Tatil dönemi sonrası korona virüsünün nispeten yeniden depreştiği günlerdi. Sonbahar henüz başlamıştı. Akşamın coşku kanatlarının dallara estiği dar vakitti. Adam caddeye bakan salonda oturmuş birbirini kovalayan ve uykularına hazırlanan mor bulutları izliyordu. Her nedense havanın kerahet vakti ile eve dönüş telaşının başladığı bu anları çok severdi. Kuşlar toplu halde bir o yana bir bu yana uçup duruyorlardı.
31.01.2021 05:06
918 okunma
Traktör
Ali Akça

Yaşanmış gerçek olayların öyküsüdür.

Ali AKÇA

 

Tatil dönemi sonrası korona virüsünün nispeten yeniden depreştiği günlerdi. Sonbahar henüz başlamıştı. Akşamın coşku kanatlarının dallara estiği dar vakitti. Adam caddeye bakan salonda oturmuş birbirini kovalayan ve uykularına hazırlanan mor bulutları izliyordu. Her nedense havanın kerahet vakti ile eve dönüş telaşının başladığı bu anları çok severdi. Kuşlar toplu halde bir o yana bir bu yana uçup duruyorlardı.

Hayat herkesin kendi oyununu dilediği gibi oynadığı bir biçimde sürüp gidebilir miydi? Sonuçta her insanın hayali mutlu ve zengin bir yaşam sürmekti. Babasının bulduğu amaç duygusu toprak, traktör; toprağı sürüp ekip-dikmekti. Yaşama tutkundu, dürüsttü, sahici, sade ve doğal bir tarzı benimsemişti. Toprak onun için mutluluktu, geniş bir tarlaya bakınca sanki okyanus görmüş gibi keyiflenirdi. Toprağı sevmenin yeryüzüyle uyum içinde yaşamak olduğuna inanırdı. Onun kitabında toprak edinmek var, zinhar satmak diye bir şey yoktu. Hayata katkı sunmak istemişti. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı, çocukları peş peşe gelip büyümeye başlamıştı, ülkede şartlar da zaten zordu, yokluklar dönemiydi. Zaten babasının hikâyesi öksüz kalmasıyla hüzünlü başlamış, gurbette hayata gözlerini yummasıyla dramatik bitmişti.

Tüm renkler silinmiş, havanın iyice kararmıştı. Sehpada titreşen cep telefonunda bilinmeyen bir numara belirdi. Adam telefonu açıp açmamakta bir an tereddüt geçirdi, bir türlü susmayınca açtı. Karşıda tanımadığı bir ses “Sizin 1977 model Massey Ferguson traktörünüz var mıydı? Rüstem Bey neyiniz oluyor?” diye soruyordu. Adam önce ne diyeceğini bilemeden afalladı. Hem traktörü ve hem de babasının ismini duyunca içini hüzünle karışık bir heyecan ve endişe kapladı. Karşıdaki ses orijinal İngiliz üretimi bir traktörden bahsediyordu. Birden anıları canlandı. Traktörün alındığı zamanlar, büyüdüğü kasabada yaşananlar aklına geldi. Babasıyla balkonda oturup çiftlik düşleri kurdukları o dönemler belleğinde hala taze, diri, açık-seçik durmaktaydı. Söz konusu olan, yurt dışından babasının çok zor şartlarda getirdiği bugün neredeyse antika sayılacak bir yaşa gelmiş dev kırmızı bir traktördü.

Telefondaki ses “Ben Rıza” diyerek konuşmasını sürdürdü. “Traktörü Samsun’daki bir galeriden aldık, abim Antalya’nın ilçesinde kullanıyor. Samsun ismi Adamın hoş bir şaşkınlık geçirmesine neden oldu, orada iri traktörle fazla tarım yapılmazdı. Rıza Bey “Elimizde traktörün tüm belgeleri var. O kadar temiz kullanılmış bir motor ki insan çalıştırmaya kıyamıyor. Sahibini merak ettik. Ona ulaşıp bir teşekkür etmek istedik. Belgelerde Rüstem Bey’in gençlik resmi var. Yaşıyorsa Rüstem Bey 85 yaşında olmalı, yaşamıyorsa yakınlarını bulabilir miyiz diye aradık Köyünden araştırıp muhtarı bulduk. Bana aynı köyden ilçede sarraflık yapan Sefa Bey’in telefonunu verdi ve ondan sizin telefonu aldım. Size böyle ulaşabildik” dedi. Adam neden sonra suskunluğunu bozdu, telefondaki kişi kendisine nasıl ulaşıldığını sormadan önceden yanıtlamıştı.

Ne yazık ki, yaşam o kadar cömert değil ve hayat çok kısa, ayrıca herkese hiçbir zaman eşit değildi. Zaten insan hayatının çoğunu başkaları için yaşardı. Adamın bahsettiği kişi 73 yaşında öbür dünyaya gurbet ellerde intikal etmiş olan rahmetli babasıydı. Babası hayatının 35 yılını gurbette çalışarak geçirip emekli olmuştu. Birlikte hayal ettikleri mehtabın ışıl ışıl aydınlatacağı bahçe ve çiftlik düşü gerçekleşememişti. Adam telefondaki Rıza Bey’e “Evet, babam o traktörü 1978 yılında Belçika’dan getirmişti. Davetiye ile 1969 yılında Hollanda’ya giden ikinci işçi grubunaydı. Esnaftı, işi idare ediyordu, gitmese de olabilirdi. Her gün ihtiyaçları kadar kazanarak hayatını sürdürüyordu. Fakat bilinmeyene gitmek çekicidir, o bunu tercih etti. Kazanacağı para ile biraz toprak ve büyük bir hevesle traktör alacaktı. En fazla beş yıl çalışıp dönecek, tarlasını ekip dikecek, çiftliğini kuracak ve gül gibi geçinip gidecekti”. Ancak bir Hint imparatorunun dediği gibi “Hayatta kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriye görüyorsa o kazanıyordu. Elbette biraz da şans gerekiyordu, işte hayat buydu.”  Sadece ileriyi görememiş ve şansı da yaver gitmemişti.

Traktör Adamın hüznünü depreştirmişti. Evlerine bir genç kız gibi gelmişti, endamlı, pırıl pırıldı. Endişesi ise babasının getirdiği zamandan kalma bir borç filan çıkma ihtimaliydi. Dile kolay, tam 43 yıl sonra birisi kendisini arayıp traktörü ve ortak acıları üstlendiği rahmetli babasını soruyordu. Pek hayra yorulacak gibi görünmüyordu. Kim olsa kuşkuya kapılabilirdi.

O günleri dün gibi anımsıyordu. Babası elinde sarı bir davet zarfıyla gelmişti. Kısa sürede hazırlanıp bin bir zorluklarla Hollanda’ya gitmiş, orada çiçeklerle karşılanmıştı. Döküm işinde çalışıp alın terini gurbete akıtıp tam otuz beş yıl ülkesine döviz taşıdı, senede bir ay izne gelir ve zaman hızla akıp giderdi. Ülkeye hizmet etmek çocukluğunda inandığı en büyük değerlerdendi. Zamanın yöneticileri işçilerin dövizlerini ülkeye çekmek için ne atraksiyonlar yapmışlardı. Hatta onlara özel süper faiz uygulaması adı altında mevduat hesabı oluşturuldu. Gençliğinden bugüne yıllar geçmesine rağmen ülke yöneticilerin en kolay başvurduğu yol yüksek faiz olmaya bugün de devam ediyordu.

Üniversitede okurken tatil dolayısıyla eve geldiğinde evin önünde kırmızı renkte dev bir traktör duruyordu. Yoldan geçenler hayranlıkla bakıp “hayırlı olsun” diyorlardı. Kasabada başka bir eşi yoktu. Marşa basınca zangır zangır sanki yeri yerinden oynatırdı. Hali vakti yerinde, toprağı kat be kat fazla olanlar satın almak için sıraya girmişlerdi. Fakat satmak ne mümkündü. Yıllar birbirini kovalamıştı, çiftlik düşleri uzayıp gidiyor, babasıyla düş kurup mutlu oluyorlardı. Ancak uzakta olduğu için babasının; üniversitede okuduğu için kendisinin, küçük olduklarından diğer kardeşlerinin tarla sürecek durumu yoktu. Her yıl aküsü boşalan traktör tam on beş yıl atıl bekledi. Yıllardır satılma ısrarlarına dayanamayan baba en sonunda satışa karar verdi. Tabi bu süre zarfında ülkede traktör çoğalmış ve değeri üçte bir fiyatına düşmüştü. Ankara’dan bir galerici gelerek traktörü kamyona yükleyip gitti. Babası üzüntüyle arkasından bakakalmıştı.

Aradan yıllar geçti. 2006 yılıydı. Adamın babası Hollanda da rahatsız olmuş, birkaç gün hastanede kaldıktan sonra eve çıkınca ertesi gün vefat etmişti. Oğlunun öldükten sonra haberi olmuştu. Babası vatanına ilaçlı, kurşun kaplı, özenle çakılı bir tabutta uçağın kuyruğunda dönmüştü. O gün kendisini oğlu ve bir de devletin kestiği meşhur cenaze vergisi karşılamıştı. Devletine yıllarca döviz taşıyan vatandaşı ölünce bile vergi ödemişti. Esenboğa Havalimanı kargo bölümünden tabutlar arasından Adam babasının tabutunu seçip na’şını teslim almıştı. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ve Adamın gözlerinden sicim gibi dökülen yaşla çiftlik kurmak istedikleri kasabaya birlikte dönmüşlerdi.

Baba-oğul amaçlarına gidecek yola zaman ayıramamışlardı. Herkesin istediği sağlıklı ve mutlu yaşam tarzı sağlıklı çevre içinde kolaydı. Baba uzun yıllar dünyanın en mutlu insanlarının bulunduğu ve yüksek hayat standartlarının olduğu bir ülkede yaşamış ve günümüz şartlarında daha genç sayılabilecek yaşta öbür dünyaya göç etmişti. Demek ki, sadece sağlıklı yaşam istemek ve öyle çevrede bulunmak yeterli değildi. Mutluluğun püf noktası vücudun dengesini gözetmek, hareketli yaşamak, iyi beslenmek ve az yemekti. Yaşamın anlamını kazandıracak aile sevgisi ve arkadaş, sağlıklı ve toplumsal yaşamın olmazsa olmazlarıydı.

Sürpriz bir telefon insanı alıp nerelere götürebiliyor. Herkes başarılara doğru ilerliyor, ancak hiç kimse çabalarında sürekli başarılı olamıyordu. Öğrendiği şey, hayat ve ailenin uçup gitmesiydi.

Dostlukla…

Ali AKÇA

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya