Son zamanlarda karşılaştığım bir söylem dikkatimi çekiyor. “Din birdir; dindarlık ise bir fertten diğerine değişiklik gösterir. Yeni nesillere kendi yaşadığımız dindarlığı din olarak dayatmayalım. Yeni nesiller de kendi dindarlıklarını kendileri şekillendirip yaşasın.” Bu söylemin gerekçelerini anlamaya çalıştım. Hangi sâikle sevk edilmiş bir önerme olduğunu düşündüm. Öncelikle yaşanmış dindarlıkların birbirine benzer yanlarının birbirinden farklı yanlarından çok fazla olduğunu belirtmek isterim. Özellikle Müslüman dindarlığı açısından durum böyledir. Bir Müslüman namaz kılarak dindarlığını gösteriyorsa diğer Müslüman yoga yaparak mı dindarlığını gösteriyor? Hayır. Bir Müslüman kendini içki ve hayâsızlıktan koruyorsa diğeri uzun atlama yaparak mı dindarlık ortaya koyuyor? Müslümanlığın gerekleri zaten bellidir. Toplumumuzda dindarlık saikiyle sergilenen davranışlarda göze çarpan ciddi bir farklılık bulunmamaktadır. Yaşanan dindarlıkların müşterek yanlarını niye görmüyoruz? Bu söylem “dindarlığını ortaya koymak için yaptıklarını kutsal görme” şeklinde bir teklif gibi duruyor. Dindarlığımızla kutsalın bağlantısının kopması dindarlığımızın da iç dünyamızda tartışılır hale gelmesine sebep olmayacak mı? Çocuklarımızı dindarlık bakımından kendimize benzetmeyeceksek, onlar kendilerini kime benzetecek? “Dindarlığınızı kendiniz şekillendirin bizi örnek almayın” ne anlama geliyor? Dindar olmayın diyecek olup, dili varmamak gibi bir şey olarak görünüyor.
12.04.2022 04:32
428 okunma
Dindarlığı Dinden Ayırmak Mümkün mü?
Doç. Dr. Şemsettin Kırış

Son zamanlarda karşılaştığım bir söylem dikkatimi çekiyor. “Din birdir; dindarlık ise bir fertten diğerine değişiklik gösterir. Yeni nesillere kendi yaşadığımız dindarlığı din olarak dayatmayalım. Yeni nesiller de kendi dindarlıklarını kendileri şekillendirip yaşasın.” Bu söylemin gerekçelerini anlamaya çalıştım. Hangi sâikle sevk edilmiş bir önerme olduğunu düşündüm. Öncelikle yaşanmış dindarlıkların birbirine benzer yanlarının birbirinden farklı yanlarından çok fazla olduğunu belirtmek isterim. Özellikle Müslüman dindarlığı açısından durum böyledir. Bir Müslüman namaz kılarak dindarlığını gösteriyorsa diğer Müslüman yoga yaparak mı dindarlığını gösteriyor? Hayır. Bir Müslüman kendini içki ve hayâsızlıktan koruyorsa diğeri uzun atlama yaparak mı dindarlık ortaya koyuyor? Müslümanlığın gerekleri zaten bellidir. Toplumumuzda dindarlık saikiyle sergilenen davranışlarda göze çarpan ciddi bir farklılık bulunmamaktadır. Yaşanan dindarlıkların müşterek yanlarını niye görmüyoruz? Bu söylem “dindarlığını ortaya koymak için yaptıklarını kutsal görme” şeklinde bir teklif gibi duruyor. Dindarlığımızla kutsalın bağlantısının kopması dindarlığımızın da iç dünyamızda tartışılır hale gelmesine sebep olmayacak mı? Çocuklarımızı dindarlık bakımından kendimize benzetmeyeceksek, onlar kendilerini kime benzetecek? “Dindarlığınızı kendiniz şekillendirin bizi örnek almayın” ne anlama geliyor? Dindar olmayın diyecek olup, dili varmamak gibi bir şey olarak görünüyor.

İnanılacak hususlara iman nasıl olacak, çocuklarımıza biz dini böyle mi anlatacağız? Dindarlığımızın nedenleri, niçinleri irdelememiz gerekmiyor mu? Bugünün nesline “inanılacak hususlar” şunlardır diyerek mi yaklaşabileceğiz? Bir ikna ve içselleştirme süreci olmayacak mı? Bu süreç de aslında dindarlıkla kutsalı birbirinden ayıramayacağımızı göstermez mi? “İnanılacak hususlar” başlığı altındaki şeylerle ilgili olarak “oraya nasıl gelindi?” sorusu üzerinde hiç mi durmayacağız? Din anlatımı “farzları yapıp haramlardan kaçın ve güzel ahlaklı ol” şeklinde mi olacak? Bu bilgiyi sunmak kolaydır. Mesele, bu bilginin muhtevasının pratik hayatta nasıl doldurulacağıdır. İçinin nasıl doldurulacağı “size kalmış” derseniz “herkes her istediğini yapsın” demiş olur ve tüm davranışlara bir “dini meşruiyet” vermiş olursunuz. Allah Teâlâ dindarlığın içinin nasıl doldurulacağını insanlara bırakmamıştır. Peygambere bakarak içini doldurmalarını murad etmiştir. İçini doldurmak size kalmış öyle mi? Hâlbuki konu, o kadar kabaca değil, işin detayları var, zorlukları var, iç ve dış mücadeleleri var, çileleri var. Allah kulundan dindarlık istemiş. İstememiş diyebilir misiniz? Ucunda cennet bulunmuyor mu? Ey dindar görünümlü kişi, dindarlığını sakın din gibi gösterme demek nasıl bir tutumdur? Sanki “bu dindarlık meselesi de nereden çıktı” der gibi bir tepkiyi ihtiva ediyor. Çocuklarınıza dindarlığın gerekçelerini anlatmanız gerekmiyor mu? Gerekçesi bilinmeden ve içselleştirmeden yaşanan şey ne kadar derinlikli olabilir?

“Kimse kendi dindarlığını din gibi göstermesin” sözü ile şu mu söylenmiş oluyor? Kendi dindarlığına kutsallık atfetme ve onu başkasına dayatma. Bu tutum aslında dindarlığı yüzde yüz bireysel alana çekmektir. Hâlbuki dindarlığın doğasında bireysellik değil, içtimâilik vardır. Ben senin dindarlığını destekleyeceğim, sen de benim dindarlığımı destekleyeceksin. Birlikte kemâli yakalayacağız. Din içtimai bir mutabakat dedik. Akabe biatlarında alınan sözleri incelediğimizde cana kıymamak, zina etmemek, hırsızlık yapmamak, doğacak çocuğu öldürmemek, gayri meşru çocuğu başkasına nisbet etmemek gibi her birinin toplumsal yönü ağır basan hususlar olduğunu görmekteyiz. Bunların hepsi kişinin keyfine bırakılacak konular değildir. Birbirinden bağımsız fertleri değil toplumun bütününü ilgilendiren konulardır. Din bağı, içtimai ve amelî bir mutabakattır. Bu bağın bir tarafı Allah’a bakar. Diğer tarafı da toplumdaki fertlerin birbirlerine karşı bağını ifade eder.

Allah Teâlâ İsrail oğullarını seçti ve onlardan bir ahit aldı. Neden bir ferdi değil de toplumu seçti? Emrettiği ve takdir ettiği din, içtimai olarak yaşansın diye seçti. Birbirinden bağımsız fertleri seçmedi, bir toplumu seçti. Farz kıldıkları, haram kıldıkları ile güzel ahlakın da ancak içtimai bir zeminde yaşanabileceğine de böylece işaret etmiş oldu. Ferdin dini yaşaması için içtimaî bir zeminin olması gerekmiyor mu? Hukuk, eğitim sistemi ve istihdam sisteminin dindarlığı desteklemesi gerekmiyor mu? Dindarlığı, insanların gönüllerinin estiği şeylere terk ederseniz nasıl bir netice olur bilemem. Belki kabul de görür. Ama dinin Şârii’nin istediği bir dindarlık ortaya konulup konulmadığı çok su götürür. Kitab ve sünnete bakarsan dindarlığı dinden ayrılmadığını görürüz. Bu konuda örnek verelim.

Dindarlığın Din Anlamında Kullanıldığı Ayetler

Dindarlığı din gibi gören ayetler pek çoktur. Kur’an’da din kelimesinin geçtiği ayetleri alt alta sıralasak neredeyse tamamında “inanç sistemi” anlamından ziyade “kulun Allah ile nitelikli ve içi doldurulmuş, lafta kalmamış yakınlığı” anlamında dindarlığı görürüz. Ezcümle bir iki âyet zikredelim.

“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kâfirûn 109/6) âyetini düşünelim. Cahiliye insanının kutsalla hiç ilişkisinin olmadığını ve dinsiz olduğunu söyleyemeyiz. Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm gibi verim aldıkları bazı hayvanları kutsal saydıklarını ve üzerine binmediklerini biliyoruz. (Mâide 5/103) Müslüman dindarlığı ile müşrik dindarlığı birbirinden tabii ki farklıdır. Ama Müslüman dindarlıkları birbirinden farklıdır diyemeyiz. Benzerlikleri farklılıklarından kat kat fazladır.

“İbrâhim de bu dini oğullarına vasiyet etti, Ya‘kūb da. “Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti; öyleyse yalnız O’na teslim olmuş müminler olarak can verin!” (dediler). (Bakara 2/ 132) Bu âyette Allah’ın seçtiği dinin belirgin bir hususiyetinin “teslimiyet” olduğu belirtilmiştir. Burada “Müslümanlar olarak can verin, dindar olarak bu dünyadan ahirete irtihal edin” mesajı bulunmaktadır. İçi doldurulmamış, kuru bir aidiyetle bu işin olmayacağını gösterir.

“Hâlbuki onlara, Allah’a kulluk etmeleri, Hanîfler olarak O’na yürekten inanıp boyun eğmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. Doğru din de işte budur.” (Beyyine 98/5) Burada yürekten iman gibi namaz ve zekât gibi dindarlık olarak nitelenmesi gereken şeyler “doğru din” olarak nitelenmiştir.

“O Allahdır ki o, Resulünü hidâyet kanunu ve hak dini ile bütün dinlerin üzerine geçirmek için gönderdi, müşrikler, isterlerse hoşlanmasınlar” (Tevbe 9/33) Bu âyette hak din ifadesi geçmektedir. Mümin kişi sergilediği dindarlığın hak olduğuna inandığı takdirde bunu din olarak da görür. Uyguladığı dindarlığın hakiki dindarlık olduğu gibi başka dindarlık biçimlerinin de hak ve gerçek olduğuna inanan kimsenin din ile ilişkisi tartışmalıdır. Herkes aslında doğru yolda dediğinizde kendinizin de gittiği yol ile ilgili şüpheler taşıyorsunuz demektir.

Dindarlığın Din Anlamında Kullanıldığı Hadisler

 Dindarlığı din gibi gösteren hadisler pek çoktur. Yemekte tuz kabilinden birkaç tanesini dile getirelim.

Kadın dört şey için nikâh edilir hadisinde “لدينها /dini için” ibaresi geçmiştir. (Buhârî, Nikâh, 16, 28) Burada dinden kastedilenin dindarlık olduğu açıktır. Dindarlık din anlamında kullanılmıştır. 

“Kişi arkadaşının dini üzeredir” (Tirmizî, Zühd, 45) hadisinde yer alan “علي دين خليله/arkadaşının dini üzeredir” ifadesi “arkadaşının dindarlığı üzeredir” anlamındadır. Dindarlık arkadaştan arkadaşa sirayet eder. Arkadaşınızı iyi seçin denilmektedir.

“Din nasihattır” hadisinde (Müslim, Îmân, 95) dindarlık, din anlamında kullanılmıştır. Bu hadisi  “din samimiyettir” şeklinde anlamak daha uygundur. Hadisin devamında Allah’ın zâtı, kitabı, resûlü, Müslümanların yöneticileri ve tüm Müslümanlar için dinin samimiyet olduğu belirtilmiştir. Allah’la ve O’nun mahlûkatı ile samimi, nitelikli ve müspet münasebeti ifade eden ve derin anlamlar taşıyan “dindarlığı”, insanların ayrıştığı bir olgu gibi görüp dinden ayırma telaşına girmek ne kadar doğru olabilir?

Sonuç

Dindarlığı dinden ayırmak mümkün değildir. Dindarlık dinin ruhudur. Dindarlığı dinden ayırırsanız ortada din diye bir şey de kalmaz. Dindarlığı yaşama görevini Allah insana vermiştir. İnsan mükerrem bir varlıktır. Allah ona kendi ruhundan üfledi. Dindarlığı anlamak için insanı anlamak lazımdır. Dindarlık ilahi bir tarafı da bulunan insanın Allah ile olan nitelikli münasebeti, yakınlığı ve beraberliğinden doğmaktadır.

Kutsalı anlamak insanı anlamakla ilgilidir. Kutsal dinin şekil ile alakalı kısımlarından ziyade insanın niyet ve amelinden, Allah’la beraberliğinden neşet etmektedir. Dindarlık insana bir mesuliyet yükler ve sürdürülme gibi bir zorunluluk ta taşır. Dini söylemler terennüm edip uygulamaya dökmeyen kimse kısa zaman sonra belli olur. Sözden uygulamaya geçmemiş dindarlık iddiası kendini ele verir. Bu açıdan bakıldığında dinin istismar edilebildiğini ama dindarlığın istismar edilemeyeceğini görürüz.

“Dindar ol ama yaşadıklarını din gibi görme” teklifi, “kendi dindarlığının da doğru dindarlık olduğuna inanma” anlamını taşır. Kişi, kendi dindarlığının doğru dindarlık olduğuna inanırsa onu din gibi görür. İnsan kutsal olanla bağının sürmesi için yaptıkları ve yaşadıklarının da kutsalın içinde ve şemsiyesinde olmasını ister. İnsanlara diyorsunuz ki senin dindarlığın sana, başkasının dindarlığı başkasına olsun. Kendi dindarlığını “din” diye dayatma. O zaman din nedir diye karşı soru sorma ihtiyacı doğar. Bu sorunun cevabından beklenen ansiklopedik malumat değildir. Dinin sizin için ne kadar değer taşıdığı sorusu ile de irtibatlıdır. İnanılacak hususlara inanmanın gerekçeleri neler? İnsan gerekçesiz mi inansın? İnandıkları ve yaşadıkları şeyler onun için olmazsa olmazı teşkil etmesin mi? İnandıkları ve yaşadıkları onun için bir dünya görüşü mesabesinde olmasın mı? Sonuç itibariyle dindarlığını din gibi görmek yanlış değildir. Problemli olan bunu bir sorun edinme yönünde gelişen tutumdur.

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya