Şu günlerde yeni anayasa yapılması gündemde.
16.02.2021 01:38
1 yorum
1.231 okunma
MİLLİ ve YERLİ ANAYASA NASIL YAPILIR?
Mehmet Aktan

            Şu günlerde yeni anayasa yapılması gündemde.

            Yeni anayasa yapılması fikri elbette olumlu bir düşünce. Çünkü şimdiye kadar sivil, toplumun tümünü kucaklayan, “Bu bizim anayasamızdır” diyebileceğimiz bir anayasamız olmadı. Kanunî devrinde konulan bir kısım kanunlar,1808 Sened-i İttifak, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 Kanûn-i Esasi (1. Meşrutiyet), 1921 1. Cumhuriyet Anayasası, 19242. Cumhuriyet Anayasası, 1961 Anayasası ve yapılışından sonra defalarca değişikliğe uğrayan 1982 Anayasası.

            Yukarıda bahsi geçen düzenlemeler ya anayasa formunda değildi, ya da Milli ve yerli olmadığı gibi, sivil de değildi.

            Anayasa niteliğindeki 1808 de yapılan Sened-i ittifak’ tan itibaren anayasa olarak yapılan tüm düzenlemeler: Osmanlı Devleti’ nde uygulanan kanunların, ihtiyaca cevap vermediği, Din’ e dayalı olarak yapıldığı, bu yüzden gelişip ilerlemeye engel olduğu, oysa Avrupa’ nın anayasa ve yasalarının hürriyet anlayışı ve laik devlet temeline dayandığından toplum ve insanın gelişmesi önündeki engelleri bertaraf edip ilerlemeyi ve gelişmeyi sağladığı ana fikrinden ilham alıyordu.

            Avrupa’ nın maddi medeniyet alanındaki gelişmesi, bizde hep aşağılık kompleksine neden olmuş ve bu kompleks hemen her düşünce ve davranışımıza damga vurmuştur. Halen de bu kompleksten en azından toplumumuzun bir kesimi kurtulabilmiş değildir.

            Oysa maddi medeniyet ve manevi medeniyet kavramlarının mahiyet ve kapsamlarının çok farklı olduğunun farkında olmak gerekiyor.

            Batı’ nın maddi medeniyet bahsinde oldukça önemli merhaleler kaydetmişken manevi medeniyet bahsinde pek geri oldukları tartışmasız.

            Batı’ nın belli başlı değer yargılarını sıralayacak olursak: Hak’ kın temeli güce dayanır. Güçlüysen haklısındır. Bu anlayış, hak ve adalet anlayışını bir kenara bırakıp çifte standardın ön plana çıkarılması sonucunu doğurur. Bu nedenle Batı, hiçbir dış politika konusunda hak ve adaleti gözetme endişesi içinde olmamış, hep çifte standart sergilemiştir. Bu konuda Ülkemiz’ e karşı da aynı politika izlenmiştir.

Fazla ayrıntıya girmeden birkaç çarpıcı örnek vereceğim.

Birinci ve İkinci Dünya harplerinde, Batı kültürüne mensup dünya devletleri, sahip oldukları bilim ve tekniği silah üretiminde kullanarak onmilyonlarca insanı asker sivil demeden katletmiş. Nükleer enerji ilk defa atom bombası olarak Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılarak yüzbinlerce sivil, kadın, çocuk, hasta yok edilmiş, bombalardan kalan radyasyon etkisi onlarca yıl daha devem etmiştir.

Sonrasında da; güçlü Batı devletleri nükleer silah yapımına hız vermişlerdir. Şimdi ellerinde insanlığı tümüyle yok edecek nükleer silaha sahiptirler. Şimdi nükleer güce sahip olanlar diğer devletlerin sahip olmasını da asla kabul etmemekte, sahip olmak isteyen devletleri ezmek için de gereken her şeyi yapmaktadırlar.

Batı’ nın güçlü devletleri tarafından tesis edilenBirleşmiş Milletler, veto hakkına sahip  5 daimi üyenin hegemonyası altında varlığını sürdüren en büyük milletlerarası kuruluştur. BM. in ve bağlı kuruluşların dünyada adalet ve hakkaniyet üzere herhangi bir faaliyetlerinin olduğunu kimse söyleyemez.

Bu 5 devlet, başta İsrail menfaatleri sonra da kendi menfaatleri dışında hiçbir devlet ya da toplumun yararına parmaklarını dahi oynatmamaktadır.

Dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilmiş ve halen de devam eden soykırım, katliam, sömürgecilik, insan ticareti, ırkçılık, İslam fobi, güçlünün yanında olup, zayıfı ezme politikası Batı’ nın temel politikasıdır.

Sevgililer gününde dünyada 100 milyar dolar harcanırken, Afrika’ da, Asya’ da açlıktan ölen yüzbinlerce insan Batı’ nın umurunda bile değildir. Bu örnekler Batı Medeniyeti’ ni (!) anlatmaya yeter sanırım. Daha doğrusu Batı’ da “manevi medeniyet” diye bir kavramın mevcut olmadığını göstermeye yeter sanırım. Batı’ nın medeniyetten anladığı, sadece ve sadece bilim, teknik ve ekonomiden ibaret maddi medeniyettir.

            Batı, 1789 Fransız İhtilaliyle:İnsanları din adınaacımasızcazulüm ve eziyet eden papaz sultasının, ifratından kurtarmış, ancak öte yandan insanı insan yapan değerlerin kaynağı olan dini, insan için bir pranga kabul ederek sosyal hayatın dışına itmeye gayret etmiştir. İnsana; “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler! “Sloganıyla sınırsız hürriyet hakkı tanıyıp, “İnsanı birbirinin kurdu” haline getirmiştir.

            Batı, papaz ve kilise sultasından o derece yılmıştır ki; “Din’ in devlete, devletin de Din’ e karışmamasını “Laiklik” adıyla anayasalarına koymuş ve uygulama çabasında olmuştur.

            Ne var ki, insanlık tarihi boyunca tüm toplumlardaki temel yasaların dinî hükümlerden mülhem olduğu unutulmuştur!

            Batı’ nın bu yaratılışa aykırı anayasal düzenlemeleri, hiçbir zaman sürdürülebilir olamamış, örneğin; insana sınırsız hürriyet tanıyan liberalizmin iflasından sonra, bu defa bu anlayışın tam karşıtı olan komünizm popüler hale gelmiş, ne var ki, bir asır bile sürmeyen komünizm de tarihe karışmıştır.

            Bu defa; Liberalizm (Kapitalizm) le komünizmin ortasında bir siyasi sistem olarak düşünülen sosyalizm yahut da sosyal-demokrasigündeme oturtulmuştur.

            Bizim entelektüellerimiz de siyasi kültür ve idealler noktasında,Batı’ nın izlediği bu ifrat-tefrit yolunu ufak tefek farklılıklarla izleyerek bu günlere gelmiş bulunuyor.

            Değerli okuyucu;

            Türkiye, son yıllarda Batı’ nın insan ve toplum hayatına bakışının problemli olduğunu, insanların birbirleriyle ilişkilerinin, aile ve toplum zemininde problemli olduğunu, toplumlararası ilişkilerde Hak’ kın, adaletin değil gücün belirleyici olduğunu, , dolayısıyla çıkarın, çifte standardın, benmerkezciliğin ve merhametsizliğinbelirleyici olduğunu tereddütsüz anlamıştır.

            Bu duruma göre; yeni anayasa yaparken, yine; manevi medeniyet konusunda asırlardır düzgün bir yol tutturamamış olan Batı mı örnek alınacaktır?

            Öncelikle; medeniyeti, maddi ve manevi olarak ikiye ayırıp, Batı’ nın maddi medeniyet konusunda oldukça ilerlemişken, manevi medeniyet bahsinde alçak değil çukur pozisyonunda olduğunu tespit ve kabul etmediğimiz takdirde, kafa karışıklığından asla kurtulamayacağımızın idraki içinde olmamız gerekiyor.

            Medeniyet konusundaki bu ayırımdan sonra, anayasa yapmanın manevi medeniyet kapsamında bir faaliyet olduğunu belirleyip, ardından manevi medeniyet konusunda medeniyeti örnek alacağımıza karar vermeliyiz.

Hangi medeniyeti örnek alacağımız konusunda ise kararımız herhalde hiçbir tereddüte yer olmayacak şekilde bellidir. El cevap: örnek almamız gereken topluluk Asr-ı Saadet topluluğudur.

Asr-ı Saadet medeniyeti, tarihte görebileceğimiz fıtrata en uygun medeniyettir.

Anayasa konusunda aklımıza gelebilecek tüm sorular cevabını Asr-ı Saadet’ te bulur.

Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, zenginiyle, yoksuluyla, ehl-i Müslüm’üyle, gayri Müslüm’üyle, engellisiyle, her zümrenin hak ve yükümlülüklerini teminat altına alan,

Yine insanın Devlet’ e karşı, Devlet’ in bireye karşı hak ve yükümlülüklerini tespit edip garanti altına almış olan,

Devlet’ in başka devlet ve topluluklara karşı münasebetlerini tanzim etmiş olan, ırkçılığı reddeden, başka inanç ve din mensuplarına “…Leküm diniküm veliyedin” ayeti gereğince yaşama hakkı tanıyan, saldırmayana saldırmayan,

İnsanoğlunun, tabiattaki bitki ve hayvanlara karşı hak ve sorumluluklarını dahidüzenlemiş olan emsalsiz bir anayasadan bahsediyoruz!

Sahip olduğumuz böyle emsalsiz bir kıymetin farkında olmayıp, sözde örnek anayasalar aramak gerçekten büyük bir basiretsizlik ve ferasetsizlik olmaz mı?

Medine’ de Peygamber (S.A.S) Efendimizin kurduğu devlet’ te kimlere haksızlık edildi? Kimlere adil davranılmadı?

Müşrikler, Hristiyanlar ve Yahudilere zulüm mü edildi?

O zaman laiklik, insan hakları, azınlık hakları yoktu daşimdi mi var? Müslümanlar, siyahi insanlar, farklı ırka mensup insanlar Avrupa’ da, Amerika’ da ayrımcılığa, adaletsizliğe sözde bu medeni çağda maruz kalmıyorlar mı?

Değerli okuyucu; Gerçekten yerli ve milli bir anayasa yapmak istiyorsak, tüm bunları göz önünde tutmalıyız.

Sözde medenilikle gerçek medeniyeti birbirinden keskin bir feraset ve basiretle ayırt etmemizin zamanıdır!

Sözde medeniyet çığırtkanlarının dolduruşuna gelmemek yerli ve milli anayasa yapabilmenin en asgari şartıdır.

Allah hepimize üstün bir basiret ve feraset nasip etsin İNŞAALLAH.

 

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Anayasa Hakkında
Güzel bir makale olmuş elinize kaleminize sağlık
Yorum Ekleyen: Murat Öcal     17.02.2021 15:21:55
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya