05.09.2021 11:32
2 yorum
665 okunma
"Ağam bizimle eğleniy"
Ersoy Baba

Temmuz güneşinin ortalığı kasıp kavurduğu sıcak bir yaz günü daha bitmek üzereydi. Adam hızlı adımlarla Diyarbakır sokaklarını arşınlıyordu. Bir an önce hedefine varmak isteyen maratoncular gibiydi. Bir yerde bir taşın üzerine oturarak gözlerini hafif yumarak düşünmeye başlamıştı.

 Neden acele ettiğini kendi bile bilmiyordu. Oysa gün boyu güneşin altında inşaatta sırtında çimento tuğla taşımış omuzları yara bere içindeydi. Ama sırtındaki yükün inşaattaki yükten daha ağır olduğunu biliyordu. Daha dün doktor son cevabını vermişti:

- “Eşinizin ameliyatı burada yüksek riskli olur ameliyat masasından kalkması çok düşük bir ihtimal. Beyindeki tümör çok riskli bir yerde.”

  Bu sözleri duyunca boynunu büküp acı ile doktorun gözlerinin içine bakıp sormuştu:

- “Hiç çaresi yok mu begim?”

 Doktor hafif bir iç çekip elini omuzuna koyup şöyle demişti:

- “Çaresi var elbette ama burada değil İsviçre'de, Zürih'te özel bir hastanede çok iyi bir  beyin cerrahı var masrafları karşılayabilirseniz ki çok pahalı bir yolculuk olacak oraya götürmenizi önerebilirim.”

 - “Ne kadar para gider begim?”

 - “Çok para” demişti doktor. Ama doktorun son kelimesiyle yüzünde beliren hafif bir tebessümü yüreğinde bir umut ışığı doğurmuştu.

- “Sözünü ettiğim Doktor Diyarbakırlı. Yani hemşehrimiz. Oraya varabilirseniz mutlaka size yardımcı olacaktır.”

 Bu sözler bir umut bir ışığıydı, ama mesele oraya; İsviçre’ye varabilmekti. Oturduğu taşın üzerinden doğruldu. Bu defa acele etmiyordu. Ağır ağır eve doğru yürüdü. Kapıyı evin 9 yaşındaki kızı Esra açmıştı. İlk sözü:

-“ Annen nasıl?” oldu.

  Esra asık bir yüz ifadesiyle baktı babasına. Doğruca eşinin yattığı odaya gitti.  Aynur Hanım yarı baygın bir vaziyette uyuyordu. Başucuna oturdu. Eşinin elini tutup, iki avucunun arasına alıp, yüzüne doğru götürüp öpüp okşadı. Hafif bir iki damla yaş eşinin elini ıslatmıştı. Aynur Hanım gözlerini hafifçe aralayıp kocasının elini sıktı. Kısık bir sesle:

- “Geldin mi?” diye sordu. Adam aynı kısık ses tonuyla:

 - “Geldim” dedi.

 - “Nasılsın bugün?” diye sordu. Aynur Hanım hafif bir tebessümle:

- “İyiyim” dedi ve gözlerini tekrar yumdu. Evin tek oğlu 19 yaşındaki Sinan da gelmişti. O da bir kahvehanede çalışıyordu. Babası gibi sabahın köründe kalkar akşama kadar durmadan çalışırdı. Eve gelir gelmez annesinin odasına girmiş, yanaklarından öpmeye başlamıştı.

 Evde beyninde tümörle yaşayan, sayılı günleri kalmış bir eş, bir anne ve çaresiz mucize bekleyen bir koca ve iki çocuk.  Baba-oğul odadan çıkıp salondaki sedirde oturdular. Sinan babasına bakıp sordu:

- “Baba ne olacak böyle? Anam eriyor.”

 Çaresizliğin esir aldığı inşaat amelesi Seyit, oğlunun belki de yeryüzünde yaşayan tüm insanlığa sorduğu soruya tek kelimeyle cevap vermişti:

- "Mûcize"

Evin küçük kızı Esra annesini kurtaracak ilacın adını öğrenmişti. Yastığının altına biriktirdiği bozuk paraları alıp evden fırlamış, sokağın sonundaki Ulu Camii 'nin altındaki eczaneye şimşek hızıyla girmişti.

Elindeki bozuk paraları cam tezgâhın üzerine koyup eczacı kalfasına:

- “Mucize istiyorum” diye bağırmıştı. Eczacı kalfası gülümseyerek:

- “Bakkal diğer sokakta oradan al istediğin çikolatayı” dedi. Esra sesini yükselterek: 

- “Çikolata istemiyorum annem çok hasta babam kurtulması için mucize lazım dedi.”

  Sonra ağlamaya başladı. “N’olur verin o ilacı param yetmiyorsa yine getiririm yarın.”

- “Gel buraya kızım” diye tok bir ses duyuldu eczanenin içinden. Esra sesin geldiği yere döndü. Eczanenin girişinde koltuklarda karşılıklı iki amca oturmuş kahve içiyorlardı. Biri çok şık giyinmiş; yazlık açık renkli bir takım elbise, kravat, rugan deri bir ayakkabı ayağında, gülümseyerek elini uzatmış Esra’nın ona doğru gelmesini bekliyordu. Esra biraz çekinerek biraz utanarak adamın yanına geldi. Adam sormaya başladı:

- “Annenin hastalığı ne?” dedi.  Esra başı önünde cevap veriyordu.

- “Başı hep ağrıyor amca. Doktora götürdüler iyileşmedi. Babam abime “annenin iyileşmesi için mucize lazım” dedi. Bende o ilacı almaya geldim. N’olur verin bana o ilacı. Annem iyileşsin.”

  Bu arada tekrar ağlamaya başladı. Şık giyimli amca elinin tersiyle Esmanın gözyaşlarını silerek ayağa kalktı:

- “Eviniz nerde?” diye sordu.

- “Arka sokakta” dedi Esma.

- “Bende doktorum kızım anneni görebilir miyim ?”

 Esma’nın gözleri parlamıştı. “Gidelim doktor amca. Ama o ilacı verin.” Doktor amcası eczacı kalfasına seslendi:

- “Oradan bir kutu aspirin ver kızıma.”

Esma sımsıkı tuttuğu bir kutu aspirinle önde kendisi, arkada doktor amcası eve doğru yürüdüler. Esma’nın aniden evden çıkmasını merak eden babası ve abisi kapının önüne çıkmışlardı.

 Esma onları görünce koşarak bağırmaya başladı. Elindeki aspirin kutusunu sallayarak; “aldım annemin ilacını, hem de doktor amca getirdim, anneme bakacak.”

 Amele Seyit. Kahveci Sinan. İki Garip. İki Çaresiz. İki Umutsuz. Ve Esma. Ve Bir Kutu Aspirin.

 Seyit ve Sinan gelenin doktor olduğunu duyunca ayağa kalkmış doktora doğru ellerini uzatarak tokalaşıp “hoş geldin” deyip içeri davet ettiler.

 İçeri girdiklerinde doktor hastayı sordu. Doğruca Aynur Hanım’ın odasına girdiler. Hasta uyuyordu.

Sinan annesine seslendi. Doktor “bırak uyuşun” dedi. Röntgen filmlerini, hastane tetkiklerini istedi. Esma bir çırpıda kocaman sarı zarfı getirip doktor amcasına uzattı. Doktor önce tetkiklere göz attı. Sonra siyah röntgen filmleri ışığa tutup teker teker defalarca baktı.

Odada çıt çıkmıyordu. Hane halkı meraklı bakışlarla elleri önlerinde iki pençe pür dikkat doktorun her hareketini izliyordu. Doktor elindeki filmleri tekrar Esma’ya uzattı ve babaya dönerek “dışarı çıkalım” dedi. Salona geçip sedire buyur ettiler doktoru.

 Doktor anlatmaya başladı. “Buradaki meslektaşlarım doğru söylemişler. Tümör çok riskli bir yerde. Zor bir ameliyat olacak. Yurt dışına; İsviçre ye gitmeniz lazım.”

  Baba Seyit bir kez daha yıkılmıştı. Onu biliyordu, biliyordu da nasıl gidecekti yurt dışına? Hangi parayla?

-“Biliyorum begim” dedi doktora.

-“Biliyorum da, imkanımız yok. Ben amelelik yapıyorum begim. Dediğin yerde bir doktor varmış bizim hemşerimiz. Çok iyi bir doktor. Ona ulaşabilsek. Ama nerdeee, imkansız.

 Doktor, Sinan ın getirdiği çayı alırken sordu:

- “O doktorun ismini söylediler mi sana ?”

  Seyit bir çırpıda söyledi. Nasıl unutabilirdi.

- “He begim ismi Gazi Yaşargil.”

  Doktor hafifçe gülümsedi:

-“Profesör Gazi Yaşargil benim.”

  Seyit doktora baktı:

- “Bizimle eğlenme beğım hastamız var.”

  Doktor çayını karıştırırken devam etti:

- “Evet Gazi Hoca benim. Bir konferans için Ankara ‘ya geldim. Hazır ülkeme gelmişken memleketim Diyarbakır'a uğramamak dostlarımı görmeden gitmek olmazdı. Caminin yanındaki eczanenin sahibi benim iyi bir dostumdu. Vefat etmiş. Oğluna başsağlığı dilemeye geldim. Sonrası malûm. Esra kızım geldi mucize arıyordu ve buldu. Şimdi ben hastayı seninle beraber götüreceğim. Ameliyatını da bizzat ben yapacağım. Bir kuruş masrafınız gitmeyecek. Bir kaç gün daha buradayım. Siz pasaport işini halledin gerisi bana kalsın.”

Seyit ve Sinan lâl olmuş, Esra'nın elindeki  aspirin kutusunun nasıl mucize ilaç olduğunu anlamış, ikisi de aynı anda Gazi Hocanın elini öpmek için hamle yapmıştı.

Gazi Hoca, “Estağfurullah” deyip ayağa kalkmıştı.

Aynur Hanım, başarılı bir ameliyatla sağlığına kavuşmuş sağ salim evine dönmüştü.  Bunun adı "mûcize" idi.

 (Prof. Dr. Gazi Yaşargil'in anılarından)
***

Sevgili okuyucularım.
Meşhur söz vardır. “Papaz her gün pilav yemez” diye.

Ersoy baba makalesini tıkladığınızda yine çatlak bi anı ile karşılaşma beklentinizi böyle duygusal bir hikâye ile değiştirdim. Her hafta, her hafta mizahi hikâye ve anılar ile doldurmak inanın çok zor. Bir hafta boyunca ipe sapa gelmez olayları, anıları ben nelerle bir araya getirip, “Bundan nasıl ders çıkaramamalılar” diye bin bir emek ile onları yazıya döküyorum bilemezsiniz…
Sizlere anlatmak için hazırladığım fındık kabuğuna sığıp, üstünde de boşluk bırakacak 7-8 anıyı hazırlamıştım.
Bir dostumun gönderdiği bu anı çok hoşuma gitti. Yaşargil Hocam Allah’ın ona verdiği ilmin zekatını vermiş. Çok hoş ve güzel. Ben de makalemde değişiklik yaptım.

Haftaya kadar sağ kalırsam o 7-8 anıyı yayınlayayım diyorum. Ama bir seferde insan bünyesi kaldıramayabilir. 2-3 makalede paylaşarak yayınlasam daha iyi. Sabredin haftaya kadar.

Şunun şurasında ne kaldı ki?
Kalın sağlıcakla…

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Hayırlı olanda acele ediniz
Çok etkileyici. Allah razı olsun.
Yorum Ekleyen: Musa Yavuz     5.09.2021 16:30:36
teşekkürler
Halkımız Kul daralmayınca Hızır yetişmez derler. Allah'ım tüm darda kalanların darlığını gidersin.
Yorum Ekleyen: ibrahim kumaş     5.09.2021 14:43:05
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir. Mengen'in yüz karası yemek yapmayı bilmez.
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Amerikan yardımı süt tozu ile büyüyen nesilden değildir. Ağzına dokundurmamıştır.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Hayali Hacettepe Tıp olmasına rağmen Güzel Sanatlar fakültesini anca kazanabildi.  Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı bile yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya