“YAPILACAK YENİ ANAYASANIN REFERANS NOKTALARI VE ESASLARI NELER OLMALI” Başlıklı 24.02.2021 tarihli yazımızda; SİYASİ PARTİLER GERÇEKTEN SİYASİ HAYATIN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARI MIDIR? Sorusuna cevap aramaya çalışmış, sonuçta, siyasi partilerin vazgeçilmezliği düşüncesinin, bizim Milli Kültürümüzle alakalı bir kavram olmadığını, bu kavramın bize Batı’ dan ithal edilmiş olduğunu ifade etmiştik.
05.04.2021 08:41
2 yorum
1.289 okunma
HDP MESELESİ
Mehmet Aktan

            “YAPILACAK YENİ ANAYASANIN REFERANS NOKTALARI VE ESASLARI NELER OLMALI” Başlıklı 24.02.2021 tarihli yazımızda; SİYASİ PARTİLER GERÇEKTEN SİYASİ HAYATIN VAZGEÇİLMEZ UNSURLARI MIDIR? Sorusuna cevap aramaya çalışmış, sonuçta, siyasi partilerin vazgeçilmezliği düşüncesinin, bizim Milli Kültürümüzle alakalı bir kavram olmadığını, bu kavramın bize Batı’dan ithal edilmiş olduğunu ifade etmiştik.

            Gerçekten; parti kelimesinin kökü “fırka” sözcüğüdür. “İttihat ve terakki Fırkası” gibi. Fırka ise, “Tefrika” kelimesinden türemedir. Tefrika da bilindiği gibi, ayırımcılık, fitne, bölücülük anlamına gelmektedir.

            Ülkemizdeki şimdiye kadar var olmuş olan siyasi partiler, isimleriyle müsemma olarak hep bölücülük ekseninde hareket etmişlerdir. İyi niyetli vatandaşlar olarak “Siyasi Parti” kavramını hep iyi yönde yorumlayıp, “Nihayet memleket meselelerinde farklı fikirlerin zemini olan kuruluşlar” gibi tavsif etmeye çalışmış isek de, uygulama ve yaşadıklarımız bu iyi niyetli yorumlarımızı hiç de haklı çıkarmamıştır.

            Misal vermek gerekirse; Biz farklı siyasi partileri farklı Hak Mezhepler gibi görmek arzusunda iken, onlar hep birbirini tekzip edip, yalanlayarak, batıl mezheplerin durumlarına düşmüşlerdir. Birbirlerini hayır işlerde yarışan kurumlar olarak görmek yerine, doğruya da yanlış, yanlışa da yanlış deyip acımasızca, insafsızca suçlayan kurumlar olmuşlardır.

            Siyasi Partilerin alt kademedeki müntesipleri de, üst kademedekiler kadar olmasa da, en azından, parti kimlikleriyle bütünleşip, hiziplere, kamplara ayrılmışlardır. Sosyal, kültürel ve ahlaki statüler bu bölünmeye fazlaca engel olamamıştır.

            Zira; “Fırka” tabiri, adı üstünde bölünmeyi, bölücülüğü ifade eder. Siyasi partilerle ilgili hukuki düzenleme, siyasi partilerin hiçbir kayıt ve şart tanımadan ayrı görüşler benimseyip ileri sürmeye ve savunmaya imkân ve fırsat verir. Esasen, bu noktada farklı fikir ve görüşten söz etmek de doğru olmaz. Farklılığın temelinde, ne pahasına olursa olsun iktidar olma hırsı, amaca ulaşmak için her şey mubah anlayışı ve hissiyatı hakimdir. Duygu, düşünce ve davranışlara, eğer parti iktidardaysa “Ben ne yaparsam doğrudur” anlayışı, muhalefette ise; iktidar ne yapıyorsa yanlıştır anlayışı hakim olmuştur. Bu sebepten; “İktidar dünyanın en güzel icraatını yapsa, biz yine de o icraata iyi demeyiz, alkışlamayız! . Boş yere bizden böyle bir tutum beklemesinler! Biz muhalefet partisiyiz.” Denilmesini yadırgamayalım.

            Batı’ nın siyaset yapma zemini budur. Papaz sultasından kurtulmanın başka bir yolunu bulamamışlardır! Papaz sultasından bunalan insanları; “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” , “Uhuvvet (Kardeşlik) , Müsavat (Eşitlik) Hürriyet (Özgürlük) “ sloganlarının büyüsüyle bir araya getirebilmiş ve ancak  bu suretle Kilise Diktasını yıkabilmişlerdir.

            Yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’ ni 33 sene siyasi deha ve yetenekleriyle ayakta tutan 2.Abdülhamit Han Hazretlerini “Kızıl Sultan” ilan edip düşmanla iş birliği halinde türlü entrikalarla alaşağı eden Batı’ nın güdümündeki Jön Türkler ve İttihat-Terakki’ de aynı sloganlarla, 6 asırlık bir büyük devleti bir-iki yıl içinde tarumar etmeyi başarmışdır. Osmanlı’ yı imparatorluk olarak tavsif etmiyorum. Çünkü “imparator” kelimesi “emperyalizm-sömürgecilik” kelimesinin bir türevidir. Osmanlı hiçbir zaman imparatorluk olmamıştır. Çünkü hiçbir zaman emperyalist olmamıştır. Osmanlı her gittiği yere adalet götürmüştür. Aksi halde Söğüt’ teki bir avuç yiğitten müteşekkil bir beyliğin, kısa sürede üç kıt’ aya egemen olan bir devlet olması asla mümkün olmazdı. Osmanlı Beyliği adaletle devlet olmuş, adaletle Devlet’ i Âli olmuştur. Müslüman tebaayı, hangi kavimden olursa olsun, “Ümmet-i Muhammed” harcıyla, gayri Müslim tebaayı da “Adalet” harcıyla bir araya getirmiş ve bir arada tutmuştur. Bu nedenle; Türk olsun olmasın, Müslüman olsun olmasın, her toplum tarafından hüsnü kabulle karşılanmış ve böylece büyümüştür. Osmanlı kılıçtan ziyade adaletle, Hak ve Adaletle büyümüştür.

            Osmanlı, Devlet’ ini hiçbir zaman “imparatorluk” olarak nitelendirmemiştir. Bu yaftayı Osmanlı’ ya yapıştırıp yakıştıran Batı’ dır. Biz de maal memnuniye bu tabiri aldık kullanıyoruz. Halbuki Osmanlı, Devlet’ ini “Devlet’ i Âli Osmani “şeklinde, yani “Yüksek, Büyük Osmanlı Devleti” diye isimlendiriyordu. 

            Fatih Sultan Mehmet Han’ ın kolunun kesilmesine karar veren Kadı Efendi’ nin hükmü, Hristiyan tebaadan olan kadını İmana ve İslam’a getirmişti.

            Böyle güçlü harçlarla bir araya getirilen, kırka yakın farklı kavim ve farklı dindeki topluluklardan müteşekkil Osmanlı Devlet’ i Âlisi’ ni 6 asır boyunca hiçbir fitne hareketi bölüp parçalamaya muvaffak olamamış, ama ne yazık ki, İttihat Terakki Fırkası, Avrupai kavmiyetçilik (Irkçılık) fitnesiyle bir-iki senede muazzam devleti toz duman etmeyi başarmıştır!

            Değerli okuyucu;

            Ne yazık ki, son iki asırdır, Batı’ nın maddi medeniyet alanındaki başarıları karşısında gözümüz kamaştı. Bu sebeple, mensubu bulunduğumuz manevi medeniyeti göremez olduk! Halbuki, insanoğlunun yaratılışına uygun yegâne medeniyet İslâm Medeniyeti’ dir. Zira, yaratılanı en iyi bilen elbette Yaratan’ dır. Yarattığının her türlü ihtiyacını bilen de Yaratan’ dır. O nedenle insanoğlunun ihtiyacı olan sosyal, siyasi, ekonomik vs. sistemleri insanoğluna bildiren de O’ dur.

            Bu ayan beyan gerçeği göz ardı edip, “Muasır Medeniyet” diye Batı’ nın ölü doğmuş sözde medeniyetine ram olmamız akla ziyan bir haldir! “Batı Medeniyeti” olarak bildiğimiz kavram maddi medeniyetten müteşekkil bir cüzdür. Manevi medeniyet kapsamında doğru dürüst hiçbir unsur ihtiva etmez.

            Değerli okuyucu:

            Yukarıda bahse konu ettiğimiz siyasi parti mevzuunda; Siyasi Parti olmamalı derken; bundan muhalefet olmamalı anlamı çıkarılmamalıdır. Muhalefet elbette olmalıdır. Zira; Peygamber (S.A.S.) Efendimiz; “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır.” Buyurmuştur. Bizim inancımızda, isabetli görüş sahibi iki sevap kazanırken, isabetsiz görüş sahibi de bir sevap kazanır. Ayrıca, “Doğru bildiğini söylemeyen dilsiz şeytandır! “Düsturu; herkese, düşünme, doğruyu bulmak için kafa yorma, bulduğu çözüm yolunu hiçbir şeyden korkup çekinmeden açıkça söyleme konusunda sorumluluk yükler. Ta ki problemler en güzel, en doğru çözümlere kavuşturulsun! İstişare bu nedenle emredilmiştir.

            Pekâlâ, muhalefet nasıl olacak?

            Köylerden başlayıp, devlet başkanlığı idare ve istişare kuruluna kadar (Anayasa yapılmasıyla ilgili önceki bir yazımızda ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştığımız şekilde) adaysız seçimlerle oluşturulan Köy, İlçe, İl ve Merkez İdare ve istişare kurullarında her inanç, düşünce ve fikirden insanlar, iştişari kanaatlerini, hiçbir kimseden, hiçbir şeyden çekinmeden açıkça beyan edecekler, bu suretle en uygun, en doğru fikirler hür ve serbest bir ortamda ortaya çıkacak, kurulun başkanı da, üyelerden aldığı bu fikirlerden analiz ve sentezler yaparak, olabilecek en doğru görüşü tespit etmiş olacaktır. Başkanın istişareden sonra vardığı kanaat, o kurulun kararı sayılacak, bu karar bir üst kurul bakımından ise iştişari bir kanaat olarak başkan tarafından üst kurula bildirilecektir. Her kuruldaki başkanın vardığı kanaat, kurula bildirildiği anda, kuruldaki her bir üye bakımından sanki kendi kanaati ve kararıymış gibi kabul edilerek tâbi olunacaktır. Bu noktadan itibaren muhalefet bitecek, ululemre itaat başlayacaktır. Böylece her kafadan bir ses çıkma hadisesi de olmayacaktır.

            Böyle bir sistemde, karardan önce herkesin fikri alınmış olduğu için, hiç kimse kendisini devlet istişare ve idare sistemi dışında hissetmeyecek, bu suretle devletine küsmeyecek, buğz etmeyecek, düşman olmayacak, işi düşmanla iş birliği yapmaya kadar vardırmayacaktır. İstişarenin bir başka güzelliği de budur.

İşte gerçek katılımcı demokrasi, cumhuriyet budur. Dünyaya örnek olabilecek eşsiz bir istişare ve idare sistemi işte budur!

            Ancak Batı’ dan ithal ettiğimiz “Siyasi Partiler” den oluşan zemin ne istişareye ve ne de doğruyu, güzeli bulmamıza yardımcı olacak bir zemin değildir. Şimdiye kadar bu gerçeği birçok kez tecrübe ettik. Siyasi partiler toplumu bölüp, parçalamaktan, birbirine düşman etmekten başka bir işe yaramadı. Çünkü özünde tefrika, bölücülük var.

            Bu noktada Cumhur İttifakı ve bilhassa MHP konusunda ayrı bir paragraf açmam gerekiyor. MHP hadisesi, Ülkemizdeki siyasi partili hayatın ne kadar yersiz, gereksiz ve çarpık olduğunun eşsiz bir örneğidir.

Sayın Bahçeli; Milli Kültürümüzün işaret ettiği siyasi nizam ve devlet adamlığı karakterini, çarpık siyasi düzenimizin tüm zorluk ve engellerine, tüm manasız teamüllerine rağmen ortaya koyabilmiştir. Devlet’ in âli menfaatlerini, iktidar hırsına feda etmemiştir. Sayın Bahçeli, bu tutumuyla yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığımız iştişari rey sistemine dayalı Cumhuriyet nizamına ortam elverdiği ölçüde olabildiğince yaklaşmıştır. Zat’ ı âlilerini tebrik ediyorum. Allah razı olsun.

            Değerli okuyucu;

            Konumuz “HDP MESELESİ” iken, neden siyasi partiler mevzuu üzerinde bu kadar durduk?

            Partili siyasi sistem, ilk kuruluşunda son derecede iyi niyet, duygu ve düşüncelerle kurulmuş olsa da, zamanla iç ve dış fitne mahfillerinin de kışkırtmasıyla Ülkesine, Devlet’ine, Millet’ine neredeyse düşman bir hale gelen siyasi partilere vücut vermektedir.

            Kaldı ki; ilk kuruluşunda ve önceki kuruluşlarında bile ırkçılık, bölücülük, Marksist-Leninist fikirleri esas kabul eden, amaca ulaşmak için terörist yöntemler dışında bir yöntemi bulunmayan HDP’nin kuruluşuna izin verilmiş olması zaten bir garabettir.

            Yerine ve zamanına göre, en mahrem memleket meselelerinin görüşüldüğü T.B.M.M.inde düşmana yer vermek, hülasa, düşmanı beynimize, yüreğimize buyur etmek! Dulun yetimin hakkının bulunduğu bir bütçeden, düşmana dolgun milletvekili maaşı bağlamak, siyasi partiler yasası uyarınca, parti tüzel kişiliğine yardımda bulunmak!

            Devlet’e, Millet’e düşman olduğunu, PKK’nın uzantısı olduğunu inkâr da etmeyen bir yapıya meşruiyet atfedilmesi, sadece garabet değil hamakattır!

Tüm bunları neden yapıyoruz dersiniz?

Kürt kardeşlerimizi “Size Kürt Devleti kuracağız” diye ayartıp, bin yıllık din kardeşliğimizi düşmanlığa dönüştüren Siyonist kuklaları ve uşakları için mi?

            Bu Vatan’ı bize emanet eden ecdadımızın, şehitlerimizin, bizzat PKK tarafından şehit edilen 40.000’den fazla askerimizin, kadın, çocuk masum insanımızın kemiklerini ne pahasına sızlatıyoruz?

             AB’ye hoş görünmek için mi? Batı’dan ithal ettiğimiz; “Siyasi partiler siyasal hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” vecizesi (!) için mi?

            Yoksa kadim dostumuz (!) A.B.D.nin canını sıkmamak için mi?

            Değerli okuyucu;

            P.K.K.  H.D.P. vs. bileşenleri, destekçileri Milletimiz ve Devlet’imiz için zehirden ibarettir! Bilerek isteyerek zehir içilmez! Eğer bu yapılıyorsa, intihardır!

            Bu intihar teşebbüsünden derhal vazgeçmek gerekiyor!

            Yok eğer bizi düşman zehirlemişse, çare panzehrine tevessül etmektir.

            Panzehir ise, düşmanı düşman bilip ona düşman gibi davranmaktır!

            Yalvarmakla ne yar eğlenir ne de düşman!

            Sayın İdarecilerimiz:

            Varsayın ki, siz 2. Abdülhamit Han’sınız! O böyle bir durumda nasıl davranır idiyse, lütfen siz de öyle davranın!

            Allah yar ve yardımcımız olsun. Feraset ve basiretimizi artırsın. Allah’a emanet olunuz. 03.04.2021

 

Av. Mehmet AKTAN

           

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
HDP Bölücü Bir Uluslararası Örgüt
"Osmanlı, Devlet' ini hiçbir zaman "imparatorluk" olarak nitelendirmemiştir. Bu yaftayı Osmanlı' ya yapıştırıp yakıştıran Batı' dır. Biz de maal memnuniye bu tabiri aldık kullanıyoruz. Halbuki Osmanlı, Devlet' ini "Devlet' i Âli Osmani "şeklinde, yani "Yüksek, Büyük Osmanlı Devleti" diye isimlendiriyordu. " Doğru bir tespit bu... Ancak HDP yi konu edilmişken konu bir bakınan dağıtılmış Mehmet Ağabey... Uzun yazmak buna bağlı olsa gerekir. Saygılarımla... HDP ve ona destek verenler particilik yapmıyor Vatan Bölme faaliyetlerinin içinde olan insanlar. Bu bir ihanet hareketidir asla siyasi parti hareketi değildir Selam ve saygılarımla..,
Yorum Ekleyen: Ahmet Sargın     10.04.2021 19:02:52
tefrika
Mehmet bey kalemine ve yüreğine sağlık çok güzel bir makale ile bizleri aydınlatmışsın. Öncelikle teşekkür ederim. Bu memleketin siz ve sizin gibi kaliteli insanlara ihtiyacı var. Merhum Mehmet Akif Ersoy'da "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez." Bir milletin arasına bölücülük girmediği müddetçe düşman giremez. Milletin fertleri aynı fikirle hareket ettiği takdirde o milleti silâhla sindirmek, yok etmek mümkün değildir. Selam ve saygılarımla Allaha emanet olun..
Yorum Ekleyen: Rahmi ÜNALAN     6.04.2021 10:42:45
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahabergazete@gmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya