Arzuhal: Değerli okurlarım! Koronavirüs engeli olmasaydı, Anadolu Eğitim Bilim ve Kültür Vakfı çatısı altında, gençlerle yazarlık ve gazetecilik konusu üzerine sohbetlerimiz olacak, onlara 08.02. 2020 günü tamamladığım aşağıdaki notlarımdan bölümler sunacaktım.
21.05.2021 05:55
2 yorum
579 okunma
YAZARLIK VE GAZETECİLİK
İsmail Aydın

Arzuhal: Değerli okurlarım! Koronavirüs engeli olmasaydı, Anadolu Eğitim Bilim ve Kültür Vakfı çatısı altında, gençlerle yazarlık ve gazetecilik konusu üzerine sohbetlerimiz olacak, onlara 08.02. 2020 günü tamamladığım aşağıdaki notlarımdan bölümler sunacaktım. Kısmet olursa böyle bir hizmeti başka bir zamanda gene yerine getirmek isterim. Fakat koronavirüs engeli devam edeceğe benziyor. Ümid ettiğimiz sağlıklı günler gelinceye ve yeni imkânlar doğuncaya kadar, notlarımı hem okurlarımla hem de ilgilenen gençlerle paylaşmak istiyorum. Selam ve saygılarımla arz ederim. (İsmail Aydın)

                 NİÇİN YAZAR OLMAK İSTİYORSUNUZ?

                Niçin yazar, niçin gazeteci olmak istediğimizi iyi bilmeliyiz. Evet, niçin yazar, niçin gazeteci olmak istiyoruz? Soruyu sözün en başında iki defa arka arkaya sormamız, konunun önemine işareti ifade eder. Her hareketin bir gerekçesi olduğu göz önünde bulundurulursa, işaret etmeye çalıştığımız önem daha da iyi anlaşılır.

                Yazar kime denir, gazeteci kimdir? Bir adam niçin yazar olmak ister?

                Önce işin olmazını söyleyelim. Herkes tarafından tanınmak veya “Ah! Ne büyük adam” desinler için yazar olunmaz. Şöhret için, mevki-makam için yazar olunmaz. Kitabım çok satsın, çok para kazanayım mantığı ile yazar olunmaz. Günümüz yazarları arasında bu maksatlar için yazanlar var ise de gerçek anlamda bunlara yazar denmez. Bunlara dense dense “sözde yazar” denir. Dolayısıyla, eline kalem kâğıt alıp yazı yazan herkese yazar denmez. Yazarlığı meslek edinip geçimini bu yoldan temin edenleri, yapmaya çalıştığımız bu tanımın dışında tutuyoruz.

              BİR ADAM NİÇİN YAZAR OLMAK İSTER?

                Bu soruyu, Şubat-2020 başında gerçekleştirdiğimiz Kızılcahamam toplantısında, Anahaber Gazete okurlarının yakından tanıdığı değerli hocamız Prof. Dr. Cağfer Karadaş’a yönelttim:

                -Hocam, bir adam niçin yazar olmak ister?

                -Kendi adıma söyleyeyim, yazamadığım zaman mutsuz oluyorum,  yazdığım zaman adeta üzerimdeki yükü atmış gibi hissediyorum kendimi ve rahatlıyorum.

                Bu esnada hem soruya hem de cevaba tanık olan başka bir hocamız araya girdi ve şöyle dedi:

                -Hocamın söyledikleri, bu soruyu cevap olarak karşılamıyor. O, üzerinde taşıdığı sorumluluğun ağırlığı altında yazarak rahatladığını söylüyor. Yazmadığı takdirde kendini huzursuz addediyor. Niçin? Çünkü içinde yaşadığı topluma karşı bir sorumluluğu var. Toplum hayatında doğrular var, yanlışlar var. Bu konular hakkında hocanın görüş ve düşünceleri var. Hoca olup bitenler karşısında “bana ne, neme lazım” diyemiyor, sorumluluk duyuyor, o duygu ile acı çekiyor, problemlere çözüm üretiyor, yazarak çözüm konusunda fikirlerini paylaşıyor ve sonunda rahatlıyor.

                Her iki hocanın söylediklerini defterime not alıyor, okurlarımla paylaşacağımı söylüyorum.

                Aynı gün, yine aynı mekânda, üniversite sınavlarına hazırlanan bir gurup gence aynı soruyu yönelttim.

                Gençlerden biri, yazar olacak insanın fikirleri vardır, bunu sözlü olarak anlatamadığı için yazmayı tercih etmiş olabilir, dedi. Diğeri, yazarlığı düşünen insanın fikirleri vardır, bunları kendine saklamak istemez, etrafındaki insanlara konuşup anlatsa bile bunu yeterli bulmayıp daha geniş kitlelere ulaşmak için kitap yazmayı yahut bir gazetede yayınlamayı tercih etmiş olabilir, dedi. Üçüncü genç, öncekilerin söylediklerini, baş işaretiyle onayladı.

                YAZAR ISTIRAP DUYAN ADAMDIR

                Bir adam niçin yazar olmak ister şeklindeki soruya verilen yukarıdaki cevapların manası açıktır. Demek ki yazar, bir derdi, bir davası olan adamdır. Demek ki yazar, bir fikre sahip olan ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk duyan kişidir. Ve her yazar, mensup olduğu toplumun değerlerini savunur, onları korur ve gelişmesine katkı sağlar. Öyle ise yeri geldi, Otağ yayınlarının takdim yazılarında yer alan cümlelerle hemen ifade edelim, elimize aldığımız her eseri “dünya klasiğidir” diye aynen benimseme hatasına düşmemeliyiz. Mesela, Yunan tiyatrosu ile Karagöz bir ve aynı değildir. Leonardo da Vinci’nin katedralleri süsleyen resimleri ile Karahisarî’nin Süleymaniye’yi tezyin eden hattının bir ve aynı olmadığı gibi. Şu hale göre, okunacak eserler tasnif edilmeli ve sınırlandırılmalıdır.

                Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Elbette olmaz. Bilen kişi, bilginin gereği olarak sorumluluk duyan ve derdi olan kişidir. Günümüzde sıkça görülen savaş, sürgün, göç, işsizlik, açlık gibi problemler ve kötü gidişat karşısında “Ne olacak bu insanlığın hâli?” sorusu gerçekten bilen bilgili insanın yani sorumluluk sahibi kişinin sorusudur. Akıl yoksunu delilerin sorumluluğu olmadığı gibi dertleri de yoktur.

 Şüphesiz ki, yazar için dert dava, fikir dediğimiz şeyler derin ve geniş bir kültürü gerektirir. Bilgi, birikim ve bir de kabiliyet, yani yeni kelimeyle yetenek!

                Peki, bunlar ne ile olur? Şüphesiz ki bilgi ve birikim okumakla, sürekli öğrenmekle ve düşünmekle olur. Düşünceye malzeme toplamak için okumak elzemdir.

                TARAYARAK TAHLİLİ OKUMA

Kabiliyetin yaratılışla ilgisi vardır ancak o da çalışma ile ve zamanla gelişir. Okuma derken, onun da kurallarının olduğunu bilmek gerekiyor. İlk kural, tarayarak tahlili okumadır. Şüphesiz bir kitabı baştan sona altını çizerek, arada notlar alarak okumak fevkalade yararlıdır. Ancak bu şekilde okuyarak ne elimize aldığımız kitabı bitirebiliriz, ne de yayınlanmış bütün kitapları okuyabiliriz. O sebeple, okumayı hızlandırmamız ve neyi okuyacağımızı bilmemiz, yani okuyacağımız kitapları sınırlandırmamız gerekiyor. Biliyoruz ki, her kitap ne derece objektif görünürse görünsün, sübjektif değerlendirmeleri ve belli bir ideali ihtiva eder. Ve her yazar, mensubu olduğu medeniyet ve kültürü okuyucusuna telkine çalışır. Soru bu noktada çatallanmış görülebilir, doğrudur. O halde öncelikle okuyacağımız kitaplar, büyük fikir hareketlerine dair yazılanlar olmalıdır. Bu yapıldığı takdirde, karşılaşılan fikir ve görüşlerin hangi kültür pınarından süzülüp geldiği rahatlıkla anlaşılır. (Gelecek hafta, Bardağın Taştığı Gibi.)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Yazar
Okumayan, düşünmeyen meselelere kafa yormayan yazı yazamaz.Esasen böyle bir ihtiyaç da duymaz.Ki yazanlara baktığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz.
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     22.05.2021 11:22:51
Çok güzel
Eyvallah İsmail Ağabey, inşaallah o günler de gelir. Ne güzel dersler
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     21.05.2021 22:08:26
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya