.
01.10.2021 04:34
349 okunma
"Bunlar dayanamaz bunu da değiştirirler"
Ersoy Baba

Sevgili okurlarım.

Öncelikle geçen hafta yazamadım. Malumunuz Birleşmiş Milletler toplantısı vardı. BM binasının hemen karşısına da Türk Evi açıldı. Yoğundum anlayacağınız.

Son makalem de oldukça kısa düşmüştü. Okurların ilgisinin kısa makalelere daha fazla olduğunu o zaman anladım. “Selam verip hemen çıkayım. Belki daha çok okunur makalem” dedim. Öyle de yapacaktım. Ama Gazetede küçücük bi haber: “FETÖ’ye FBI soruşturması” …  Görünce çatladım.

Muhtemelen FETÖ lideri Gülen ilaçlarını almayı unutmuştur. Yanındakiler de pür dikkat “MİT buraya da gelip operasyon yapar mı acaba?” endişesi ile çevreyi gözetlerken ilaçları hatırlatmayı unutmuş olabilirler. FBI böyle bir hatayı affetmemeliydi. Netekim de soruşturma açmış.

Bu beni aldı götürdü eskilere:

Eskilerde hastalara tavsiyeler olurdu; “Hasta olduğunda doktora gidecek muayene olacaksın. Doktora vizite ücreti ödeyeceksin. Çünkü doktorların yaşaması lazım.  
Doktorun yazdığı reçeteyi götürüp eczaneden ilaçlarını alman lazım. Çünkü Eczacıların da yaşaması lazım. Aldığın ilaçları kesinlikle içmemen lazım. Çünkü senin de yaşaman lazım.”


Tabi eskilerde şimdiki gibi rahatsızlandığında hemen ücretsiz muayene olamazdın. Bırak seni muayene edecek doktoru seçmeyi, doktoru yakalayıp kapının hemen içinde doktor masasına 4 metre uzaktan öksürüp, teşhisini yaptırabilirsen şanslı sayılırdın. O da 3 ay sonraya verilmiş muayene gününde.

Reçete yazdırmak mümkün, ancak reçetede yazılı ilaçları bulabilmek çok kısmetli ve yanında “hamili kart yakinimdir” kartviziti ile gidenlerde mümkündü. Genelde “o ilaç yok, muadili var” sözü daha eczaneye girerken ve reçeteyi henüz göstermeden eczacının söylediği sözdü. Tabi muadil ilaç bedelliydi. Devlet reçetede yazılı olmadığı için ödemezdi. Mecburen kendiniz öderdiniz.

İlaç deyince eskilerde hastane koridorlarında hasta miktarıyla orantılı, elinde içi şişkin, dolu dolu çantaları olan ilaç mümessilleri, pazarlamacılar olurdu. Bunlar şimdinin 65 yaş üstü ve engelli hastalarının sahip olduğu önceliğin çok çok üzerinde bir ayrıcalıkla doktor odalarına kapıyı çalmadan girebilirlerdi.  Genellikle doktor yüzlerce hastaya bakmanın verdiği yorgunluğu bu ilaç mümessillerini gördüğünde unutuverir, yüzünde gülücükler açardı. Çünkü çantanın içinde hastalarına yazmaları gereken ilaçların numuneleri ve isim listelerinin yanı sıra birçok hedaye muayene aletleri, eşantiyonların yanında çantanın özel bölümünde muhafaza edilen ve doktorun kendi ilaçlarını yazma performansına göre uçak biletli tatil belgeleri ve özel ikramlar yer alırdı. İlaç mümessillerinin çantaları onun için çok şişkin olurdu.

Doktorumuz da bu imkanların daha fazlasına sahip olabilmek adına alakasız ilaçları da hastaların reçetelerine eklerdi. 3 gün 1’er adet içilmesi gereken ilaç için 24’lü 50’li kutular reçetelere yazılırdı.  Biz bunları yaşadık ve o ilaçları (tabi genellikle de paramızla muadillerini) kullandık. Dünyanın dev ilaç fabrikalarının devasa depolara sahip olması ve sürekli sirkülasyonları, zenginlemeleri de bundandı. Kulakları çınlasın Erdoğan iktidara gelip sağlık sektöründeki bu günlere uzanan düzenlemeleri yapmasaydı muadillerle idare etmeye devam edecektik.

Sizler şimdilerde telefonla randevunuzu alıp, doktorunuzu seçip, muayenenizi olup, eczaneden kimliğinizle ilacınızı alırken biz zamanında bunları böyle yaşadık. Her şeye rağmen çok güzel günlerdi; adrenalini yüksek, sonu bilinmeyen macera gibiydi hastanelere gitmek. Şimdilerde bunlar yok. Hayat çok monotonlaştı. Allah sabrını verir inşallah. 

Biraz daha eskilere giderek bir hastane hatırası yazayım. Siz de okuyun: 

Eski Cumhureis’lerden “Sağır İsmet” lakaplı “Böyük Şef” İsmet İnönü bir hastaneyi ziyaret ediyordu. 3 yataklı bir odaya girdi. Hastaların hal ve hatırlarını sorup, doktorlardan da bilgi aldıktan sonra tam çıkmak üzereydi ki, pencere kenarındaki 3. yatakta yatan hasta çekinerek seslendi:

-“Paşam, bir maruzatım olabilir mi? Affınıza sığınarak.” Dedi. Yanında dolaşıp resim çeken gazeteciler hastanın sesini duyunca geri döndüler. İsmet İnönü de mecburen geri döndü. 

-“Buyur evladım” dedi. “Ne istiyorsun?”

-“Paşam, ben en baştaki hasta ile yer değiştirmek istiyorum.”



Herkes bir Cumhurreis’ten bu garip, basit talebi duyunca birbirlerine baktılar. İsmet İnönü’de talebi tam kavrayamamış olmalı ki:

-“Anlamadım! Ne istedin?”

-“Emir buyurursanız; ben en baştaki hasta ile yer değiştirmek istiyorum.”

-“Onu anladım da neden bunu istiyorsun? Pencere kenarındasın. Manzaran var. Ama baştaki yatak neden?”

Hasta başını öne eğerek konuşmaya devam etti:

-“Efendim. En baştaki hasta makatından yaralı. Doktor bey içeri girer girmez onun makatını kontrol edip gerekli tedaviyi yapıyor. 2. Yataktaki hasta ayak parmaklarındaki mantar ve çıbanlardan dolayı burada. Doktor bey ilk hastanın kontrolünden sonra 2. Hastanın ayak parmaklarını kontrol edip kabukları eliyle kaldırıyor ve tedavi ediyor. Sonra sıra bana geliyor. Aynı ellerle yüzümdeki, ağzımdaki yaralara bakıyor. Onun için ilk hasta ile yer değiştirmek istiyorum paşam.”

Paşa talebi uygun bulup talimat verdi mi bilinmez. Ben buraya kadarını dinlemiştim. Size de benim bildiğimden fazlası ağır gelebilir. Onun için devamını merak etmeyin.

“Yahu bu Ersoy baba da ne menem bi adam. Makaleye nerden başladı nereye getirdi”
demeyin. Bizdeki bu hastane, muayene, ilaç vb. sağlık sektöründe yapılan yeni düzenlemeler şu anda ABD ve birçok batı ülkelerinde gerçekleştirilebilmiş değil. Özeniyorlar. Bu özentiden dolayıdır ki; FBI, FETÖ’ye ilaçlarını düzenli almadığı için soruşturma açıyor. “Bakın bizdeki sağlık sektörü nerelere geldi” 
demeye getiriyor.  Yazının başıyla da FETÖ’nün başıyla da bağlantıyı böylece kurdum.

Bu arada bazı okuyucularım yeni nüfus cüzdanına neden başvurmadınız diye soruyor.
Bende defter şeklinde olan en eski nüfus cüzdanı vardı. Bakkal defteri gibiydi. Ona rağmen kaybettim. Yeni mavi kimlikler çıktı. “Hele bekleyeyim. Bunlar dayanamaz bunu da değiştirirler” dedim. Haklı da çıktım. Yakınlarda çipli kimlikler çıktı. Şimdilerde ehliyetle birleşik kimlikler çıkarttılar. Yarın başka bir şeyler çıkar. Her seferinde para! Son ana kadar bekleyelim. Tekrar tekrar da değişebilir. Belki o kadar da yaşamayız.  Gereksiz masraf etmiş olmayalım…

Giriş, antrede turlayıp geldiğin kapıdan çıkış. Makale buraya kadar.

Kalın sağlıcakla….

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir. Mengen'in yüz karası yemek yapmayı bilmez.
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Amerikan yardımı süt tozu ile büyüyen nesilden değildir. Ağzına dokundurmamıştır.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Hayali Hacettepe Tıp olmasına rağmen Güzel Sanatlar fakültesini anca kazanabildi.  Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı bile yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya