İnsanların Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeleri veya inkar etmeleri kendi tercihleridir; özgürlükleridir. Kimsenin neden inanıyorsun veya inanmıyorsun gibi muhatabını sığaya çekmeye hakkı yoktur.
23.07.2021 06:30
597 okunma
Yozlaşmanın Sonucu: Nevzuhur Müslüman Prototipi
Fahrettin Dağlı
İnsanların Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmeleri veya inkar etmeleri kendi tercihleridir; özgürlükleridir. Kimsenin neden inanıyorsun veya inanmıyorsun gibi muhatabını sığaya çekmeye hakkı yoktur. 
 
İnsan her neye inandığını iddia ediyorsa, bu iddiasını ispatlamakla mükelleftir. Bu mükellefiyet, inandığını iddia ettiği varlığa karşı gösterdiği samimi bağlılık, sevgi ve saygıyla ölçülür. 
 
İnsan, fıtratı gereği sevgiyi, iyiliği paylaşmayı, yaygınlaştırmayı; başkaları tarafından da kabul görmeyi ve onaylanmayı arzu eder. Onun için de inancını başkalarıyla da paylaşır, davet eder. 
 
İslami anlayışta bu tebliğ faaliyeti sözel ve eylemsel hal ile gerçekleşir. Muhataplarına sözel olarak inandığı değerleri tebliği, müzakere etmeyi tercih edeceği gibi sözkonusu değerleri yaşamına taşıyarak, adeta yaşayan bir inanç temsiliyetiyle muhataplarına bir örneklik bırakır. İslam ulaması daha ziyade bu ikinci şıkkı önemsemişlerdir. Zaten muhatap nezdinde samimiyetin ölçüsü, derecesi de, inandığını iddia ettiği iman esaslarını yaşayıp yaşamadığı ile ölçülür. Kendi yaşamadığınız inanç değerlerini bir başkasına anlatmaya ve onu davet etmeye kalkışırsanız inandırıcı olamazsanız; hatta tam aksi itici olursunuz. Onun için de sözel mi; hal mi tercihinde ulama ikincisini tercih etmiştir. 
 
Geçende yazdım; Birkaç sene önce yapılan bir araştırmada “dindarlık ahlaklı olmayı gerektirir mi” sualine katılımcıların %70’ı ‘hayır’ cevabını vermişlerdir. Yani, nüfusun %70’i dindarların aynı zamanda ahlaklı olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Bu çok kötü bir sonuç… Türkiye dindarlığının trajik bir fotoğrafıdır. 
 
Ne kadar zamandır insanlar böyle düşünmeye başladılar? 
 
Çok eskiden de böyleydiler diye iddialı çıkışlarda bulunanlar varsa da, şahsen bu kanaate iştirak etmiyorum. 1980’lere kadar toplumun nispeten en güvenilir, itimat edilir kesimi dindarlardı. 
 
“Nereden böyle bir kanaate vardınız?” gibi bir sual sorulabilir. 
 
Yaşadıklarım üzerinden cevabım şudur; Çok küçük yaştan itibaren beldemizde esnaflık yaptık. Büyüklerimiz alışverişlerini Konya’daki toptancı esnafından yapıyorlardı. Beldemizdeki küçük esnafların çoğu, ideolojik/siyasi tercihleri ne olursa olsun alış-verişlerini dindar toptancılardan yapmayı tercih ediyorlardı. Onların kendilerini aldatmayacaklarına; çürük-hatalı mal vermeyeceklerine itimat ediyorlardı. Şimdiyi bilmiyorum ama 1990’lara kadar Konya’da gezdiğim Pazar yerlerindeki esnafta da aynı hali müşahede etmiştim. 
 
Mevzu ile ilgili şahsi kanaatim de şudur; Bir toplumun yaşayışına ilişkin bir kanaat sahibi olmak istiyorsanız, öncelikle o toplumun esnafına bakmanız icap eder; “orada bir bozulma, yozlaşma var mı, yok mu” diye… 
 
İstanbul’un fethi öncesi vuku bulduğu rivayet edilen şu aktarım da bu konuda bizi teyit ediyor.
 
“Sultan Mehmet, fetih öncesinde vatandaşlarının sosyal halini müşahede etmek için tebdili kıyafetle esnaf çarşısına gider ve alışverişte bulunur. Yaptığı her alışverişte, esnaf, ikinci talep için “onu da komşumdan alın lütfen” veya “ben siftahımı yapmış oldum; siz alışverişinizi siftahını yapmayan komşu esnaftan yapın” diye bir mukabele görünce, şunu ifade etmiş; “Bu sosyal itminan haliyle bırakınız İstanbul’u, dünyayı fethedebiliriz.” Bu rivayetin yaşanmışlığı doğru mu, değil mi bilemeyiz, ancak mahiyeti itibariyle ilmi ve ahlaki açıklaması var.
 
Şimdi gelelim günümüze… 
 
Okumalarım ve tecrübelerimle kanaatim şudur; dindarlık alanındaki yozlaşmanın, savrulmanın miladı 1980 darbesi sonrasıdır. Bunun iyice görünür olduğu zaman da Ak Parti iktidarı dönemidir. 
 
Neden bu dönem?
 
Çünkü bu dönem İslami kesimin neredeyse bütün gövdesiyle iktidara eklemlendiği; iktidar imkanlarından nemalandıkları bir dönem… Helal-haram; meşru-gayri meşru; adil-gayri adil ölçülerinin kaybolduğu, yitirildiği bir dönem… Adeta, bugüne kadar mahrum kaldıkları kamusal imkanlara -bir daha ele geçer mi, geçmez mi- saikıyla hortumlarını kamusal alanlara saldıkları bir dönem... 
 
Malum, kamu imkanlarından sağlanan haksız iktisapların daha kötü neticeleri olur. Bir kişinin hakkına hukukuna girecek olsanız belki onunla helalleşip kendinizi tashih etme imkanınız vardır. Ancak 85 milyon insandan helallik almak mümkün mü?
 
Ak Parti iktidarının dindar mahalleye yaptığı en büyük zarar budur. İşe başlarken böyle bir hassasiyetleri olmadığı gibi kendilerine yanaşan İslami topluluklara da böyle bir ihsasta bulunmamışlardır. 85 milyonun hakkı ve hukuku konusunda hassasiyet göstermeyip, “ne istediler de vermedik” hesabıyla tüyü bitmemiş yetimin hakkını belli guruplara paylaştırmışlar. 
 
İşte Türkiye’deki dindar kesimin yozlaşmasının en önemli amillerinden birisi budur. Haksızlık zulümdür. Kur’an da çoğu ayette “zulüm” kavramı “küfür” ile müteradif (eş anlamlı) olarak kullanılmıştır. Yani, ağır bir fiildir. Toplumsal hak ve hukukların birbirine geçmesi haram iktisabını yaygınlaştırdığı için yozlaşmayı; çığırdan çıkmayı daha görünür hale getirmiştir.
 
Şimdi buraya kadar anlatımımızdan şöyle sorular çıkaralım; 
 
Dindar diye tarif edilen insanlar neden bugün örneklik adına iyi, güzel, gıpta edilecek bir numune ortaya koyamıyorlar? 
 
Neden insanlar bunlara bakarak dine, dindara, sevgi ve sempati beslemek yerine, dinden ve dindardan nefret etmeye, uzak durmaya başladılar? 
 
Neden Müslüman mahallenin çocukları bile başka mahallelere takılmaya başladılar?
 
Neden ihtilaf alanları (İslami ifadesiyle nifak) bu derece çoğaldı ve neden insanlar birbirlerini bu derece tekfir etmeye başladılar?
 
İşte bu soruları ilmi ve ahlaki bir etüde tabi tutmadan cevap oluşturabilme ve idrak etme imkanımız olamaz. Bugün Müslümanların önünde duran ve bu dehlizden çıkışın anahtarı, bu sorulara verilecek doğru cevaplardadır.
 
Bu yakıcı hakikati hamasete kurban vermeyelim. Sosyal medyada bazı prototiplerin sözüm ona Müslümanlık adına adeta insanları dinden uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yaptığına tanık oluyorum. Akıldan, hikmetten mahrum bu insanlar hakikate büyük darbe vuruyorlar. En acıtıcı tarafı ise bunların çoğunun iktidar şemsiyesi altında bunları icra ediyor olmaları… 
 
Müslümanlık iddiasında bulunan herkesin bildiği bir gerçek; en tehlikeli insan, sözleriyle, fiillerinin birbirini teyit etmediği insan prototipidir. Kur’anın bunları hangi sıfatla nitelediği de malum.
 
Son söz, Müslümanlık iddiasında bulunan azgın bir azınlığadır; Allah aşkına sizin derdiniz, İslam’ın daha fazla insanlar tarafından kabul görmesi midir, yoksa onları dinden daha çok uzaklaştırmak mıdır? Nedir derdiniz? 
 
İslam’ın bağrına saplanmış birer hançer gibi duruyorsunuz? 
 
Ayetin diliyle, "Allah'ın bu bayram vesilesiyle bizleri içinde bulunduğumuz bu durumdan kurtuluşa erdirmesini" diliyorum.
 
Bayramınız ve Cumanız hayır olsun.
 
Fahrettin Dağlı
...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya