Amacım, bir kişiyi veya olguyu eleştirmek değil; bir durumdan hareketle zihnime üşüşen çağrışımları paylaşmak:
04.02.2022 09:07
143 okunma
Zihnimin Derinliklerinden Çağrışımlar ve Bir Teklif
Kadir Durgun

Amacım, bir kişiyi veya olguyu eleştirmek değil; bir durumdan hareketle zihnime üşüşen çağrışımları paylaşmak:

Camideyim, öğle namazının sünnetini kıldım, imamı bekliyoruz. Birileri kalktı, kamet getirdi, imam odasından çıktı, sükûnetle ilerledi, öne geçti, geriye dönüp şöyle bir baktı, bir şeyler söyleyip tekbir getirerek farz namazı başlattı.

Her şey güzel, her zaman yapıldığı gibi. Ancak beni rahatsız eden bir şey vardı sanki.  Anladım ki o rahatsızlık daha önce başlamış, yeni durumla dışa vurmuştu. Neydi rahatsızlık? İmam efendinin odasından çıkarak, cemaati yara yara ilerlemesi ve mihrapta yerini alması. Ne var bunda, diyebilirsiniz.

Kendimce yeni paradigma kurguladım: Hoca efendi camiye cemaatten önce gelse, gelenleri sohbetiyle, en azından varlığıyla karşılasa, kametle odasından çıkıp safları yara yara öne geçme tercihinden vazgeçse nasıl olur? Cemaat de karşılanmanın, değer görmenin, bekleniyor olmanın mutluluğunu duyar, üstenci bir duygunun yansımasına şahitlik etmez.

Davranışlar, bir normun ürünü olmakla birlikte yeni normlar da üretir. Önder niteliğiyle imam efendinin cemaatten önce gelmesi tevazuyu, alçakgönüllülüğü;  sonra gelerek cemaatin önüne geçmesi kibri, büyüklenmeyi çağrıştırır. İnanç sistemimizde esas olan, alçakgönüllülük ise bunu çağrıştıracak ve üretecek davranışlarda bulunmak gerekir, diye düşünüyorum.

Bu düşüncemin sempatiyle karşılanmasını beklemiyorum, bu, belki tepki de alacak. Biz padişah kültürü ile yetiştirilmiş, “Öl de ölelim.” sloganıyla eğitilmiş bir nesiliz, toplumuz. Ayrıca, alışkanlıkların da kolayca terk edilemeyeceği ve ayrıcalıklardan da feragat edilmek istenmeyeceği gerçeğini de unutmamak lazım.

Okullarımızda da aynı mantığın tezahürünü görüyoruz. Öğrenci sınıfa girer, yerini alır, öğretmeni bekler, öğretmenin sınıfa gelmesiyle ayağa kalkılır, “Oturun!” denmedikçe ayakta beklenir, artık hâkimiyet öğretmenindir. Sınıfta öğretmen, okulda müdür, evde baba, askerlikte komutan, işyerinde patron, ülkede lider… Tahakkümcü yönetişim sistemi bu.

Yavuz Sultan Selim, 1516’da Mısır’ı fetheder, hilafet Osmanlılara geçer. Cuma günü Ümeyye Camii’nde namaz kılınacaktır. Şam valisi, padişaha namaz kılacağı bir yer ayırtır ve oraya yeşil atlas seccade serdirir. Yavuz kendisine ayrılan yeri görünce hiddetlenir, “Burası ibadet yeridir, padişah sarayı değildir.” diyerek seccadeleri kaldırtır, cemaate katılır. Sıra hutbenin okunmasına gelmiştir.  İmam hutbenin girişinde Yavuz’u kastederek “Hakimülharameynişşerefeyn”  (Mekke ve Medine’nin hâkimi) der. İmamın bu sözlerini duyan Sultan Yavuz “İmam efendi, Hakimülharameyn lafzını, hadimülharameyn (Mekke ve Medine’nin hizmetçisi) olarak değiştir. Zira ben olsa olsa o mübarek beldelerin hizmetçisi olabilirim.” diye müdahalede bulunur.

Her yönetici, aslında hizmetçidir. Bu anlamda yöneticilik, liderlik kişiye, sorumluluğun yanında alçakgönüllülük de vermelidir.

Kendisini haftada bir gösteren, kuralları dayatan, zor ulaşılan bir müdür modelin yanında öğrencilerini okulun dış kapısında güler yüzüyle karşılayan, öğrencilerle sohbet eden, dertleşen, okulun bütün paydaşlarıyla sıcak ilişkiler kuran bir müdür tipi daha insani değil midir? Öğretmen, sınıfa öğrencilerinden önce gelse, onları selamlayarak karşılasa, onlarla şakalaşsa, öğrencilerin beyinlerini ışıtmadan önce kalplerini ısıtsa nasıl olur? Öğretmen-öğrenci arasındaki mesafe kalkar, taraflar arasında güven oluşur, sınıf gül bahçesi olur. Öğretmen ve okul, kendisinden kaçılan değil, kendisine koşulan kişiler ve mekânlar olur.

Öğretmen sınıfa girdiğinde en arka sırada oturan bir öğrencinin ayağa kalkmadığını görür, ancak ilk gün sesini çıkarmaz. Diğer günlerde de aynı öğrencinin ayağa kalkmadığını görünce öfkeyle bağırır, bu saygısızlığını affetmeyeceğini söyler. Hınçla yanına gider, bakar ki öğrencinin iki bacağı da kesiktir. Öğretmenin başına sanki kaynar sular dökülmüştür.

Yine bir kısa filmde seyretmiştim. Öğrenci her gün ilk derse yarım saat geç gelmektedir. Öğretmenin uyarısına rağmen geç gelmeler bitmez. Öğretmen, uyarılarının ciddiye alınmadığı zannıyla öğrenciyi sınıfta azarlar ve cezalandırır. Bir gün öğretmen de derse geç kalır. Yolda, azarladığı öğrencisinin, tekerlekli sandalye ile annesini hastaneye götürdüğünü görür. Onu takip eder, Anlar ki çocuk her gün annesini aynı saatte iğneye götürmekte, bu yüzden okula geç gelmektedir. Artık, öğretmene yakışan, pişmanlık dolu, samimi özürdür. Öğretmen de bunu yapar.

Mekân, makam, duygu, düşünce farklılığı kişiler arasında zamanla kopuşa yol açabilir. Bu kopuş, kavgaya sebep olabilir. Hangi sınıfta, meslek grubunda, kategoride; hangi statüde bulunursak bulunalım, büyüklenmenin esaretine tutularak kendimize ayrıcalıklı bir statü belirlememeliyiz. İş bölümü, imtiyaz değildir. Tevazu, hitap ettiğimiz insanlarla duygudaşlık oluşturur, duygudaşlık da zorlukları kolaylaştırır. Yunus’un “Gelin, tanış olalım / İşi kolay kılalım.” dediği, bu olsa gerek.

Görev tanımı olarak kendilerine tahsis edilen mekânları terk edip sahaya inmeleri makam sahiplerine hiçbir şey kaybettirmez. Gül, vazoda değil bahçede yetişir ve güzeldir; öğretmen sınıfta öğrencileriyle iç içe olduğu halde daha değerlidir, müdür yüksek hoşgörüsü ve derin anlayışıyla daha saygındır, komutan emrindekilerle hemdert olduğunda başarılıdır, imam cemaatine yakınlaştıkça saygınlık kazanır, sırdaş olur.

Mezarlıklar, dünya gemisini sadece kendisinin yönetebileceğini zanneden kaptanlarla dolu. Mekânların tayfası olmadan makamların kaptanı olanlar, hep unutuldu. “Yeni şeyler söylemek lazım” diyenlerin sözleri de etkisiz kaldı. Şimdi yeni paradigmalarla yeni eylem zamanı. Gol, sahada atılır, tribünlerde değil.

Kadir Durgun
kadirdurgun1957@gmail.com

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kadir Durgun
DİĞER YAZILARI
Kadir DURGUN'un
Özgeçmişi
 
Bilecik 1958 doğumlu,
Yunus Emre İlk öğretmen Okulu 1976 mezunu,
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. (1981)
Sırasıyla, ilkokul, lise ve dershane öğretmenlikleri, dershane kuruculuğu yaptı.
Meslek tecrübesi 40 yıl.
1987 yılında Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğinden ayrılarak İstanbul'da özel dershanelerde çalışmaya başladı, bu tarihten itibaren hem Türkçe öğretmenliği hem de birkaç dershanenin kuruculuğunu yaptı.
Öğretmenliğinin yanında değişik gazetelerde haftalık köşe yazıları da yazmaktadır. 
Kendi adına açtığı blog ve üç Youtube kanalı mevcuttur. Bu kanallarda eğitimle ilgili, günlük olaylardan genele uzanan yorumlar yapmakta ve Kadir Hoca Türkçe Kursu adlı diğer kanalda Üniversite hazırlık Türkçe dersleri vermektedir. 
Kocaeli-İzmit'te ikamet etmektedir.
Eğitimin bir akıl ve gönül işi olduğu inancıyla dünyadaki son gününe kadar eğitim hizmeti yapmayı düşünmekte, millete karşı ödenmesi gereken borcu olduğuna inandığı için sürekli çalışmakta ve üretmektedir. 
Üniversiteye hazırlık için bir Edebiyat kitabı vardır. 
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya