Herkes faiz indirimi beklerken, Merkez Bankası aldığı kararlarla önce 21 Ekim’de %16’ya sonra 18 Kasım’da %15’e düşürdü.
23.11.2021 12:04
2 yorum
560 okunma
Düşük Faiz Yüksek Kur Ekonomik İntihar mı?
İlhan Akkurt

Herkes faiz indirimi beklerken, Merkez Bankası aldığı kararlarla önce 21 Ekim’de %16’ya sonra 18 Kasım’da %15’e düşürdü. 21 Ekim’deki indirimin arkasından bütün ekonomistler “bu bir intihardır, ekonomi için bir yıkımdır” derken arkasından bir indirim daha geldi. Ekonomistlerin bu karamsar yorumları belki de “öğrenilmiş çaresizlikten” kaynaklanmış olabilir. Kapitalist sistemde cari açığı (yüksek ithalat-düşük ihracattan dolayı borçlanmanın artması) yüksek olan bir ülkede, döviz fiyatları yükseldiğinde pahalanan ithalattan dolayı yurt içi enflasyonda artar ve ihracat düşer, cari açık büyür. Bunu durdurmanın tek yolu faizleri yükselterek, yerli paranın yönünü faize çekmek ve dövize olan talebi durdurmaktır. Yani her şey arz-talep ile belirlendiğinden, bu durumda dövize olan talep düşer. Bu durumda dövizin yükselmesinin durmasıyla hayat pahalılığı da düşmüş olur. Bir ülke IMF’den borç para istediğinde, IMF borç isteyen ülkeye hemen bu acı reçeteyi dikte eder. Acı reçete dedik; çünkü böyle durumda paralar yüksek faiz için bankaya yöneldiğinden, dolara olan talep düştüğü gibi mala olan talep te düşer ve pazarda talep/alışveriş te düştüğü için enflasyon düşmesine düşer ama talep eksikliğinden üretim de düşüp fabrikalar kapanır. Daha önce ülkemizde olduğu gibi yüksek faizi birşey üretmeden veren bankalar da batmaya başlar. Bunun sonucu, ayni zamanda yüksek faiz riskinden kaynaklı kredi faizlerindeki atışlardan talep ve yatırımlar da düşer ve işsizlik başlar. İşte acı reçete ve ekonomik kriz böyle ortaya çıkar. Döviz krizinden kurtulmanın kapitalist ekonomistlerce tek reçetesi budur. “Öğrenilmiş çaresizlik” dediğimiz de budur. Evet, ekonominizde para politikanız “serbest kur” ise yükselen dövize olan talebi düşürmede kapitalistçe bilinen başka bir yol yoktur. Ancak Tayyip Erdoğan “ben de ekonomistim benim reçetem bunun tersidir” diyerek aslı “düşük faiz, yüksek kur” olan tam tersi bir yol izlemeye çalışmaktadır. “Döviz sonsuza kadar yükselecek değil ya” diyerek, yükselen dövizle ihracattaki artışla, cari açığın kapanması (ihracatın fazla vermesi) sonucu eldeki döviz artacak, böylece döviz talebi karşılanıp dövizin artması durdurulması hedeflenmektedir. 

Ekonomide durum

Ekonomideki son göstergeler de böyle bir gelişmenin olduğunu göstermektedir. Bilindiği gibi geçen pandemi döneminde bütün dünya ülkeleri küçülerek büyük bir ekonomik kriz yaşandı. Ülkelerin tamamına yakınında hayat pahalılığı arttı. Ham petrolün varil başına fiyatı 85 dolara kadar çıkması enerji fiyatlarında büyük artışlara sebep oldu. Bütün bu olumsuzlara rağmen Türkiye ekonomisi, bu sene birinci çeyrekte % 7,2, ikinci çeyrekte % 21,7 büyümeyi başardı. Tabi bu durum büyük ölçüde pandemiden başarılı çıkmakla ilgilidir. Yıllık büyüme beklentileri de % 9’un üzerinde bulunuyor. Türkiye ekonomisindeki güçlenme devam ediyor. Ekonomide gelirlerin giderlerden fazla olduğunu gösteren cari işlemler hesabı, Eylül ayında 1 milyar 652 milyon ABD Doları fazla verdi.  Ağustos ayı verisi de 528 milyon Dolar fazladan 814 milyon dolar fazlaya revize edildi.  15 Ekim 2021 tarihi itibarıyla Merkez Bankası rezerv rakamı yaklaşık 126 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. 2021 Ekim ayı sonu ihracatımız, 2020'nin aynı dönemine göre % 22,5 artışla 215,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ekim ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise geçtiğimiz yılın aynı ayına göre 5,6 puan artışla % 93,4'e ulaşmıştır. Türkiye’de bütçe açığının GSYH’ya oranı; 2013’ten 2016 yılına kadar yaklaşık % 1 seviyesinde kalmıştı. Düşük kamu borcu, bu dönemde Türkiye piyasalarını destekleyen önemli bir unsur oldu. 2017 yılında bütçe açığı % 1,5 olurken, 2018’de % 1,9’a, 2019’da % 2,9’a, 2020’de pandemi etkisiyle % 3,5’e yükseldi. Bu yılda % 3,5 civarında bir açık bekleniyor. Bu açık, Batı ülkeleri ile kıyaslandığında oldukça düşük kalıyor. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre; 27 üyeli AB’de 2019’da % 0,5 olan bütçe açığı oranı, 2020’de % 6,9’a yükseldi. Avro Bölgesi’nde ise % 7,2’ye çıktı.1  Pandemi dolayısıyla bir sürü vergi gelirinden feragat edilip, bir sürü desteğin bütçeden verilmesine rağmen bu açık çok düşük bir değerdir. Bu ara borsa da 1500 puandan 1750 puana yükselmiştir.  Bu da şirketler için önemli bir iyileşmedir.

Gelelim hayat pahalılığına

Ekonomik gidişat pek kötü görünmeyip, iyi bir gidiş arz etse de enflasyon hala yüksek seviyelerde. Bu iyileşme henüz vatandaşın cebine yansımamıştır. Vatandaş haklı olarak cebine giren çıkana bakmaktadır. Vatandaş yapılan son zamlarla perişan. Hayat pahalılığından beli bükük. “Bu rakamlar neden vatandaşa yansımıyor” deniyor.  Şimdi yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim ve hayat pahalılığın nedenlerini doğru tespit edelim. Şu andaki hayat pahalılığın dört ana nedeni vardır. Birincisi pandemiden bozulan dünya ekonomisi her ülkeyi etkilemiş fiyat artışlarına sebep olmuştur. İkincisi varili 85 dolara kadar yükselen petrol ve doğal gaz zamları. Bu iki etkenin hükümet politikalarıyla bir ilgisi yoktur. Ülkemiz bu malları ithal etmekte olup bunlar üretimin enerji girdileri olmaktadır. Hükümet bu mallar üzerindeki vergi haklarını düşürerek dış ülkelerden daha az zam yapmıştır. Bu iki etken tüm dünya ülkelerinde fiyat artışlarına yol açmıştır. ABD ve AB gibi zengin ülkelerde genel enflasyon %5 çıvarında olmasına rağmen enerji ve gıdada bu oran bize yakındır. Kalan diğer iki etki ülkemize hastır. Üçüncüsü, artan ihracattan dolayı yurt içine gerekli mal arzı azalmasından ortaya çıkan zamlardır. İşte bu kalemlerde üretim artışı yani yatırım gerekmektedir. Dördüncüsü ve en önemlisi artan döviz fiyatlarından dolayı özellikle ithal mallarla üretilen  ürünlerin maliyetlerinde önemli artışa sebep olmuştur.

Sonuç

Şimdi hükümetin düşük faiz-yüksek kur politikasından beklentisi şudur. Yüksek kurdan dolayı dünya pazarlarında rekabet gücümüz artacak ihracatta artış olup, yükselen dövizden dolayı ithalat pahalılaşıp ithalat azalacaktır. Böylece cari açık kapanıp dış borçlarımız azalacak ve eldeki döviz rezervlerimiz artacaktır. Ekonomideki son rakamlar bunu doğrulamaktadır. Bunun sonucu dövize olan ihtiyaç azalacak ve döviz artışı durdurulacaktır. Sonunda döviz artışının sebep olduğu enflasyonda azalacaktır. Düşük faiz demek, düşük maliyetli kredi demektir. Bu durum hem tüketiciler hem de yatırımcılar için iyi bir fırsattır. Böylece pazarda talep azalması olmayıp yatırımlar hızlanacak sonucunda işsizlik azalarak ekonomik büyüme sürecektir. Tabi bu durumdan tam sonuç almak için en az bir 6 aya ihtiyaç vardır. Peki, vatandaşın düşen alım gücü için acil çözüm nedir. Yıl başında mevcut enflasyon üzerinde yapılacak olan maaş zamlarıdır. Bu zamlarla iç pazarda talep daha da artacaktır. Bu yol ekonomide küçülme olmadan, yani bir kriz yaşanmadan yola devam etmektir.

Peki, ünlü kapitalist ekonomistlerimizin hep bir ağızdan haykırdığı ve yıllardır uygulanan yüksek faiz-düşük dövizle varılacak sonuç nedir. Söylemeye gerek bu IMF reçetelerinin yıllardır uygulanan sonucu elde var sıfır. Yükselen faiz parayı bankaya çeker, dövize talep düşer ve pazarda da talep düşer. Ekonomide tam bir kriz yaşanarak, yüksek faizden ne tüketici mala talep eder ne de sanayici yatırım yapar. İş yerleri kapanır işsizlik artar, ücretlerde ciddi bir artış olmaz. Ekonomik büyüme küçülmeye döner, milli gelir düşer. Ha bu ara pazarda yaprak oynamadığından enflasyonda düşüş yaşanır. Yani ülkede tam manasıyla bir ekonomik kriz yaşanır. Yani “zafer ya da hiç.” Bu ara bir müddet yüksek kalan dövizden ve iç pazarda talep azlığında sanayici bir müddet ihracata yönelir, ithalat düşer. Birkaç yıl sonra yavaş yavaş ekonomi canlanmaya başlar, enflasyon düşmesiyle faiz iner ve cari açık yine artmaya başlar ve her 5-10 yılda bir tekrarlanan döngü devam eder. Ancak şuan hükümetin bu yolun tersine uygulamasıyla talepte fazla bir düşme olmadığından ve özellikle dış talep arttığından, sanayide durmanın aksine büyüme devam eder ve bu yıl %9 seyreden büyüme durumun böyle olduğunu gösteriyor. İşsizlikte artma yerine düşme bekleniyor. Yalnız bu yöntemin tek farkı; döviz artışı ve buna bağlı enflasyon, yüksek faizde olduğu gibi faizlerin artmasıyla anında düşmeyip, ihracatla elde elden dövizin artmasıyla zamanla azalır. Tabi bu ara, alım gücü düşen ücretlilere yapılacak yüksek zamla hayat pahalılığından daha az etkilenmesi sağlanır. En önemlisi cari açık azalmasıyla, dövizin durdurulması, dış borçların azalması ve ekonomik büyümeyle milli gelirde artış sonucu, ekonomide rahatlamanın daha da artacağıdır. İkinci yolda ekonomide küçülme olduğundan ve tam bir ekonomik krizdir. İflasları arttıran, eldeki fabrikaları bedavaya sattıran bir yoldur.

1-https://www.tgrthaber.com.tr/ekonomi/saldiri-artsa-da-ekonomi-guclu-turkiye-dimdik-ayakta-2799593

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Üstadımız
Tebrikler
Yorum Ekleyen: Nazım Durmaz     23.11.2021 16:09:28
Teşekkürler
DENİZDE YOLCULUK YAPIYORUZ. HAVADAKİ DEĞİŞİMLER BİZİ GÂH YÜKSELTİYOR, GÂH BATIRIYOR. SAHİLE HANGİ DALGA BİZİ ULAŞTIRACAK ÖMRÜ OLAN GÖRÜR. TEŞEKKÜRLER ÜSTAD
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     23.11.2021 13:10:18
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya