Bir önceki yazımızda batı medeniyetinin görev veya ödev ahlakıyla insanlar arasında neden sevgi bağları oluşturamadığının üzerinde durduk. Bu yazımızda ise bir devletin ve toplumun ayakta durmasının temeli olan adaletin, insanlar arasında sevgi bağı oluşturmasındaki yetersizliği üzerinde duracağız.
28.05.2019 04.34
1.547 okunma
Kapitalizmin Adaleti ve Sevgi Toplumu
İlhan Akkurt

Bir önceki yazımızda batı medeniyetinin görev veya ödev ahlakıyla insanlar arasında neden sevgi bağları oluşturamadığının üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise bir devletin ve toplumun ayakta durmasının temeli olan adaletin, insanlar arasında sevgi bağı oluşturmasındaki yetersizliği üzerinde duracağız. Bir toplumda adalet, ister devlet eliyle isterse insanın kendi ahlak kuralı sonucunda olsun, asıl faydası toplumsal barışın korunmasını üzerinedir. Adalet, toplumun bir kaos ortamına sürüklenmesini önler ve kişinin devletine bağlanmasının yolunu açar. Adalet insan ile diğer bir insan ve devlet arasındaki karşılıklı hakları koruyarak, suçluyu cezalandırıp doğacak bir kargaşayı önleyip, toplum barışını sağlar. Bu yüzden “Adalet mülkün temelidir” denmiştir. Adaletin olmadığı bir ülkeye ülke dışından hiç kimse gelip yatırım ve ticaret yapmaz.

  Ne olursa olsun her insan mutlu bir hayat sürme peşindedir. Mutluluğun asıl temeli sevgidir. Gelelim mutlu bir sevgi toplumu oluşumuna. İnsan sosyal bir varlıktır sağlıklı bir insanın en çok korktuğu şey toplum tarafından dışlanması ve yalnızlıktır. Bir eli yağda bir eli balda bile olsa, acısını mutluluğunu paylaşacağı samimi bir aile ortamı ve çevre ister. Dünya senin olsa yiyeceğin bir lokma misali, saraylarda bile olsa yalnız yaşayamaz. Bir derdi olsa kendisinin elinden tutacağı bir dost yüz ister. Bu yardımı devletin sosyal kurumlarının yapması insanın bu ihtiyacını gideremez. Ağır bir hastalık geçirdi diyelim. Devletin gücü onu özel uçakla alıp yurt dışında tedavi ettirse bile ziyaretine gelip geçmiş olsun dileklerini iletecek bir dostun ziyaretini bekler. Ünlü şairimiz Ali ulvi Kurucu’dan dinlemiştim. Hanımı hastalanınca Almanya’da damadının vazifeli olduğu bir hastanede tedavi görür. Kızı da her sabah akşam annesine evden yemek getirirmiş. Bu durum ayni odada beraber kaldıkları Alman hanımın dikkatini çeker ve şu itirafı yapar: “Benimde kızım var ve bu şehirde yaşıyor. Ben bir aydır burada tedavi görüyorum daha bir kez ziyaretime gelmedi. Bu nasıl sevgidir böyle.” Alman kadının beyi de: “Hanım kabahat bizim. Müslümanlar çocuklarını ‘Cennet anaların ayakları altındadır’ diyerek yetiştirirler” der. Tabi, hayvan gibi doğumundan 18 yaşına kadar el bebek gül bebek yetiştir, sonra yuvadan kovarsan olacağı budur. Batıda yaşlı nüfusun perişan hali ortadadır.

  Sanırım bu olay her şeyi çok açıkça anlatmaktadır. Hayata maddi zevklerini tatmin olarak bakan, kendini üstün görüp karizma peşinde koşan egoist-bireyci anlayışla insan yetiştiren bir medeniyetin elde edeceği sonuç budur. Resmiyet kokan ve aslında karizmayı-egoyu okşamaktan öte geçmeyen o çok nazik ve saygılı tavırları ile aralarında yürekten karşılıksız bir sevgi bağı oluşması mümkün değil. Merikrotik-yeteneğe göre insana değer verip iş yapma adaletli bir tavırdır. Ancak insanlar eşit yaratılmamıştır. Süper zekâlısı var, zayıfı var. Aileden zengini var fakiri var. Kapitalizmin kurucu ahlakı kabul edilen Protestan ahlak ile “Kişinin zenginliğin ve başarısı Tanrı’nın onu seçmesindendir, zayıflar ve başarısızlar lanetlilerdir” anlayışıyla bakılırsa bu durumda ADALET; DAHA ÇOK İNSANLAR ARASINDA SINIF FARKLARININ KORUNMASINA HİZMET EDER.  Devletin adaleti, kederli günlerde neden komşuna yardımcı olmuyorsun, neden ikramda bulunmuyorsun, neden selam vermiyorsun, neden hastayken onu ziyaret etmiyorsun diye baskı yapamaz. Kapitalizmin adaleti sadece bir insana verilecek zararı önlemeye çalışır, kendini düşünen bireyci davranışlarımıza diyecek bir şeyi yoktur. Aksine bireyciliği körükler.  Ayrıca Kapitalizmin adaleti kendinedir. Bu anlayışla, kendi insanına hak gördüğü ve çok övündükleri adaleti başkaları için çok görenlerin, ötekileştirdikleri insanlarla aralarında bir sevgi bağının oluşması zaten mümkün değil. Biz varlıklı olmadığımız halde ekmeğimizi paylaşırken, göçmenler konusunda zengin kapitalist batının tavrı ortada. Özetlersek adalet devletle, merhamet ve fedakârlık ise insanla sevgi bağı oluşturur. Adalet tek başına sevgi doğurmaz ama sevgi tek başına adalet, barış, özgürlük, paylaşma gibi bütün insani duyguların yeşermesinin tek yoludur. Bu yüzden bir an önce SEVGİ SOSYOLOJİSİ oluşturarak medeniyetimizin temeli olan insan sevgisi, dostluk, paylaşma ve fedakarlık duygularımızı geliştirmeliyiz. Batının tüketime dönük bir sürü ıvır zıvır etkinlik ve günlerini kabul etmek yerine dostluk, komşuluk, mahallelik gibi insani ilişkileri güçlendirecek anma günleri oluşturmalı ve fedakarlık, yardımlaşma gibi insani değerleri ön plana alan davranışlara ödüller verecek etkinlikler geliştirmeliyiz. Çünkü bir birimizi sevmezsek iman etmiş olmuyoruz. En çok ta burada hatalıyız. İnsan sevgi dolu bir dünyada mutlu yaşar.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...

sanalbasin.com üyesidir

© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya