A Milli Futbol takımımızın dünya kupası elemelerinde dün gece Portekiz''e yenilmesine, sporla ilgilenen vatandaşlarımızın, özellikle gençlerimizin üzüldüğünü tahmin ederek
25.03.2022 11:32
353 okunma
Sporda Sevinmek Hoş Üzülmek Boştur
Kemal Cengiz

A Milli Futbol takımımızın dünya kupası elemelerinde dün gece Portekiz''e yenilmesine, sporla  ilgilenen vatandaşlarımızın, özellikle gençlerimizin üzüldüğünü tahmin ederek

"teselli" için yazıyorum !

Büyüklerimiz, "Olanda hayır vardır" demişler ve böyle "boşu boşuna" üzülmemeyi tavsiye etmişlerdir. Aslında, dünyevi her şeyde olduğu gibi spora da aşırı ilgi zararlı ve gereksizdir. Tıp otoritelerinin kanaati ve tavsiyesi de böyledir.

Bir zamanlar "demir perde ülkeleri" dediğimiz, bugünkü Rusya'nın güdümündeki "Sosyalist"  ülkeler, kendilerini güçlü göstermek için spora gereğinden çok fazla önem vermişlerdi. Öyle ki, uluslar arası musabakalarda genellikle  bu ülkelerin sporcuları şampiyon olurlardı. Devlet olarak zaten kıt olan imkanlarını ve enerjilerini hep "gösteriş için" spora harcadıklarından ellerine bir şey geçmediği, sonunda geç de olsa anlaşıldı !

Demek istediğim şu ki, halkı mahalli veya uluslar arası müsabakalara odaklayarak milli heyecanımızı hevâi hedeflere bağlamak o kadar da çok doğru bir iş değildir. Halkın heyecanını sporla boş kanallara yönelterek kendilerini kamufle etmek, tarihte faşist yönetimlerin siyasi taktiği olmuştur.  

Spordaki başarılarla milletin kalkınmadığı artık görülmüştür.

Bu nedenle spordaki başarıları da, yenilgileri de fazla ciddiye almamak gerekir. Neticede bir oyundur; gelip geçici "anlık heyecan" olarak algılamak gerekir.

Takımı yenildiği için moral bozukluğundan sınavlarında başarısız olan öğrencileri, trafikte ve işlerinde dikkatsizliğinden kaza kaza yaparak elini-kolunu, hatta hayatını kaybedenleri anlamakta güçlük çekiyorum.

Hayat bu kadar ucuz olmamalı !

Fert ve toplum hayatımızda olduğu gibi milli hayatımız için de spor, bir oyundur; oyun ile eğlenilir, hoş vakit geçirilir ama, oyun karın doyurmaz. Karın doyuracak gercek yarışmalar, çağımızın sporu olan TEKNİK GELİŞMELERDE  yapılmalıdır.

İstiklal ve istikbal şâirimiz Merhum Mehmet Akif ERSOY'un, hayâlindeki "ideal gençliğin" rol modeli olan ASIM ına dediği gibi :

"...Milletlerin ikbâli için evladım,

Marifet, bir de fazilet iki kudret lâzım!

Marifet kudreti olmazsa bir millette eğer,

Tek faziletle yükselemez, zafa düşer." (Safahat, 6. Asım'dan)"

İşin bir de üzücü tarafı şudur ki, spora iyi niyetle bakanlar, "dostluk ve kardeşlik" olarak düşünüyorlar ama,  maalesef sahalarda gördüklerimiz pek o kadar da dostluğa, kardeşliğe sığan olaylar değildir.

Gördüklerimize bakarsak; "sporu, insanların içlerinde besledikleri düşmanca duyguları, rekabet hırsıyla sahaya yansıttıkları bir kavga" olarak algılıyoruz !

Müsabakalara seyirci olarak gelenler ise maalesef aklı başında gelmiyor. Eskiden içkisi, birası ve mezesiyle kafa çekmek için geliyorlardı; şimdilerde tedbirler yoğunlaşınca bu defa  "kafayı dışarıda çekip" de geliyorlar.

Güvenlik taramalarında ele geçirilen döner bıçakları, satırlar, beyzbol sopaları, ustura-bıçaklar... gibi suç aletleri, aklı başında insanın taşıyacağı malzemeler değildir. Sanki adamlar maça değil de savaşa geliyorlar !

Aklı başında gelmediği için de, maç başladıktan sonra "tezâhurât" adına savrulan  ana-avrat, sin-kaflı küfürler hiç de kardeşliğe yakışmıyor.

Seyircilerdeki bu terbiyesiz küfürlü tezahüratın önüne geçebilmek için, genç bayanlara pozitif ayrımcılık yapılarak maçlara katılımları teşvik edilmişti. Ama maalesef görüldü ki bayanlarımız da kötü tezâhuratta erkeklerimizi geçmiştir.

Tarihten günümüze bütün dünyada devletler, insanların stres ve sıkıntılarını atmak, kardeşlik ve kaynaşmayı sağlamak düşüncesiyle SPOR M BEDLERİ STADYUMLAR yapmışlar ve yapmaya da devam ediyorlar. Ama bu mâbedlerde şeytanlar dolaşıyor olmalı ki, hiç de kardeşçe kaynaşma görünmüyor !

Ancak, spor sahalarının, şuursuzca şartlanmış FANATİKLERİN  düşmanlıklarının şahlandığı meydanlar olduğu görülüyor.

İnsanların bir araya gelerek aynı duyguları paylaşmak suretiyle  kaynaşmaları tabiatlarında var olan bir ihtiyaçtır.

Bu amaçla insanlar çok eski çağlardan beri "antik agoralar, arenalar, stadyumlar, tiyatrolar ve  gösteri salonları.." gibi kitleleri aynı mekanda buluşturan mekanlar yapmışlardır.

Zamanımızda ise buralar yeterli bulunmayarak onbinleri, hatta yüzbinleri alacak kapasitede geniş stadyumlar inşa ediliyor.

Ancak buralarda milli ve manevi bir ruhla, temiz duygu ve düşüncelerle toplanma olmadığı için, beklenen kaynaşma sağlanamıyor.

Bu nedenle olmalı ki,  İslam dünyasının hiçbir yerinede, tarihten bugüne böyle RUHSUZ mabetsel yapılara yer verilmemiş ve itibar edilmemiştir. Medeniyetimizde toplu buluşma yerleri gerçek  mâbedler olan CAMİLER ve mescitler olmuştur.

Bir cemiyet ve cemaat dini olan İslamda, güzel duygu ve düşüncelerle gelinen bu yerler, dinin direği olan beş vakit namazın, abdest alınarak ve kötü duygulardan arınarak tertemiz manevi hislerle geldiğimiz ve namazlarımızı cemaatle kıldığımız mukaddes mabetlerdir. Dinimizde dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberlik buralarda sağlanmıştır. Üstad Yahya Kemal'in  dediği gibi :

"Dili bir, gönlü bir, îmânı bir insan yığını,

Camilerde görür  varlığının bir yere toplandığını;

Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes,

Nice bin dalgalı "tekbîr"  olur tek bir ses!"

Bu bakımdan, çocuklarımızı ve gençlerimizi devlet ve millet olarak spora teşvik ettiğimiz kadar camilerde buluşmaya da teşvik etmiş olsaydık bu KAYNAŞMA bu kadar zor olmazdı !

25.03.2022

Kemal CENGİZ

Emekli Müftü

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbul-Haseki 4. Dönem) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya