Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’na.
05.12.2021 12:35
333 okunma
Sözcük Prensleri ve Şiir
Ali Akça
Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’na.
Şiir okuma isteği, zamanla şiir yazma yeteneği ile birleşip bir volkan gibi taşmaya başlayınca dizeler kâğıt üzerine bir lav gibi akar. Şairler, alın terlerini katıp bilinç laboratuvarlarında damıttıkları sözcüklerle, şaşırtan semboller oluştururlar. Özgün, dillerden düşmeyen, kalıcı şiirler yazmak için ne zaman ilham perisi gelir, uykularından çekip onları alıverir bilinmez. Ancak şiir yazdıkça bir gün, olgun meyvenin dalından düşercesine coşkular tek tek kalemlerden dökülür. Uzun ve yorucu menzile ulaştıklarında nihayet şairler sözcük prensleri olurlar.
“Şiir nedir?” sorusu çok zor bir sorudur. Şiirin sözcük anlamı “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebi anlatım biçimi” olarak açıklanır. Yani şiir, düş gücüne, hayale, imgeye, gönüle seslenen; anı, duygu, coşku uyandıran etkileyici bir şeydir. Duyguların altıncı his gibi güçlü biçimde dile getirilmesi sonucunda ortaya konan estetik, biçim, ses güzelliği olan bir eserdir. Şiir varlığın gizemlerini kurcalayarak, kesin gerçeği, ulaşılmazı sonsuzca arama işidir. Bulduğu gerçeklerle, insanın aklını çelen, yüreğine inerek işleyen, ahenk sunan, kendine özgü niteliklerle okuyucuya güvenli duygusal bir liman sunan sanattır. 
Paul Verlaine, “Musiki; her şeyden önce musiki...” diyerek şiirin ses yönünü vurgular. Paul Valery, “Şiir, sesle anlamın birleşmesidir.” der. Mallarmé yazımdan söz ederken “Şiir fikirlerle değil, kelimelerle yazılır.” demiştir. Şair gerçek arayışında yeteneği ile akla ulaşırken, kimi zaman imgelerinde boğulup sarhoşluk içinde buluverir kendini. Zayıf temeller ve kırılgan semboller nedeniyle fazla okunmayanları bir yana koyarsak; bir çırpıda beyine yerleşen nice şiirler vardır. Şiir sözcüklerin kendi içinde olgunlaştırarak sunduğu lezzetli meyvesidir. Bir şiir, şairini yüzyıllarca unutturmaz. Şairlerin sözcük prensliği sonsuza dek sürer gider.
Şair, geniş hayal gücüyle, her an duyarlı, duygulu ruh hali içerisinde dize üretendir. Kutsal kitaplar şairi, yapmadıkları şeyleri söyleyen yalancı olarak nitelemişler, bunlara inananları sapıklar olarak belirtmiştir. Bu çerçevede şair insanoğlunun en alt düzeyindedir. Ancak inanan, yararlı iş yapan şairlerin yeri yüceler yücesindedir. Samimi olan, candan, içten, duygulu iş görenler; okuyucusunu duyan, işiten; onun kalbini titreten, okuyucusunu uyarıp gönlünde mısraları ile duygu meyvelerini olgunlaştıranlar; insanoğlunun en üstün derecesinde olan şairlerdir. Şairlerin bu anlamda görevi toplumu eğitmektir.
Gerçek şairin mısraları içindeki duygu ikliminde yetişir, olgunlaşır, gül gibi açılarak kokusu okuyucusunun ruhuna siner. Yaratıcı, bulgulayıcı, gerçeği arayıcı yanı olmayan, varlığın sırrını ruh dünyasında kurcalamayan kişiden şair olmaz. Ancak, insanları sihirli sözcüklerle kandırabilen bir yalancı olur. İnsan aradığı estetiği şiirde bulur. Her insan yaşamın her alanında aradığı estetiği şiirde yakalamaya çalışır. Bu yüzden şair, şiirin evrensellik tılsımını yakalayabildiği oranda yücelir.
İsmet Özel bir söyleşisinde şairlerden söz ederken “Şairlerin filozoflardan çok daha kıdemli, daha yüksek bir rütbede olduklarını unutmamak lazım.” der. Düşünmek filozof ve şairlerin en güçlü yönleridir. Necip Fazıl Kısakürek Poetika’sının “Şiir ve Sanat Bölümü”nde şairi “Şair ne yaptığının yanısıra, niçin ve nasıl yaptığının ilmine muhtaç marifetinin sırrına müştak, bir tılsım ustasıdır.” diye ifade etmiştir. Kimi şairler okuyucuları tarafından göklere çıkarılırken, kimileri bir demet şiir sonrası, geçici bir heves gibi kısa sürede unutulup giderler. Zarifoğlu’nun şiirlerini okuyanlar onun yeni şiir dünyasına bir iklime geçer gibi girerler. Hülasa, kalıcı şairlerin toplumda sorumluluğu çok önemlidir. Şairler düşünce çilesi, mısra sancısı çeken, iniş çıkışları hiç eksilmeyen, gizli yollara çıkan sözcük mimarlarıdır. Şairler unutulmayacak şiirlerini fırtınalı dönemlerinde yazdıktan sonra, fildişi kulelerine çekilip dinginliğe erişirler. Oysa şairleri haykıran milletler tarih boyunca yücelmişlerdir.
Şiir ile bilimin buluştuğu yer, her ikisinin de hammadde yahut alet olarak düşünceyi kullanmasıdır. Şiirin en önemli unsurları duygu ve düşüncedir. Bilimde duygusallığa yer yoktur. Şiir bilim diye bir şey var mı, yok mu? Son yıllarda bu tartışılmaktadır. Eğer varsa, o zaman şaire bilim adamı dememiz gerekmez mi? Şiirin de bilim gibi kuramları olabilir mi? Şairler bu kuramlara uyum gösterirler mi? Diğer taraftan, bilimde olmayan duygu şiirin can damarlarından biridir. Şiir belki bilimsel olarak incelenebilir, ancak bilimsel deneyi yapılamaz. İsmet Özel, “Şiir Okuma Kılavuzu’nda “Şair sanat alanı içindedir, bize insan olmanın en son zorluklarını işaret eder.” demektedir. Şairler insanların duygularını kendilerine güven içinde anımsatandır. Şiirin bir diğer görevi de insandaki duyguları uyandırmaktır. Şiir ideal özlemlerimizi dile getirme olanağı sağlayan özgün bir anlatım yoludur. Şair kelimeleri kendi teknesinde iyice yoğurarak, en has ekmeği yapar gibi eserini kaleminden döker.
Sözcük prensleri, bir toplumun öz şiirine varabilenlerdir. Şiire ve şaire olan ilginin eskisi gibi olmadığı günümüzde, şiirin beklenen beyaz atlı prensleridir. Çetin iştir şiir. Ancak, bir toplum için şiir yazmak son derece önemlidir. Bu nedenle, şiir yazalım, yazarken daha seçici olalım. Yeteneği bilgi ile kültürle destekleyelim. Yazıların üzerinde düşünülmeli, şiirleri kitaplaştırmak için ayrı bir titizlik gösterilmelidir. Kitaplık çapta eser ortaya koymadan “Ben şairim” diye ortaya çıkmamalı insan. Şiir estetiğimiz oluşmadan, sanat gücümüzü tartmadan sadece çevremizdeki üç-beş kişinin alkışlarıyla, şairlik iddiasında bulunmak, kendimizi dev aynasında görmekten başka bir şey değildir. Ancak, hemen hemen her insanın bir şairlik dönemi olmaktadır. Hepimiz mutlaka birkaç şiir karalamışızdır hayatta...
Şiir yazmasa da, şiir okuyarak milyonları coşturan, onları şiirin gücü ile düşüncelerine inandıran pek çok başarılı insanın olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Ne mutlu şiir kavramını doğru anlayan ve şairliğin ne kadar zor bir iş olduğunun bilincine varanlara...
Dostlukla…
Ali Akça
aliakca2009@hotmail.com
 
...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya