Bundan tam 3 yıl önce yazmıştım. Değişen bir şey olmadı. Aynı sahne yine tekrarlandı.
16.05.2021 04:39
461 okunma
BUNDAN ÜÇ YIL ÖNCE O GÜN RAMAZAN ÖNCESİ BUGÜN BAYRAM
Prof. Dr. Cağfer Karadaş
BUNDAN ÜÇ YIL ÖNCE O GÜN RAMAZAN ÖNCESİ BUGÜN BAYRAM
Bundan tam 3 yıl önce yazmıştım. Değişen bir şey olmadı. Aynı sahne yine tekrarlandı.
Biz çırpındık, sadece çırpınabildik.
Kudüs yine ağladı halimize. Dik duramayışımaza, sahip çıkamayışımıza...
O gün Ramazan'ın arefesiydi, bugün Ramazan Bayramının.
Siz de haklısınız. Yüz yılda ne değişti ki, üç yılda değişsin? Önce ümmet değişmeli, ayağa kalkmalı, topyekun Allah'ın ipine sarılması, sağlam kulpa tutunmalı.
Ama daha önce kalbindeki ağyarı reddetmeli, şeytana sırt dönüp nefsini gemlemeli, dik durup düşmana dur demeli.
Olmadı, olmuyor, üç yıl önce aynen yazdıklarımız duruyor, geçerliliğini koruyor.
Hiç değilse dua, dua... Rahmana iltica...
Sığınalım mağfiretine, koşalım rahmetine...
Nusret, zafer, fetih niyetine...
28 Ramazan 1442 / 10 Mayıs 2021
EY KUDÜS AĞLA BİZE
Biz ağlamayı unuttuk. Çocuklar gibi mızırdanmayı öğrendik. Bu halimiz onların çok hoşuna gitti. Elimizden alıyorlar mızırdanıyoruz, veriyorlar susuyoruz. Çocuklaştık anlayacağınız. Elimize bir oyuncak tutuşturulsa bütün dünyalar bizim oluyor. Eee… çocuklaşmak böyle bir şey.
Bizi bir gezmeye götürseler, bir gökdelenden seyrettirseler, mesela New York’u, uçarız. Sevinçten ayaklarımız yerden kesilir. Seyrederken seyirlik olduğumuzun bile farkına varamayız. Bunu da iyi anladı elin oğlu. Elimize bir havuç tutuşturup, bir de yüksekten baktırdı mı, onlardan büyük yok artık bizim için. Biz mi? Kucakta oturalım yeter. Dedik ya çocuklaştık iyice.
Büyüklerimiz kıpkızıl kefenlere bürünüp gittiler. Kefen de bulunamadı, elbiseleri kefen olup gittiler. Bir yel gibi gittiler. Gökte akan yıldız gibi bir anda gözden kayboldular. Büyüklüklerini de anlayamadık bu yüzden. Emanet bırakacak kimse bulamadıkları için büyüklüklerini de alıp gittiler…
Bizler yükseklere çıkarılmış, aşağıları seyrettirilen kibirli varlıklar olduk. Kibrimizi de büyüklük diye yutturdular. Bunu da anlayamadık. Büyüklüğümüz kibrimizdi, kibrimiz de kendimizeydi. Onların yanında küçüktük, köleciktik, eziktik. İt gibi korkuyorduk bu yüzden. Ezikliğimizi bastırmak ve unutturmak için yükseğe çıkarıp aşağılara baktırdılar sürekli. Aşağıya bakınca kendimizi yukarıda hissettik. Bayağı da büyüktük. Gözümüzü kısarak baktık aşağıdaki bizden olanlara. İçimizdeki eziklik gazını kibir balonu yapıp patlattık ağzımızla kendi kendimize.
Göğe bakmayı unuttuk biz, aşağılara baka baka. Aşağılara aşina olduk. Özlemlerimiz, arzularımız hep aşağılara doğru çevrildi. Gerekçeyi de bulduk. Güneş gözümüzü alıyor, Ay da ışığını güneşten. O yüzden her ikisine de bakamazdık. Böylece bütün doğal ışıklar bize yabancılaştı. İçimiz karardı, karanlıklaştı. Sonra suni ışıklar yaktılar. Onlarla oyalandık. O kadar suni ışık verdiler ki, gökyüzünün kandilleri görünmez oldu. Böylece aşağılara ve kararlıklara mahkûm edildik. Yukarılar onlarındı ve onlar ulaşılamazdı. Biz mi? Bizden adam olmazdı.
Önce her şeyi elimizden aldılar. Bütün karaları ve bütün denizleri. Sonra bize hepsini geri verdiler. Verdiler ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Ne karalar eski karalardı ne denizler eski denizler. Biz mi? Biz yeni adamlardık. Evirilip çevrilip adam edilmiş. Modern çağın modern insanları. Elbiselerimize bakıp aynalarla oyalanıyorduk. Mutluyduk, elimizde cici oyuncaklarımız vardı. Arada bir değiştiriyorlardı, biz daha da mutlu oluyorduk.
Göklerden bana ne! Güneş, ay, yıldız onlar da neymiş ki? Bütün dünyam cirmimin kapladığı yer kadardı. Bu da bana yeterdi. Ateş de olsam zaten o kadar yer yakardım ancak. Yanardağ olup patlamak mı? “Geç onları, geç o hayalleri! Hayalin cirmini geçmesin. Uslu, uslu otur ve önüne konana razı ol. Emi çocuğum!” İşte böyle terbiye edildik.
Ama umut kesilmezdi, kesilmedi de. Bir meşale yanacaktı bir yerden. Öyle de oldu. Anadolu kıpırdadı. Bir zaman geldi, köyler aktı şehirlere. Cahildi ama cesurdu bunlar. İşçi, çırak, usta derken iş bilen oldular. Hatta işveren konumuna geldiler. Fireler oldu. Fideler oldu. Fideler fidan, fidanlar ağaç oldu. Kök saldı, tutundu. Okudu onların bir kısmı. Âlim oldular. Yüreklerinin en mutena köşesinde sakladıkları cesaretlerini yeşerttiler. Söz olup haykırdılar. Harf harf sayfaları doldurdular. Yaprak yaprak eklenip kitaplara dönüştüler. Birlik olmayı, bir olmayı yaprak yaprak eklenen kitaplardan öğrendiler. Fireler oldu yine de. Ama fidanları çınar oldu, kök saldı, göğe ağdı, gölgesi dulda oldu. Çok gariban yer buldu onların duldasında.
Taşralı merkeze inmişti artık. İbn Haldun haklıydı. Böyle dönerdi devran. Badiyeden gelen şehre hâkim olur, ama şehir de onu bütün cazibesiyle kendine çeker, koynuna sokar ve yumuşatırdı. Çok fire verdik bu yüzden.
Yine de kaldı, kalanlar. Gerektiğinde sokağa çıkanlar. Tankların önünde dimdik duranlar. Minare olup salalar haykıranlar. Gökleri yeniden tanıdı bunlar. Hatta sitemkar haykırdılar: Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Öfke vardı sözlerinde. Ama umut hiç sönmedi kalplerinde. Güçleri azdı ama iradeleri dimdikti. Tıpkı minareler gibi. Kalplerindeki imandı zira iradelerini dimdik kılan.
Fitneler bitmedi gitti. Gerçi mikropsuz bünye şeytansız dünya olmazdı. Gecenin karanlığı gibi çöktü fitne bulutları üstümüze. Işığımızı kesmek istediler. Yetmedi Anadolu’nun demir pençesi ümmet üzerine çöken bulutları dağıtmaya. Gene de çırpındı, en uzaklara ulaşmak için. Hala çırpınıyor. İçimizden olan hainlerin çelmesi hızımızı kesse de, kanatlarımızı fersizleştirse de. Yine de umudumuzu yitirmedik. İstanbul olduk, tüm dünyaya haykırdık. Rampalar önümüze dursa da, kıblesini şaşıranlar karşımıza çıksa da, karanlığa alışanlar gözlerini kıssa da. Kudüs’ün yanında dimdik durup Anadolu olup haykıracağız…
Dedik demesine. Dediğimizi de yaptık hani. Haykırdık. Ama olmadı. Yetmedi gücümüz. Fitnelerle boğuşurken her birimiz. Kudüs eyvah! Tarihler 14 Mayısı gösterirken 55 şehit verdik. Şehitler muradına ermişti ama kalanlarına bin bir el olup uzanmalıydık, uzanamadık. Tutamadık ellerini ellerimizle. Silemedik gözyaşlarını mendillerimizle. Gözyaşlarımız kan oldu, akıttık içimize, o da içimizde kaldı. Kudüs’e acıdık, acınacak halimize bakmadan.
Aslında acınası halde olan sen değilsin ey Kudüs, biziz!
Sen bize ağla. Rabbim senin gözyaşlarına bakar da belki acır bu acınası ümmete.
Yine de umutsuzluk yok, her şey bitti demek yok. Çünkü Allah var.
Biz sadece Sana kulluk eder ve sadece Senden yardım dileriz ey Rabbimiz!
Bizi bağışla, günahlarımız sil, merhametinle muamele et bize.
Kâfirlere, zâlimlere ve içimizdeki hainlere karşı bize yardım et.
Âmîn, Ya Rabbe’l-Alemîn!
29 Şaban 1439/15 Mayıs 2018
Cağfer Karadaş

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya