Yaşadığımız 2021 yılının, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı UNESCO tarafından YUNUS EMRE YILI olarak kabulünü şükranla ve sevinçle karşılıyoruz. Dünya bizi böyle bilirken "Bizim Yunus"a biz dilimizde ne kadar yabancıyız? Bunu düşünürsem de üzülüyorum.
17.02.2021 10:08
1.098 okunma
《☆》DİL DÜŞÜNCENİN TERCÜMANIDIR
Kemal Cengiz

Yaşadığımız  2021 yılının, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı UNESCO tarafından YUNUS EMRE YILI olarak kabulünü şükranla ve sevinçle karşılıyoruz. Dünya bizi böyle bilirken "Bizim Yunus"a biz dilimizde ne kadar yabancıyız? Bunu düşünürsem de üzülüyorum.

Teknoloji sahasında bilim adamlarımızın çalışma temposuna ve halkımızın sosyal hayat gelişimine   ayak uydurmada geç kalıyor. Yenilikler hayata geçtikten ve ifadeler dile yerleştikten sonra adlarını değiştirmek çok zordur. Değiştirilse de kolay kolay yerleşmez. Bu konuda Türk Dil Kurumu'nun sonradan ürettiği böyle bazı kelimeler, bugün sosyal hayatta alay ve espri konusu olmaktadır. İnsanların konuştukları dillerindeki bu değişmez yöntemine işaretle Peygamber Efendimiz, "Çocuklarınıza uygunsuz lakaplar takılmadan önce, onlara güzel sıfatlar bularak çirkin lakapların önünü kapayın!" (Deylemi, 2076) buyurmaktadır. 

Özellikle TIP ve HUKUK gibi sosyal hayatın bilfiil içinde olan alanlarda kullanılan terimlerin  çoğunu vatandaşlarımız anlamakta zorlanmaktadır.
Hele bilhassa TIP'da yabancı terminoloji ile konuşmak bir moda olmuş; Tıp insanının kariyer ifadesi gibi algılanıyor. Ama vatandaş bu dilden bir şey anlamıyor. Oysa, hastalığın teşhis ve tedavisinde ilk adım, hastanın ifadesinden başlar. Doktorun dediğini anlamayan hasta, ona derdini ne kadar anlatabilecek? Bu durumda çoğu hasta, susmayı tercih ediyor. Atalarımız, 'Derdini anlatamayan, derman bulamaz" demişlerdir.

Hastanelerimizde ise, birçok klinik, araştırma ünitelerinin adını bile vatandaşlarımız kendilerine göre, bir çocuk çarpıtması gibi tuhaf teleffuzlarla dillendiriyor.  En basitinden bir LABORATUAR kelimesini, normal vatandaşın kaçta kaçı düzgün olarak telaffuz edebiliyor. Hastalarımızın yarıdan fazlası şekerden muzdariptir. Hastanelerimizde ENDOKRİNOLOJİ yazılı bu hastalıklarla ilgili bölümün levhasına ŞEKER HASTALIKLARI yazılsa ne olur? Üroloji yerine İDRAR, kardiyoloji yerine KALP, ortopedi yerine KIRIK-ÇIKIK...gibi vatandaşın anladığı dilden konuşulup yazılsa GÜNAH mı olur? Bunun gibi daha birçok konuda "Kendimiz çalıp kendimiz oynamayı" terk edersek ne kaybederiz?

Bugün doktorlarımızın yazılarından olduğu gibi hastalıkla ilgili tıbbi ifadelerinden de halkımız fazla bir şey anlamıyor. Eczanelerden aldığımız ilacın içindeki tarifesinden kaçımız ne kadar anlıyoruz? Mübarekler sanki anlaşılmasın diye yazmışlar!  
Köre renk, sağıra kelime öğretme kabilinden yürüyen bu çarpık iletişim böyle gitmemeli. Akademik düzeyde kendi aralarındaki konuşmalara diyeceğimiz yok, ama doktor-hasta diyalogu böyle kurulamaz.

NE YAPILMALI?:
Aslında her sahada yapılan çalışmaların sonucunda elde edilen yeni buluşlara verilecek isimler konusunda, bu çalışmaları yapan kurumlar, ürünlerini piyasaya arz etmeden önce   TÜRK DİL KURUMU ve Türk Dili alanında uzmanlığını kanıtlamış DİL ADAMLARI ve EĞİTİM KURUMLARIMIZ ile temasa geçip verilecek isim konusunu istişare etmelidirler.
Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın, gelişmekte olan uzay sanayii ve teknolojileri ile ilgili "Türkçe yeni isim ve terimler bulunması" konusundaki teklifimi çok vizyoner ve olumlu buluyorum. 
Bugün evimizden eksik etmediğimiz RADYO-TELEVİZYON; elimizden düşürmediğimiz TELEFON.... gibi hayatımıza girmiş pek çok âleti,  "Batı dillerinin" verdiği adla konuşuyoruz. İyi ki bunlar arasından "buzdolabı, çamaşır makinesi.." gibi bazılarını  kurtarabilmişiz! Demek ki istersek oluyormuş. Bunun için tedbiri baştan almak gerekiyor. Sevdiğimiz bir ad yakışıyorsa yapıştırmalıyız; yoksa sevmediğimiz yapışırsa sonra kaldırılması zor olur.

Dil, düşüncenin tercümanıdır. İnsan, düşündüğünü konuşur ve konuşabildiği kadar düşünür. Yüce Allah, kullarına sayısız nimetler bahsetmişken; merhametinin sonsuzluğunu, Hayat Rehberimiz olan kitabında bize verdiği " dil ve düşünce yeteneği" (Rahman 1-4) ile örneklemektedir.
İslam Dünyası arasında Türkiye olarak Batının  medeniyetine ve teknolojisine  hem Coğrafî hem de sosyal alanda en yakın ülkeyiz. Batıya "Dil ve gönül" olarak o kadar bağlanmışız ki, bir çocuk mantığı ile onlarda bir şey görürsek,  "benzeri bizde de var mı?" diye düşünmeden; bulduğumuzu "mal bulmuş Mağribi" gibi kapıyoruz. Bu konuda iki farklı örnek vermek isterim:
Birincisi; Emekli Müftü olarak Hac göreviyle defalarca gittiğim Arap dünyasından olacak.Teknolojide bizden geride olmalarına rağmen DİL HASSASİYETİNİ Araplarda  "çok bilinçli" buldum. Her yeni icadın, her yeni düşüncenin dillerinden karşılığını bulmuşlar. Kur'an sayesinde dillerinin dünyanın en zengin dili olmasının da elbette bunda büyük katkısı var.
Ancak, biz de "Divan-ı Lügat-i Türk" ümüzden başlayarak araştıracak olursak, dilimizde bize yetecek kadarını buluruz.  En azından kendi dilimizden olmasa bile kültürümüzün kardeş dilleri olan Arapça ve Farsçadan dilimizde özümsenmiş, telaffuzu bize tuhaf gelmeyecek karşılıklar bulabiliriz. Tabii ki bu diller, batıya bağlı dilcilere göre yasaktır. Bu konuda "Harf İnkılabı" sonrasında geçmişimizle irtibatımız büyük ölçüde kesildiği için BATININ AĞZINA BAKIYORUZ.

Vermek istediğim ikinci ibretlik örnek ise,  6  yıl görev yaptığım Berlin / Almanya'dan olacak:
Şöyle ki, her Alman vatandaşı aldığı eğitimin bir sonucu olarak -bizde olduğundan daha gerçekçi- mutlaka biri Avrupa (genellikle Latince), diğeri başka bir dünya dili olmak üzere iki yabancı dili konuşabildiği halde; mecbur kalmadıkça kendi anadili olan Almanca' dan başka bir dil konuşmuyor. Hatta siz onun ülkesinde ve onun yanında Almanca'dan  başka bir dil ile meramınızı anlatmaya kalkışırsanız,  sizi dinlemiyor. Konuşmada Israr ederseniz "Anlamıyorum,  Almanca konuş..." diye ikaz ediyor. Aslında anlıyor ama, anlamak istemiyor. Bunu bizzat yaşadım.
Yabancı dilim İngilizce olduğu için Almanya'ya görevli gittiğim ilk yıllarda, bildiğim kadar İngilizce ile hiçbir Almana derdimi anlatamadım. Adamlar, "kendi dilimi kendim konuşmazsam, kim konuşur ve kime öğretirim?.." diye düşünüyor.
Daha da ilerisi, "bir Alman, yanındaki yabancının orada yaşadığı halde Alman dilini öğrenmeyişini kendine ve diline hakaret kabul ediyor. Böyle durumlarda, konuştuğu dilin, konuşanın anadili olmadığını simasından veya konuşma aksanından anlarsa, dayanamayıp "sen kimsin, bari kendi dilinde konuşsana?" diye ikaz edene çok rastladım.
Bir Almana göre, Almanya'da Almancadan başka ancak herkes anadilinde konuşmalı.
Bu hususun, Almanların kanun ve mevzuatlarında yazılı olduğunu sanmıyorum; ancak örflerine yerleşmiş ve değişmez bir kanaat ve karakter olduğunu gördüm.

Bizde ise;  yabancı dilde eğitim veren kurumlarımızdan tutun da sosyal hayatımızda, hatta çocuklarımızın dillerinde, daha da ilerisi "TİCARÎ TABELADA" yabancı dil katkılı konuşmak ve yazmak bir marifet ve moda olmuştur. Bunların psiko-sosyolojik bir hastalık olduğu kanaatindeyim.Bu mikroplardan kurtulduğumuz zaman milli benliğimize kavuşmuş olacağız.
Allah şifamızı versin !
17.02.2022

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbulh-Haseki) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya