Tarihçi Gibbons, Niğbolu zaferinden sonra “İşte son Haçlı seferi bu suretle hitam bulmuştur” der ki, bu hiçbir zaman son Haçlı seferi olmamıştır. Dahası, biz Avrupa’ya kesin olarak teslim olmadıkça da bu seferler bitmeyecektir. Yeri geldi söylemeden geçmeyelim: Avrupa, Rusya ve daha sonra Amerika, 1071’den günümüze kadar İslâm âlemine karşı devamlı bir Haçlı ruhu ile yaşamış ve biz terk-i silah etmedikçe de böyle yaşamaya devam edecektir. Aralarında bazı rekabetler, bazı husumetler ve bazı ekonomik mücadeleler var gibi gözükse de, söz konusu olan Türklük ve Müslümanlık olunca, hemen hepsi hem de anında birleşiyorlar. Bunun yakın tarihimizdeki örneği Çanakkale ve günümüzdeki örneği Suriye!
14.05.2019 10.36
1.906 okunma
Haçlı Seferleri Ne Zaman Biter? (10)
İsmail Aydın

                Tarihçi Gibbons, Niğbolu zaferinden sonra “İşte son Haçlı seferi bu suretle hitam bulmuştur” der ki, bu hiçbir zaman son Haçlı seferi olmamıştır. Dahası, biz Avrupa’ya kesin olarak teslim olmadıkça da bu seferler bitmeyecektir. Yeri geldi söylemeden geçmeyelim: Avrupa, Rusya ve daha sonra Amerika, 1071’den günümüze kadar İslâm âlemine karşı devamlı bir Haçlı ruhu ile yaşamış ve biz terk-i silah etmedikçe de böyle yaşamaya devam edecektir. Aralarında bazı rekabetler, bazı husumetler ve bazı ekonomik mücadeleler var gibi gözükse de, söz konusu olan Türklük ve Müslümanlık olunca, hemen hepsi hem de anında birleşiyorlar. Bunun yakın tarihimizdeki örneği Çanakkale ve günümüzdeki örneği Suriye!

                Niğbolu’yu geride bırakırken şunu da tesbit edelim: Bizim fütuhatımıza ve Avrupa’ya yerleşmemize bizzat Haçlı Avrupa’nın kendisi sebep olmuştur. Tarih boyunca üzerimize saldırmış, biz de saldırıyı kaynağında önlemeye mecbur kalmışız. Kanuni’nin, Macaristan seferinden sonra Avrupalı elçilere söylediği gibi “Haçlı ruhuyla mütemadiyen bize saldırmasalardı” tarih belki başka türlü seyredebilirdi. Bugün Suriye’ye girmemize de Haçlı Avrupalılar sebebolmaktadır.

                 İKİ BÜYÜK DÜŞMAN: TEMBELLİK VE CEHALET

                Bu noktada gene Akif’e kulak verelim istiyorum:
                Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova
                Sen misin yoksa hayalin mi vefasız Kosova?

                Hani binlerce mefahirdi senin her adımın
                Hani göğsünde yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın

                …..

                Donanma ordu yürürken muzafferen ileri
                Üzengi öpmeğe hasretti garbın elçileri

                O ihtişamı elinden niçin bıraktın da
                Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında.

                Kadermiş! Öyle mi? Haşa bu söz değil doğru
                Belanı istedin Allah da verdi doğrusu bu!

                Talep nasılsa tabii, netice öyle çıkar
                Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimali mi var?

                Çalış dedikçe şeriat çalışmadın durdun
                Onun hesabına birçok hurafe uydurdun

                Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya
               Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!

                İşte size mağlubiyetimizin asıl sebebi! Avrupa, Haçlı ruhuyla saldırmaktan vazgeçmedi ancak bizi asıl sıkıntıya sokan onlar değildi, zira düşman düşmanlığını yapacaktır. Asıl iki büyük düşmanımız ki, biri tembellik diğeri cehalet idi. Avrupa ilimde fende ileri giderken, barutu ateşli silahlarda kullanmayı öğrenirken ne yazık ki biz rehavete daldık. Ne yazık ki, dünyadaki gelişmeleri takip edemedik. Ne yazık ki biz ilimden irfandan yoksun kaldık. Ve ne yazık ki, kendi değerlerinden şüpheye düşen bir kısım insanımız  -özellikle Tanzimat döneminden itibaren-  yabancı hayranı haline geldi. Oysa inancımız aklımızı kullanmayı, ilim yapmayı, düşmanlarımızın biriktirdiğinden daha çok kuvvet biriktirmeyi, sosyal barış ve adalet için köşe başlarını yeni Firavunlara, yeni Nemrutlara kaptırmamayı, başkalarını üzerimize hâkim olacak şekilde dost edinmemeyi emrediyordu. Dolayısıyla bize hayat bahşedecek emir ve tavsiyelerde bulunuyordu. Peki, biz ne yaptık? Maalesef bunlardan inhiraf ettik. Savunmamızı NATO’ya, ekonomimizi İMF’ye, umudumuzu Toto’ya, Loto’ya, Piyango’ya havale ettik. Ancak şimdi zaman hayıflanma, sızlanma zamanı değildir, eksiklerimizi telafi etmek üzere azimle çalışmak zamanıdır. Bu da size, bize, hepimize ve değerli gençlerimize düşüyor.

                Mehmetçik vatanı “Allah Allah” diyerek savunuyor, hücuma kalktığında da “Allah Allah” diyordu. Allah yolunda ölmeyi cana minnet biliyor, ölürsem şehid, kalırsam gaziyim, diyordu. İşte cesaretimizin kaynağı. Bu noktada, söylemeye çalıştıklarımıza ilişkin bazı ayet-i kerimeleri hatırlamaya çalışalım istiyorum:

                “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar Rableri yanında diridirler. Allah’ın lûtfundan rızıklanırlar.” (Âl-i İmrân, 3/169)

                “Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar.” (Bakara, 2/120)

                “Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz biz size ayetleri açıkladık. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, hâlbuki onlar sizi sevmezler… Şüphesiz ki Allah göğüslerin özünü bilir. Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler… Eğer sabreder ve Allah’dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez…” (Âl-i İmrân, 3/118, 119, 120)

                “Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki onlarla hem Allah’ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfâl, 8/60)

                “… geçit başlarını tutun.” (Tevbe, 9/5) Daha pek çok ayet.

                Kuruluş döneminin aksine olarak heyecanımız azalıyor, mücadele azmimiz kayboluyordu. Bize hayatiyet kazandıran ruh ve ideallerden uzaklaşmıştık.  Bunlara ilaveten devletimiz, Osmanlı Hanedanının ardı ardına gelen on cevval ve kudretli hükümdarından da mahrum kalınca yenilgi dönemlerimiz başlamış oluyordu.(Gelecek hafta, Haçlılar Çanakkale’ye Niçin Saldırmışlardı?)

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya