Şubat ayının soğuk ve ayazlı günleriydi. Dairede yoğun çalışma dönemine girmiştik. Hafif halsizlik ve kan şekeri düşüklüğü hissediyordum. İftara bir saat kala arkadaşım Sheraton’da bir iftara gideceğini haber verip beraber gitmemizi istedi. Eskişehir yolundaki heybetli Hazine Binası’ndan çıkıp yola koyulduk. Ankara trafiği iş çıkış saatine, bir de iftara yetişme telaşı karışınca Arapsaçına döner. Özellikle iftara son dakikaların kaldığı anlarda, sabrı iyice tükenen insan gideceği yere sanki kuş olup kanatlanmak isterdi.
07.04.2022 09:55
2 yorum
866 okunma
İftar Yemeği
Ali Akça

“Her ramazanın ayrı bir rengi, ayrı bir kokusu, ayrı bir biçimi vardır.”

Sezai Karakoç

Şubat ayının soğuk ve ayazlı günleriydi. Dairede yoğun çalışma dönemine girmiştik. Hafif halsizlik ve kan şekeri düşüklüğü hissediyordum. İftara bir saat kala arkadaşım Sheraton’da bir iftara gideceğini haber verip beraber gitmemizi istedi. Eskişehir yolundaki heybetli Hazine Binası’ndan çıkıp yola koyulduk. Ankara trafiği iş çıkış saatine, bir de iftara yetişme telaşı karışınca Arapsaçına döner. Özellikle iftara son dakikaların kaldığı anlarda, sabrı iyice tükenen insan gideceği yere sanki kuş olup kanatlanmak isterdi.  

O yıllarda otelin civarında park yeri bulmak zor değildi. Otel girişi büyükelçilerin zırhlı araçları ve diğer lüks makam araçlarıyla tıkanmıştı. Güvenlik önlemleri ve korumalar fark edilmiyordu bile. İçeri girip otelin o günkü iftar günlüğüne bakarken ezan okunmaya başlamıştı. Arkadaşın sözünü ettiği iftar ertesi gündü; davetin tarihini şaşırmış beni de yanında sürüklemişti. O gün verilen diğer iftarlar arasında Alparslan Türkeş’in Türk Cumhuriyetleri büyükelçilerine verdiği iftar birden gözümüze ilişti. O salona yöneldik. Girişte karşılıklı iki genç bayan konukları içeri alıyordu. İftara katılmak istediğimizi bildirdim ve talebimiz içeri iletildi. Tuğrul Türkeş Bey geldi, nazik biçimde buyur ederek gazetecilerin bulunduğu kendi masasına bizi yöneltti.

Koca salona seyrek biçimde yerleştirilen on civarında yuvarlak masada büyükelçi ve diplomatlar eşleriyle misafir edilmişlerdi. Büyükelçi eşlerinin ne denli önemli olduğunu, bazılarının ülkeyi eşlerinden daha iyi temsil ettiği bilinen bir gerçektir. Fondaki tasavvuf müziği eşliğinde; özenli servisle iftara başlandı. Alpaslan Türkeş, eşi ve birkaç büyükelçinin oturduğu onur masası dışında hazırlanan masalar altışar kişilikti. Ramazana özgü geleneksel tefrişatı, özel kıyafetleriyle şerbetçiler, geleneksel tatlar, yemekler dikkat çekiyordu. İftar deyince insanın aklına hurma, pide ve çorba gelir. Sofrada kuş sütü bile eksik değildi. Masamızda biraz siyaset, daha çok gazetecilerin güncel olaylar üzerine sohbeti sürüp gitti.

Türkiye’nin en iyi bozlak okuyucusu olan aynı lisede okuduğum Gülşen Kutlu’nun, en güzel şarkılarıyla davetlilere verdiği müzik ziyafeti benim için unutulmayacak bir diğer sürprizdi. “Havada Bulut Yok, Tuna Nehri, Düşümde Gördüm Seni ve Estergon Kalesi”  şarkıları aklımda kalanlar. Ayrıca “Çırpınırdın Karadeniz” şarkısının şu sözlerini tüm davetlilerle coşkuyla terennüm etmiştik.

“Çırpınırdın Karadeniz,
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına”

Aradan çok az bir zaman geçti. Bir sabah Alparslan Türkeş’in ölümünü duydum, 4 Nisan 1997 yılında hayata gözlerini yummuştu. Naaşı hastaneden alınıp kortej eşliğinde Meclis’e götürülürken odamdan bakıp hüzün içinde izledim. Zihnimde şu sözleri canlandı: “Dava adamı olmanın birinci şartı, dava değil, adamlıktır. Dava öğretilir, adamlık öğretilmez”. Yurdun dört bir yanından Ankara’ya akın eden vatandaşlar soğuk havada kar serpiştirirken saatlerce yürüdüler. Bugün de bir kez daha Allah rahmetiyle kuşatmasını diliyorum.

Merhum ile yapılan iftarda yaşananlar bugün bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp geçti. Ramazan ayları ruhlarımızı diriltici bir iklime sahiptir. Çocukluktan başlayan binlerce anılarımızla doludur. Fakat insanın birlikte iftar yaptığı, davasına büyük hizmetlerde bulunmuş, değerli bir insanın bir ay sonra yaşama veda etmesi anılar arasında bir hüznü oluşturuyor. Aslında şu fani dünyadaki varlığımız bir “an” lık bir zamandır.

Hayat kimi zaman tesadüf, kimi zamanda tevafuklarla doludur. Ömür kimimiz için çok kısa, kimimiz için bir asır sürer. Kimimiz sevdiklerimizi, bazıları ise sevenlerini zamansız kaybeder. Eğer arkadaş beni davet etmeseydi, davetin gününü şaşırmasaydı; geri dönmek yerine ben gidip bu iftara katılma isteğimi belirtmeseydim, bugün üzerinden tam çeyrek asır geçen, böyle bir anı yaşanmayacaktı.

Eskiden iftar sofraları aile, akraba ve arkadaşlarla şenlenirdi. Yönetenlerle yönetilenler ve millet aynı sofrada buluşurlardı. Hakkın rızasından kopmayan, halktan uzaklaşmayan, istişareyi önemseyen, toplu akla inanan ve liyakate önem veren politikacılar ve adanmış oldukları davaları vardı. Habersizce kimi evlere çat kapı gidilir ve orada bulunan aile ile evlerinde yiyecek neleri varsa paylaşılırdı.

Ramazan ayı daima bereketiyle gelir. Eskiden iftar vakitleri evlerin kapısı açık olurdu. Şükür koronayı hafiflettik, iftar sofraları sevdiklerimizle birlikte yeniden kurulacak.  Esasen bu ayda iftar sofralarında lüks ve israftan kaçınılması, yoksulların hatırlanması ve yardımlaşma duygusunun ön planda tutulması büyük önem taşır. Huzur, bazen yavaşlayıp durup her şeyi bırakmak; farkındalık insanın kendine gelip hem iç dünyasını hem de etrafında güçlük içinde yaşayanları görmesidir.

Dünyanın ve ülkemizin sıkıntılı günlerinden sıyrılmasını, insanlığa faydalı olunmasını ve hep birlikte huzur ikliminde ramazan sevincine kavuşmamızı diliyorum.

Dostlukla…

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
2 yorum yapıldı
Üslup
Ali bey yazınızı okudum ama Rahmetli Başbuğuma hitap şekliniz hiç yakışmamış. Biraz daha özenli bir dil kullanmanızı beklerdim, o büyük insan sizin sıra arkadaşınız değil.
Yorum Ekleyen: Latif     7.04.2022 15:15:49
İFTAR
Ali Bey, merhabalar... Bir tesadüf eseri katıldığınız iftarla ilgili olarak kaleme aldığınız yazınızı bir çırpıda okudum. Merhum Alpaslan Türkeş, şimdilerde özlemini duyduğumuz bir devlet adamı idi. Cenazesinde ben de bulunmuş, O'nu ebedi aleme yolcu etmenin hüznünü ben de içimde duymuştum. Allah rahmet etsin. Kabri nur, mekanı cennet olsun. Eskişehir'den selamlar ve sevgiler...
Yorum Ekleyen: Zekai SERİNKER     7.04.2022 12:59:37
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya