.  

            Cinayet suçu işlendiğinde kısas hükümlerine göre, mağdur mirasçısına, hırsızlık suçu işlendiğinde de mağdura sorulur; “Kısas mı istersin, diyet mi istersin yoksa bağışlar mısın?” diye. Suçtan zarar görenin verdiği cevaba göre de işlem yapılır. Neticede işlenen suçtan kaynaklanan sanığa karşı kin ve intikam duyguları mağdurun talebine göre yapılan işlemle son bulur.

            Aksi durumda ise; şimdi olduğu gibi, cinayet hadisesi, kan gütme davasına dönüşerek, belki de asırlarca devam eder.

            Yine, işlenen suça göre verilen cezaların yetersiz olduğu inkâr edilemez bir gerçek olduğundan, bu kanaat halk arasında yaygın bir şayia haline de gelmiş durumda

            Yetersiz cezanın bir başka sebebi de; cezaevlerinin tamamen dolu olmasıdır. Yeni tutuklu ve hükümlüye çok zor yer bulunabilmektedir. Bu nedenle daha çok cezaevi yapılma yoluna gidilmektedir. Oysa, çözüm; toplumdaki suç ve uyuşmazlık sayılarının azaltılmasıdır. Bu da, insan ve toplum yaratılışına uygun hukuk sisteminin yürürlüğe konmasıyla mümkün olabilir. Bu suretle, mahkemelere olan ihtiyaç da azalacak, uzun yargılama süreleri de ortadan kalkacaktır. Çözüm sivrisinek öldürmek çözüm değildir, bataklık kurutmaktır.

            Orta okul yıllarında bir hikâye okumuştuk: Kadılık döneminde uzun süre bir kadılığın kapısı çalınmıyor. Sonra bir gün kapı çalınıyor. Kapıya bakıyorlar ki bir yılkı atı, kapının çıngırağı üzerindeki yosunları yemeye çalışıyor. Kapı bu sebeple çalınıyor. Kadı Efendi, yılkı atının sahibini bulup, ata sahip çıkmasını istiyor. Bu şekilde yazın çalıştırılıp, kışın yem yedirmemek için yazıya salınan atın hakkı temin edilmiş oluyor.

            Bu hikâye, beğenmediğimiz kadılık döneminde; hayvan haklarının da gözetildiğine işaret ettiği gibi, insanların kadıya ne kadar az işinin düştüğünü göstermek bakımından da ilgi çekici!

            Bunlarla birlikte; İhkak-ı hak’ ın caiz olmadığını, suçluya cezayı mağdurun değil, Devlet’ in vermesi gerektiğini, aksi davranışın suç olduğunu da insanımıza yeterince anlatamadık, inandıramadık. Çünkü hukuk sistemimiz, suçluya vicdanları rahatlatacak ölçüde cezalar vermediğinden mağdurun yüreğine su serpemiyor. Öyle olunca da insanımız ihkak-ı hak’ ı meşru addediyor.

            Sonuçta türlü cinayet, hırsızlık vs. suçların önü alınamıyor.

            Cinayet, hırsızlık vs. suçların önünün alınabilmesi, insanoğlunun yaratılışına uygun bir hukuk sisteminin yürürlükte olmasına bağlıdır.

            Bizim yaratılışa uygun hukuk sistemimizi beğenmeyerek, yaratılışa hiç de uygun olmayan, Judeo-Grek (Yahudi-Yunan) ve Roma menşe’ li Batı Kültürü’ ne kurtarıcı olarak sarılmış olmamız en temel yanlışımızdır. Bu yanlış yüzünden sıhhatsiz bir hukuk sistemini insanımıza dayatıyoruz. Sonuçta da kaçınılmaz olarak sıhhatsiz bir sosyo-kültürel yapının hastalıklarını yaşıyoruz.

            Yukarıda da arz etmiş olduğum gibi; “Altı kaval üstü Şişhane! “Çarpıklığından kurtulmadıkça, toplumsal hastalıklarımızdan kurtulmamız mümkün değildir.

            Batı kültürü: Hak’ kı değil, gücü esas alır. Ne kadar gücün varsa, o kadar da hakkın vardır. Batı kültürünün vücut verdiği tüm milletler arası kuruluşlar da güç esasına dayalıdır.

            Dünyanın 5 güçlü devletinin B.M. deki veto hakları bu anlayışın sonucudur.

            Tarihteki tüm güçlü batı devletlerinin aynı zamanda acımasız birer soykırımcı ve sömürgeci olduğunu unutmayalım!

İsrail’ in açık seçik haksızlık ve hukuksuzluklarına karşı tüm dünyanın hiçbir şey yapamaması da bu anlayışın sonucudur.

            “Milletlerarası hukuk, güç ve çıkara dayalıdır” sözü, Batı Kültürü’ nün yumurtladığı bir cevahirdir!

            Bizim Kültürümüzde ise “Adalet” esastır. Çünkü Allah: “Kızgınlık nedeniyle başka topluluklara adaletsizlik yapmayınız” buyuruyor. Hatta gayri Müslüm’ün hakkına daha itinayla riayet edilir. Çünkü gayri Müslüm’e haksızlık edildiğinde ondan helallik alınması da mümkün olmayabilir.

            Bir gayri Müslüm’ e adil davranmadığı için elinin kesilmesine karar verilen kişi: Fatih Sultan Mehmet Han, karar veren de bir Osmanlı Kadısı’ dır! Bu karar karşısında hayretler içinde kalan da, bir g. Müslüm kadındır. Ve bu kadın, Kadı’ nın adil kararı, Padişah’ ın karara boyun eğmesi karşısında ihtida ederek Müslüman olmuştur. 

            Allah bize aklımızı başımıza almayı milli-manevi değerlerimizin kadrini bilmeyi, nasip etsin İNŞAALLAH!

            Allah’ a emanet olunuz. 30.01.2021

 

Av. Mehmet AKTAN 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya