03.10.2021 03:22
877 okunma
Hiç şaka kaldıracak halde değilim!
Ersoy Baba

 

Merhaba sevgili Anahabergazete okurları.

Uzun araştırma ve incelemelerden sonra bu haftanın makalesini de hazır ettim. Sizler oturduğunuz yerden hiçbir ücret ödemeden rahatça okuyabilirsiniz. Üstelik KDV’si de içinde olarak.

KDV kelimesi 25-30 yıllık mazisi olan bir kelime. Yeni nesil bunun ilk yıllarında milletin ne badirelerden geçtiğini bilmez.



Yüzeysel bir vergi anlayışının üzerine bir “Katma Değer Vergisi” sistemini oturtmak için hem esnafa, hem de vatandaşa çok sıkı denetimler yapılırdı. Bakkaldan ekmek aldınız. Çıktığınız anda bir vergi memuru belirir ve aldığınız ekmeğin fişini sorardı. O an ibraz edemediniz; Yandınız. Hem size ceza, hem de bakkala. Böyle cezalarla, kontrollerle bir sistem yerleştirildi. Şimdi market çıkışında çöplerin fişlerle dolu olduğunu görüyoruz. Kimse aldığı ürünle birlikte yanında bulundurmak zorunda kalmıyor. O zamanın en kral mesleği, herkesin tırstığı, canavarca hislerini sizin yalvarmalarınızla bileyleyen Maliye memurları da tepenize çökmüyor. Biz o duygusuzluklarla ve sadist zevklerle donanımlı memurların dönemini yaşadık, gördük. Ama sadece onlar yaşamadı bu sadist zevkleri. Biz de ucundan yaşadık. İçten içe de güldük. Tam da burada aklıma gelen çok önemli bir hatıramı sizlerle paylaşayım da siz de anlayın sadistçe içten içten gülmek nedir? 

KDV ve fatura kontrollerinin çok sık yapıldığı yıllardaydık. Sanırım 1996. O kadar enteresan kontroller yapılıyordu ki, belki abartı, ama yoldan geçen otomobili bile çevirip içindeki oto-koltukların faturasını sorduklarını bile duymuştum.

 O yıllar Rahmetli Özal’ın iktidar olduğu yıllardı. Ankara’da Siteler ’deki mobilya mağazamızda müşterilerin teslimatlarıyla, teslim edilmiş ürünlerin tahsilatlarının kayıtlarıyla uğraşırken elinde çantayla birinin hızla içeri girip masaya yöneldiğini anca görebildik. Vergi dairesinden gelen vergi memuru olduğunu hissettiren adam hemen ellerini sağa sola açarak “herkesin masadan uzaklaşmasını ve hiçbir evraka dokunulmamasını” bağırarak söyledi. (Ona göre hepimiz hırsızdık ve çaldığımız malları bölüşüyorduk. Bu bütün maliyecilerin gözünde böyle idi. (Kendileri bütün ay koşturuyorlar ama esnaflar onların kazandıkları paranın kat kat fazlasını kazanıyorlardı. Onun için de hırsız muamelesi yapıyorlardı. İşlerin olmadığı kış aylarında dükkânlarımıza tek müşterinin bile girmiyor olduğunda ve haftalarca bir yastık bile satamadığımız zamanlarda onlar maaşlarını eksiksiz ve zamanında alıyor olmaları bile bu kanaati değiştirmiyordu.)

Hepimizi masadan uzaklaştırıp masanın üzerindeki evraklara göz attı.  Üzerinde “teslim edildi” yazan sipariş formunu yakalayıp büyük bir esrar kamyonunu yakalamış gümrükçünün yüzünde şekillenen zafer kazanmış komutan sırıtması ve göz parlamasıyla sordu:

-“Bunu dün teslim etmişsiniz. Faturası nerede?”

Faturasız ürün çıkışının mümkün olmadığı nadir firmalardan biri olmamıza rağmen böyle bir soru bizi rahatsız etmişti. Faturasını çıkartıp gösterdik. Ama tatmin olmamıştı. 



-“Siz bunu düşük kesmiş olabilirsiniz. Ben şimdi anlarım ne işler çevirdiğinizi” diyerek masanın üzerindeki telefona uzandı ve sipariş formunun üzerindeki ev telefonu numarasını çevirdi. Karşısına bir bayan çıkmıştı. Maliyecinin konuşması o kadar kaba ve aşağılayıcı idi ki:

-“Tuncer orada mı?... Eşiniz ise eşiniz, bana ne… Ver kocanı bakayım… Ben sitelerde dün eşyanızı getiren mağazadayım. Vergi kontrol memuru Selim... Kocan nerde?  Kaça aldınız bu eşyaları?.. Sakın yalan söyleme, başına iş açarım haa… Tamam bekliyorum..”

Tuncer Bey’in eşi olan hanımefendi memura beklemesini, birazdan eşinin orayı arayacağını söyleyip kapatmıştı. Biz müşterimize mahcup olmuş, memurun kabalığından dolayı üzülmüştük. Ama yanlış anlaşılmasın diye özür telefonu açmayı memurun gidişinden sonraya erteledik. Memur bu arada başka evrakları kontrole devam ediyordu. Aradan 2 ya da 3 dakika geçmemişti ki mağazanın önüne önce simsiyah bir otomobil, ardından 2 cemse asker geldi. Ardından da bir Jeep. Cemseden askerler inip mağaza girişinde ve içinde konumlandılar. Jeep’ten inen subay:

-“Selim kim?" Diye bağırarak sordu. Vergi memuru kıpkırmızı yüzü ile titrek sesini zorlanarak çıkardı:

-”B..Be..Benim…”

Selim memuru yaka-paça alıp götürdüler. 

Vergi kontrol memurunun aradığı Tuncer, Genelkurmay Genel Sekreteri Tuncer Kılınç Paşa idi. Aşağılayarak ve azarlayarak konuştuğu hanımefendi de Tuncer paşanın eşi idi.

Sonra ne mi oldu? O kontrol memuru Selim’i bir daha görmedik. Duyduğumuza göre on beş gün kadar ağırlamışlar içerde. Sonra da perişan bir halde Hakkari’nin bir ilçesine tayini çıkmış. Öyle duyduk. Doğru ya da yalan. Ama gerçek olan şu ki, bir daha o memuru görmedik. Uzunca bir süre bizim mağazanın bulunduğu caddede başka bir vergi memuru da görmedik. Tuncer Kılınç Paşa ve eşine karşı yapılan kabalık bizi üzmüştü. Fakat esnafı hırsız yerine koyup aşağılayan o memurun düştüğü durum çok zevkli, eğlenceli ve ibretlik bir anı oldu. Hala o olayı hatırlayınca sadist bir zevk alıyorum…

Başlamışken bir anımı daha anlatayım.

Kızılay’da İzmir Caddesinde gömlek almak üzere bir mağazaya girmiştim. Bir gömleği de beğendim. Almak için başladım pazarlığa. Mağaza sahibi çüzi miktar inse de bana yetmemişti. Niyetim KDV’yi de indirmekti. Ama onlar “Fiş kesmek zorunda olduklarını, çok sıkı kontroller olduğunu, ceza yiyebileceklerini” söyleyip direniyorlardı. Ben de “bana fişin lazım olmadığını, fiş kesmemesini” bi sürü dil dökerek sonunda ikna ettim. KDV fişi bedelini de düşürüp parasını ödedim. Gömleği poşetle alıp kapıya yöneldim. Muziplik. Karakterde olunca…

Kapıya vardığımda elimi ceketimin iç cebine atıp ehliyetimi çıkardım, sert bir dönüşle az önce zorla fiş kestirmediğim çalışanlara dönüp:

“Maliye! Fiş kesmediniz, ceza!!!” diye seslendim.

Mağazadakiler bembeyaz kesildiler. Hepsi donakalmıştı. Tek kelime etmelerine fırsat vermeden:

-“Şakaaa!” diye seslenip koşarak uzaklaştım. Bana yapılsa kesin döverdim. Onlar da mutlaka aynı düşünmüş olmalılar ki ben uzaklaşırken onların da hamle yaptıklarını gördüm. Gençtim. Hızlıydım.

Arkadaşlarım beni bilir. Hiç şaka kaldıramam. Hele böyle ağır şakaları asla. Sakın Ersoy’a da yapalım bi şaka demeyin. Ciddi döverim. Ben yaptığımda başka. Zevk alıyorum.

Muhatap siz iseniz siz de zevk almaya, sinirlenmemeye bakın. Beni örnek almayın. 

Ha bi de; Kalın sağlıcakla.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba Bolu Mengen doğumludur. Mengenlidir ama sadece yemeyi bilir. Mengen'in yüz karası yemek yapmayı bilmez.
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Amerikan yardımı süt tozu ile büyüyen nesilden değildir. Ağzına dokundurmamıştır.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Hayali Hacettepe Tıp olmasına rağmen Güzel Sanatlar fakültesini anca kazanabildi.  Ersoy baba bi ara sokak sokak, ev ev gazete dağıtıcılığı bile yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor....

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya