27.03.2022 12:15
443 okunma
"Sizin orada öyle, bizim burada böyle"
Ersoy Baba

 

Merhaba değerli AnaHaberGazete’nin makalemi okuyan kısmı. Merhaba. Tüm okurlara merhaba desem bir kısmının haberleri bile olmayacak. Onun için sadece size merhaba.

Hac görevimi yapmak gençlik zamanımda nasip oldu. İlk yurtdışı çıkışımdı. Uzun uzun şöyleydi böyleydi diye anlatmayacağım. Yazımda beni etkileyen ve başkalarına etkim olan birkaç önemli olayı anlatıp bu haftayı geçiştireceğim. Makalemin sonunda da “Menemen soğanlı mı olur, soğansız mı olur?” tartışmalarına hiç malzeme olmadan sizlere kısa ve öz bir “Baba kahvaltısı” tarifi vereceğim. İster “ya, işim mi yok da buna uğraşacağım?” der ve önünüze konan yumurta, peynir ekmek ile idare edersiniz, isterseniz bu tarifi evinizde dener baba baba bi kahvaltıyla güne başlarsınız. Ha! Birçok hanımefendi bundan daha süperlerini yapıyordur mutlaka.  Onlara sözüm yok.

Bir arkadaşımız vardı. Mustafa. Aynı şirkette çalışıyorduk. Aynı şirkette çaycımız Esma teyzemiz vardı. Çok harika çay demlerdi. Çayını içen o çayı unutamazdı. Yeri gelmişken arada anlatmış olayım ki çayın lezzetini siz de anlayın:

Ankara-Kırıkkale yolu üzerinde polis çevirmişti. Arabamızın muayenesi geçmiş farkında değiliz. Polis “illaki cezayı yazacağım” diye ısrarcı.

Çokça diller döktüm. “Beni tanıdığını ama bi türlü çıkaramadığını“ söz arasında söyleyince, “şuradan mı? Buradan mı?” Derken sitelerdeki mağazamıza geldiğini hatırladı.

-“Ya orada bir çay içmiştim. Harikaydı. O nasıl bir çaydı öyle? Dedi. Velhasıl Esma hanımın o çayı sayesinde ceza yemekten kurtulmuştuk.

İş yerimizde sabahları kime denk gelirse 10-15 poğaça alıyor, Esma hanımın çayı ile birlikte tüm personel, hatta yan komşulardan bazılarının da katılımıyla hep birlikte kahvaltı faslını yapıp işe başlıyorduk. O aralar Mustafa arkadaşımız evlendi. İzni bitip işe başladığı gün kahvaltıya gelmediğini fark edip çağırdık.

-“Benim hanım tarafında kocasını kahvaltı yaptırmadan iş göndermek çok ayıp sayılıyormuş. Hanım çok sıkı bir kahvaltı hazırlamış. Tokum yani. Bundan böyle yokum yani!” Diye de giydirmesini, yapıp işine başlamıştı.

Mustafa’nın evinde sıkı kahvaltı yapıp bize katılmama olayı bayağı da uzun sürmüştü. Uzunca sayılacak bir süreden sonra bir gün sabah kahvaltımız sırasında Mustafa kahvaltıya katıldı.

-“Hayırdır Mustafa. Yenge köye falan mı gitti. Evde yalnız mısın?”

-“Eşim hamile. Biraz zor oluyor tabi. Ben de yorulmasın diye bugün kahvaltı yapmadan geldim.”

O gün sonraki yılların başlangıç günüydü. Tüm kocaların istisnasız başına gelen onun da başına gelmişti.

Mustafa ile Hac’da da ailece beraberdik. Kayınpederim ve kayınvalidem de bizimle beraberdi. Kabe’de tavaf yapıp döndük. Öğle yemeği için otelimize giderken ben pişmiş tavuk almak üzere Türk lokantasının önünde kuyruğa girdim. Gidince hanımlar mutfakta pilav salata vs hazırlayacaklardı. Benim getireceğim tavukla da yemek tamamlanacaktı. 20 dakika kadar bekledikten sonra tavuğu alıp otele döndüm. Mutfağa gittiğimde hanımların işlerini tamamlayıp salona döndüklerini gördüm. Ben de tam oraya yönelirken buzdolabının üzerindeki yumurtalara gözüm takıldı. “İnsan 7’sinde neyse 70’inde de aynıdır” derler ya. Muziplik işte. Yukardan bir yumurtayı aldım. Güzelce yıkadım. Kuruladım. Sonra paketi açıp pişmiş tavuğun içine sokuşturdum. Paketi geri kapatıp salona geçtim. Yere sofra serilmiş, ortada tepside pilav konmuş hazır bekleşiyorlar. Hanım tavuğun paketine uzandı:

-“Ben parçalayıp serpiştireyim pilavın üzerine” deyip paketi aldı. Güzelce açtı. Tavuğu parçalamaya başlayıp içindeki yumurtayı görünce bi çığlık attı. Herkes 3-5 saniye kitlenmiş gibi pişmiş tavuğa ve yumurtaya bakıyorlardı. Muhtemelen:

-“Tavuk kesilirken bu görülmemiş olabilir mi?”, “Hadi orada atladılar, yolarken de mi fark etmediler?”, “Şişe takarken yumurtaya nasıl denk gelmedi de dağılmadı?”, “çıkartıp paketleyen de mi görmedi?” gibi yüzlerce sorunun 3-5 saniye içinde kafalarından geçtiğini hissedebiliyordum.

***

Yeğenlerimden biri Katar’da inşaat firmasında çalışıyordu. İnsan kaynakları müdürü idi. Çok çeşitli milletlerden yüzlerce çalışanı olan firmada bir işçi kayıptı. Evine dönmüş olabilirdi? Başka bir firmaya kaçmış olabilirdi. Onlarca ihtimal söz konusuydu. Ancak pasaportu şirkette idi. Onsuz bu ihtimaller anlamsız kalıyordu.

Firmanın revirine bir rahatsızlıktan dolayı iki uzak doğulu işçi başvurmuştu. Muayeneden sonra doktor hemen polisi aramış. Polisler gelip hızlı bir şekilde soruşturmaya başlamışlar. Bu iki Uzakdoğulu işçideki rahatsızlık “İnsan eti yemekten dolayı” oluşan bir hastalıktı. Dolaplarında yapılan aramada çok iyi bir şekilde ambalajlanmış insan kolu ve başka parçalar bulunmuştu. “Sırtı güneş görmüş her canlı yenebilir” ilkesi içinde ayrım yapmadan her şeyi yiyebilen insanlar var. Eğer ki yolunuz uzak doğuya düşerse yalnız olmayın. Çok da dikkatli olun.

Haç döneminde birçok ülkenin, birçok milletin arasında dolaştık. Yemeklerinin an azından tadına baktık. Her damak tadı farklıydı. Ama güzel ve helaldi.

Ankara’da Çinli bir personelimiz vardı. İşe başlamasının üzerinden bir ay kadar geçmişti. Kendisine “Yemeklerimizi nasıl bulduğunu, alışıp alışamadığını” sormuştum.

-“Yemekleriniz harika. O kadar çok alıştım ki, Çin’deki hemen hemen tüm yemeklerin yenmeyecek kadar iğrenç olduğunu buraya geldiğimde fark ettim. Orada artık aç kalsam yemem.” Demişti.

Bu kadar yemek macerasından sonra harika bir BABA Kahvaltısı kesin iyi gidecek.

Derince bir kaba 3 adet yumurtayı kırın. 1 Su bardağı süt ilave edin. Yarım bardağı geçmeyecek şekilde sıvı yağ ekleyin. Yeterli miktarda tuz, karabiber ve kırmızı biberi de katın. Ve bunları iyice çırpıp kaynaştırın. Üzerine ince kıyılmış bir adet maydanozu da dökerek tekrar karıştırın. Bu hazır olduktan sonra üzerine tereyağı sürdüğünüz bayat ekmek dilimlerini iyice yağladığınız kek kalıbına merkezden dışa doğru dizin.

2 adet yuvarlak dilimlediğiniz domatesleri ekmeklerin arasına yerleştirin. Önceden kızarttığınız sucuk veya salamı da ekmek dilimleri arasına yerleştirin. Kalan boşluklara da rendelenmiş kaşarı koyup üzerine de başta hazırladığımız sıvıyı dökün. Tüm boşluklara girdiğinden emin olup 190 derecede 20 dakika kadar fırında pişirin.

Sonra sizin ellerinizi bağlasınlar benim de ayaklarımı. Afiyetler olsun.

Bu haftalık bu kadar.

Yediğiniz içtiğiniz sağlıklı ve helal olsun.

Kalın sağlıcakla.

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya