Bu başlığı görünce; “Din’ de de siyaset mi olurmuş?” diyenleri duyar gibi oluyorum.
07.03.2022 05:24
573 okunma
İslam'da Siyaset
Mehmet Aktan

Bu başlığı görünce; “Din’ de de siyaset mi olurmuş?” diyenleri duyar gibi oluyorum.

Bu anlayışın geniş halk kitleleri arasında yayılmış olması; Yüce Din’ imizi, ne yazık ki siyasetten uzak tutarak, devlet idaresinden, hukuktan, sosyal ve ekonomik hayattan uzaklaştırma çabalarının, hedefine ulaşmış olduğunu gösteriyor.

            Camilerde hocalarımız vaaz ederken, hutbe okurken bile zaman zaman cemaatten bazılarının; “Hoca! camide siyaset yapma, camide siyaset yapılmaz!” gibi çıkışlara şahit olunduğu oluyor.

            Bu yaygın kanaatin temeli, “Devlet’ in Din işlerine, Din’ in de devlet işlerine karışmaması” kuralına, yani laikliğe dayanıyor.

            Laikliği ise, 1924 anayasasıyla devletin temel ilkeleri arasına aldık.

            İki asır öncesinden beri Batı’ nın maddi medeniyet alanında ciddi başarılar kazanması karşısında Batı’ ya karşı bizde filizlenip, yeşeren ve kök salan aşağılık kompleksi Jön Türkler-İttihat Terakki- Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) kanalıyla entelektüelimizi etkisi altına almış bulunmakta.

            Ancak; ne garip tecellidir ki, Batı’ dan hayranı olduğumuz maddi medeniyeti (Pozitif ilim, teknoloji ve ekonomik gelişmeyi) değil, manevi medeniyet alanına giren, hukuki, beşerî, ailevi ve sosyal hayatı ithal ettik.

            Oysa, bizim tüm dünyayı aydınlatmaya, sulha, insanca yaşamaya yarayacak bir manevi medeniyetimiz vardı.

            BATI’ NIN MADDİ MEDENİYETİNE HAYRAN OLDUK, AMA HAYRAN OLDUĞUMUZ MADDİ MEDENİYETİ DEĞİL,

            MENSUBU BULUNDUĞUMUZ VE TÜM İNSANLIĞIN KURTULUŞUNA VESİLE OLACAK OLAN MANEVİ MEDENİYETİMİZİ BİR KENARA KOYUP,

            BATI’ NIN İNSAN VE TOPLUM YARATILIŞIYLA ALAKASI OLMAYAN, HAK’ KA DEĞİL GÜCE TAPAN HUKUKUNU, AİLEVİ VE SOSYAL HAYATINI ALDIK!

            Batı ise; ruhban sınıfınca tahrif edilmiş Tevrat ve İncil’ e dayalı haham ve papaz sultasının zulmüne karşı Din’ in devlete karışmamasını temin için icat ettiği laiklik fikrini benimsemiş ve anayasalarında yer vermişti.

            Laiklik bizim hayatımıza böyle girdi. Halbuki bizde ne Tevrat ve İncil gibi tahrif edilmiş bir kitap, ne de din adamları sultası ve zulmü vardı.

            Tam tersine; insan ve toplum yaratılışına tıpa tıp uygun bir Yüce Kitabımız, Kitabımız’ ın hayat haline gelmesi demek olan örnek bir Asr-ı Saadet toplumu, zamanla ortaya çıkan ayrıntılar hakkında Hak Mezhep Alimlerimizin Kitap, Sünnet ve akla uygun içtihatları ve Kıyas metodu vardı.

            Tarih boyunca Müslüman toplum, topluluk ve insanların Din adına yaptıkları yanlış ve haksız işler, Yüce Din’ imize asla mal edilemez! Yapılan yanlışlıklar Yüce Din’ imizi değil, yanlışlık ve haksızlık yapanları bağlar. Bu temel ve evrensel hukuk kuralı dururken, Din’ e muhalif ya da düşman olanlar, Din adına yapılan yanlışlıkları Din’ e mal etmeyi, bu suretle Din’ i tezyif ve tahkir etmeyi usul ittihaz ettiler.

            Bu sebepledir ki; Din adına gerici fikirleri savunanlar, “Gâvur icadı” hezeyanını icat edenler, ham sofîler, softalar, yobazlar, din istismarcıları, münafıklar Yüce Din’ imizi temsil etme hakkını haizmiş gibi görülerek, Yüce Din’ imize iftira ve bühtanlarda bulunulmuştur. Bu iftira ve bühtanlar günümüzde de bütün hız ve şiddetiyle devam etmektedir!

            Değerli okuyucu;

            Müslüman’ ın referansları yukarıda saydığımız Yüce Din’ imiz ; insan ve toplum yaratılışına tıpa tıp uygun Yüce Kitabımız, Kitabımız’ ın hayat haline gelmesi demek olan Sünnet (Asr-ı Saadet toplumu), zamanla ortaya çıkan ayrıntılar hakkında Hak Mezhep Alimlerimizin Kitap, Sünnet ve akla uygun içtihatları ve Kıyas metodudur.

            Referans noktalarımızın hiç birisinde;

            İnsanların inancını zorla değiştirme,

            Mazluma zulmetmeyene zulmetme, saldırmayana saldırma, buna karşılık mazlumlara zulmedilmesine göz yumma,

            Hak’ ka değil güce itibar etme, zayıfı ezme, ezdirme,

            Adaletsizliğe boyun eğme,

            Velev ki gayri Müslüm olsun, hakkını yeme, yenilmesine razı olma,

            Adil hükümdara isyan etme,

            İlim ve tekniğe sırt çevirme, değer vermeme,

            İnsan, aile, toplum ve diğer canlılara, tabiata zarar verme, haksızlık etme, zulmetme yoktur.

            Her topluluk ve seviyede, devlet idaresinin tesis ve idamesinde istişare şarttır.

            Toplumun her alan ve kesitinde: Sabır, şükür, kanaat, sevgi, saygı, tevekkül, kadere ve hakka rıza, samimiyet, diğergâmlık, feragat, fedakârlık, cesaret, temizlik, çalışkanlık, görevini bihakkın yerine getirme, edep ve terbiye, dürüstlük, ilme saygı, Vatan, Millet ve Bayrağa bağlılık gibi kurallara riayet,

            Hülasa Kitabın kavlince Müslüman olmak her Müslüman’ ın şiarı olmak durumundadır.

            Bu yazılanların Yüce Din’ imizin icapları olmadığını söyleyebilecek bir tek kişi çıkabilir mi? Elbette ki hayır.

            O halde hangi gerekçeyle Yüce Din’ imiz insan ve toplum hayatından uzaklaştırılmak isteniyor?

            Çünkü biz laikliği anayasamızın hükümleri arasına almışız! Çünkü Din, devlet işlerine karışamaz!

            “Siyasal İslâm”, “Radikal İslâm”, “Ilımlı İslâm”, “Din siyasete karışamaz”, “İslâmî terör” vs. gibi kavramlar Yüce Din’ imizi beşerî ve sosyal hayattan uzaklaştırmak, yani siyasetten, neticede devlet idaresinden uzak tutmak için uydurulmuş kavramlardır.

            Proletarya diktatörlüğünü maksat olarak kabul etmiş olan, maksada ulaşmak için terör dahil her yola başvurmayı mubah sayan Komünizm bile siyaset yapma hakkına devlet olma sahipken, İslâm ın siyaset yapma hakkı yok!

            Toplumu yönetmeyle ilgili olarak; tarihte on milyonlarca masum insanın kanına girmiş olan komünizmi, İslam Din’ inden daha üstte kabul etmek hangi insanlığa, hangi hukuka, hangi adalete, hangi insafa ve hangi ilme uyar?

            Asr-ı Saadet’ te:

            Sadece Din’ i tebliğ için tek başına gittiği Tâif’ te, taşlandığı halde; “Ya Rabbi Ben, azap için değil, rahmet için gönderildim onlar bilmiyorlar, bilseler böyle yapmazlardı, onları affet!!” diyen Peygamber (S.A.S.) Efendimiz değil miydi?

            Mekke’ de her türlü zulme karşı sabırla direnmiş olan Müslümanlar değil miydi?

            Silahsız olarak umre yapmaya gidip, müşriklerce Mekke’ ye sokulmayınca Hudeybiye Muahedesi’ ni yaparak geri dönen Müslümanlar, ertesi sene Mekke’ ye girerken, hiç kimsenin burnunun kanatılmaması yolunda talimat veren Peygamber (S.A.S.) Efendimiz değil miydi?

           

            Veda hutbesiyle; kavmiyetçiliği reddeden, insan haklarını, kadın ve çocuk haklarını, mal, can ve namus emniyetini teminat altına alan, paradan para kazanmak suretiyle İnsanlığın kanını emen faizi yasak eden, sulhu, kardeşliği          emreden, Peygamber (S.A.S.) Efendimiz değil miydi?

            Hülasa, insan ve toplumun insanca yaşamasının kurallarını koyan İslâm değil midir?

            Güce değil Hak’ ka tapmayı emreden İslâm Dini değil midir? Çağımızın hangi ideolojik ve siyasi cereyanı İslam’ dan daha fazla insan ve toplum yaratılışına uygundur?

            İslâm’ ı, insan ve toplum hayatından, siyasetten ve nihayet devlet idaresinden uzak tutma gayretine tek bir haklı gerekçe gösterilebilir mi?

            Medine’ de; Müslüman, Hristiyan, Musevi, müşrik ve putperestleri İslam Devleti’ nin adil, müşfik ve merhametli çatısı altında barındıran İslâm Devleti değil miydi?

            Farklı inanç ve farklı kavimlerden oluşan İnsan ve insan topluluklarını adaletle yönetmeyi İslâm’ dan daha çok hak eden başka bir ideolojik cereyan, siyasi akım düşünülebilir mi?

            Hal böyleyken; Yüce Din’ imizin siyasetten yasaklanması, adil bir nizam arayışında olan insanlık için ahmaklık değil de nedir?

            İçi boş, kavramsal olarak kendi içinde çelişkili, bizim medeniyetimize tamamen yabancı “Laiklik” gibi bir kavramın zebunu olmamız anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir tavır mıdır?

            Değerli okuyucu;

            Bu sorulara en doğru cevapları verebilecek olan yegâne toplum her şeye rağmen yine de bizim Aziz Milletimiz’ dir. Aklımızı başımıza almanın zamanı çoktan geldi ve geçiyor. Allah’ a emanet olunuz.

07.03.2022

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya