Bügün “Anneler Günü” diyorlar…
09.05.2021 10:17
508 okunma
RÜYÂLAR GERÇEK OLSA
Kadir ÇALIŞICI

Bügün “Anneler Günü” diyorlar… 

Çocuklar anneleri için hediye telâşında. 

Benimse… içimde derin bir firak, tarif edilmez bir burukluk… 

Ömrümce hiç, ama hiç unutamadığım o sabah...  

O ebedî ayrılık sabahı...  

Yine gelip saplandı yüreğime… 

Gözlerimden taşmak üzere olanları kimseler görsün istemedim.  

Kapandım odama, çektim yorganı başıma. 

İşte… 

1959, Eylülü… 

Anam, belli etmemeye çalışsa da, bitimsiz gecelerin koyu karanlıklarında, en narin dalları bir bir kırılıyordu. 

Hele de bu sabah… 

Dilim varmıyor. 

Ne acı ki, çocuk kalbi… hissedermiş! 

Teyzem,“hadi sen okuluna git yavrum!” diyor. 

Biliyorum, doktor söylemiş. Beni yollayıp anamı köye götürecekler; hem de ebediyyen…  

-Gitmiyorum, sevmiyorum okulu da! diye çığlık atarak çantamı yere çarpıyorum. Kitaplar defterler darmaduman. 

Çaresizlik...Olduğum yere çöküp hıçkırıklara boğuluyorum. 

Anam, zar-zor kaldırabildiği eliyle “gel” işareti yapıyor; varıyorum.  

Gözyaşlarını gözkapaklarının ardına gömmeye çabalasa da boşuna...  

Kucağına alıp iki eliyle yüzümü sıcacık avuçluyor; içinin hararetinden çatlamış dudaklarıyla bastıra bastıra öpüyor öpüyor... 

-Benim deli tayım, diyor, benim sarı guzum! 

Sesi derin kuyularda Yusuf çığlığı. 

Uzun uzun saçlarımı okşuyor; bal rengi gözlerindeki son ışıklarda titreşerek sönmekte. Soluk soluğa, 

-Okulundan kalma guzum, diyor. 

-Ya sen..? 

Gözleri buğulu, sesi titrek; 

-Ben…  diyor, ben...   

Gerisini getiremeyip yutkunuyor.  

Bir süre dalıyor. Sonra ezik bir hüzünle yüzü aydınlanıyor.  

-Hani konuşmuştuk ya sarı guzum… sen Eskişehir’e…  

Soluğu kesiliyor, arkasını getiremiyor.  

 

Biliyorum; bu anamın “dua niyetine” bir hayâli. Başta babam, duyanları gülümseten masalsı bir hayâl...  

Neye mal olursa olsun beni okutacakmış, ben de onun hasret kaldığı memleketine, Eskişehir’e vali olacakmışım da... o da sevinçle ziyarete gelecekmiş. Onu hükümet konağının kapısında karşılayacakmışım. Çok, ama çok gururlanacakmış benimle. 

-Git sarı guzum diyor, git... okulundan kalma! Beni birazcık seviyorsan… 

-Peki ana gidiyorum, ama hemen döneceğim; sakın bir yere gitme…sakın! 

Çaresizce başını sallıyor. 

-Eğer...diyor, nefes nefese, eğer... 

Arkası gelmiyor. Gerisi yalnızca sel olan gözyaşları...  

İşaret parmağını kalbimin üstüne koyuyor. Son takatıyla kesik kesik, 

-Hep buranda olacağım sarı guzum, sen uyurken rüyâlarında hep geleceğim; üzülme sakın!  

Daha fazlasına nefesi yetmiyor, başı yastığa düşüyor.  

Deli gibi koşuyorum okula. Çocuk yüreğim param parça.... Birşeyler kopuyor içimden. Niye geldim ki? Anam gidiyor, ben niye geldim ki?  

Sınıf sanki başıma yıkılıyor. Yıldırım gibi geri dönüyorum. 

Dönüyorum da…kapılar duvar... 

Anam güzel olan ne varsa kendisiyle birlikte bilinmeyen bir âleme doğru alıp gitmiş. 

Bana kalansa, korkutan bir evin anasız yalnızlığı… 

Evimizin duvarına yaslanıp, hıçkırıklara boğuluyorum. Yaramazlıklarım geliyor aklıma; ona çektirdiğim türlü eziyetler, üzüp ağlattıklarım…

Yakıcı bir nedamet duygusuyla, 

--Pişmanım ana, çook pişmanım!  

Bu haykırışıma yalnızca Kale’nin sağır ve dilsiz surlarından cevap geliyor: 

-Pişmanım ana, çook pişmanım! 

Ta o zaman ahdettim: "Anamı, unutacak kadar asla büyümeyeceğim!" 

Bu anneler gününde çocuk yüreğim yine o hicranla dile geldi: 

“Anacığım… 

Sımsıcak gülüşlerini de yanına alarak, beni kopan bir uçurtmanın ardında bırakıp gittin. Çocuk kirpiklerime bıraktın bu vahşi, bu acımasız hayatın çekilmez yükünü. 

Ama Ana, ılık gönlünün bahar gülüşlerinden mahrum kalsam da gözyaşlarımla yiğitçe savaştım!  

Ecelin çiğnediği o narin bedeninden arta kalan hasretlerini, içini yakan, yarım kalmış o sevdanı gerçekleştirmek için çok çalıştım! 

İşte ben geldim ana! Hasret gittiğin memleketine, senin Eskişehir’ine ben geldim! Hükümet konağı önünde günlerce yolunu gözledim. 

Gelmedin Ana…Sen gelmedin!  

O son veda anında bir söz daha vermiştin Ana; “Rüyalarında geleceğim sarı guzum” diye… 

Yıllar var ki rüyâlarıma da gelmedin. 

N’olur küsme Anacığım; gel gir yeniden rüyâlarıma!  

Gel de yine türküler söyle!

Söyle de gözlerim ışısın, yüreğim ılısın…

N’olur susma, ‘’Uçun kuşlar uçun doğduğum yere’’ diyen o türküyü yüreğin yanarak bir daha, bir daha söyle! 

Sonra kavrulmuş bir avuç haşhaş koy avucuma… Ben onu yemek için çabalarken, sık sık oramı buramı kanattığım için sen yine yaramazlıklarımdan yakın.

Boynunu eğip beni seyret!

İstediğin geleceğe, istediğin ömre yakıştır beni! Bakışların eşelesin yeniden çocuk yüreğimi...” 

Anamın hayâliyle sarmaş dolaş uyumuş kalmışım.

*

 “Haneydeki odamdayım... 

 Yüzlerce kuş sesi arasında bir serin sabaha açıyorum gözlerimi.

Gönlüm peri masallarının rengine bürünmüş, ölümsüz aile ocağı rüyalarının küçük ak bulutlarıyla süslü. 

Başımı açık pencereden çıkarıyorum.

Rüzgar, baharın tılsımlı kokularını yüklenmiş ipekten kanatlarıyla okşuyor saçlarımı. Doyumsuz esintiler uyandırıyor bir bir içimde. 

Güneş doğmak üzere… 

Gece boyunca durmaksızın öten cırcır böcekleri çoktan susmuş. Koyun, kuzu, manda, sığır sesleri, at kişnemeleri kaplamış ortalığı. 

Anam avludaki tulumbada abdest alıyor. Dudakları kıpır kıpır; duasının soluğunu duyar gibiyim. Ramazanların, bayramların, kandillerin, küçük dünyamızı genişleten nurlu aydınlığı var yüzünde. 

Odaya gireceği sıra uyur numarası yapıyorum. Namazını kılıp seccadesini kaldırıyor. 

 Sabah çorbasını hazırlamak için ocak başına çömelip akşamdan kalan külleri eşeliyor; üfürüyor üfürüyor...

Arada bir dumandan boğulurcasına öksürüyor. Ateş bir dirilip bir sönüyor.

Dumanı aşımıza karışan ocağımızın kokusunu ciğerlerime çekiyorum doya doya.  

Sonra yatağıma geliyor.

Başında beyaz namaz örtüsü, hüzünle incelmiş yüzünde gülücüklerle tepeme çöküyor; uyandırmak için öpücüklere boğuyor. Bu süreyi uzatmak için bile bile uyanmıyorum. Gıdıklıyor, saçlarımı karıştırıyor. Gönül açıcı müjdeli sesiyle,  

-Hadi benim sarı kuzum kalk! diyor. Çorba hazır, süt var, kaymak var, hadi benim deli tayım kalk!” 

Tam gözlerimi açmaya hazırlanıyorum ki bir başka ses: 

-Baba kalk, iftar vakti, ezan okunuyor.  

-Gözlerimi açıyorum, başucumda büyük oğlum. 

Cık cık çekerek gönülsüzce kalkıyorum. 

-Keşke uyandırmasaydın be oğlum! 

-Niçin baba? 

-Tam da anamın sofrasına oturuyordum. 

-Rüya mı gördün? 

-Maalesef… 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya