Ortadoğu, Orta Asya, Uzak Doğu; tarihin önemli olaylarının yaşandığı köklü kadim medeniyetlerin şekillendiği, büyük devletlerin ortaya çıktığı, yönetim biçimlerinin tekâmül ettiği coğrafyadır . Asya Türk toplumları, Çin, Yunan, İran ve Türkistan'da kurulan devletler geçmiş zaman dilimleri içinde yaptıkları işlerle tarihe damga vuran yapılar oluşturdular. Dolayısıyla birbiriyle sosyal, ekonomik ve askeri ilişkiler kurdular. Son tahlilde etkileşen insanlar dönemlerinin sosyal sistemlerini inşa ettiler....
16.04.2022 04:00
309 okunma
Türk Devlet Anlayışının Şekillenmesi Üzerine Bir Deneme
Abdurrahman Zeynal

Ortadoğu, Orta Asya, Uzak Doğu; tarihin önemli olaylarının yaşandığı köklü kadim medeniyetlerin şekillendiği, büyük devletlerin ortaya çıktığı, yönetim biçimlerinin tekâmül ettiği coğrafyadır . Asya Türk toplumları, Çin, Yunan, İran ve Türkistan'da kurulan devletler geçmiş zaman dilimleri içinde yaptıkları işlerle tarihe damga vuran yapılar oluşturdular. Dolayısıyla birbiriyle sosyal, ekonomik ve askeri ilişkiler kurdular. Son tahlilde etkileşen insanlar dönemlerinin sosyal sistemlerini inşa ettiler....  

Konuyla ilgili araştırmalarda devlet sistemlerinin oluşmasında karşımıza bir etkileşim çıkar. Göktürk, Uygur, Çin, Pers, Grek, Roma, Mısır, Bizans devletlerinin birbirlerine benzer kurum ve protokol uygulamaları karşımıza çıkar.  

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in(S.A.S) İslam'ı tebliğ ettiği dönemde çevrede devlet geleneği olan Pers, Habeş, Bizans ve Mısır vardı. 

Araplarda ise henüz bir devlet geleneği yoktu.  

Medine İslam Devletinin kurulması ve MEDINE VESIKASININ ortaya konulmasından sonra Arap toprakları hızla Müslümanlaştı ve İslami kurumlar ortaya çıkmaya başladı. 

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman döneminde meydana gelen fetihlerle Müslümanlar; Kafkaslara, Türkistan'a, Kuzey Afrika'ya kadar geniş coğrafyalara hükmetmeye başladı. İslam orduları 651 tarihinde Erzurum'u feth ettiler. Emeviler döneminde Maveraünnehire ulaşan Müslümanlar batıda İspanya'ya çıkıp İberik yarımadasını feth ettiler.  

Müslümanlar gittikleri bu geniş coğrafyalarda farklı kültür ve yönetim biçimleriyle karşılaştı. Bu karşılaşma sonucu bir taraftan etkilenirken diğer taraftan etkilediler. Bu etkileşmeler sonucu yeni bir devlet anlayışı şekillenmeye sebep oldu.  

Müslümanların Sasanilerle karşılaşması yeni bir devlet anlayışının şekillenmesi ile sonuçlandı. Sasani devlet adamlarına yönetim konusunda bilgi aktaran kitapları Andarznâme" veya "Pendname" gibi metinler İslam toplumlarını etkilemeye başladı. Bu metinlerde kral veya şah; Huda(Tanrı) ile insanlar arasında bir yerdeydi. Yöneticiler Huda'nın(Tanrının) yeryüzündeki temsilcileriydi. Bu anlayış yönetilenlerin yönetene mutlak İtaatini ortaya çıkarmıştır.  

Müslümanlar İran içlerinde fetihleri yapıp yeni insanlarla, yeni kültürle karşılaştıkça bu düşüncelerden etkilendiler. 

Farsçadan Arapçaya tercüme edilen ilk eser Miladi 842-861 yılları arasında yazılmış olan 'Kitab el Tac'dır. Burada insanlar hükümdara itaat edecek, hükümdar , insanların bulunduğu konuma göre adaleti sağlayacaktı. Bölgede ortaya çıkan bu anlayış hükümdar halkına yapacağı etkilerin edebi hikâyeler yazılarak ortaya çıkmasını sağladı. Beydeba'nın 'Kelile-i Dimmesi', Sasani devlet anlayışının İslam dünyasını etkilemesine sebep olurken Keykavusun yazdığı "Kâbusnâme" buna iyi bir örnek olmuştu.  

Mâverdi'nin yazdığı 'Ahkam el-Sultaniyye' hem kendi döneminde hem de sonraki asırlarda etkisini sürdürmüş olmasıdır(Ölümü:1058). Bu devirde yaşanan olaylar, Abbasiler ile Fatımiler arasındaki anlaşmazlıklar Mâverdi'nin fikirlerini etkilemişti. Amacı devleti, insanları ve dini korumaktı. Hatta "zor kullanılarak yönetimi ele geçirme dini kuralları etkilemiyorsa meşrudur" görüşünü benimsedi...  

Dönemin bir başka devlet anlayışına felsefik bilgiler aktaran Farabi'dir. Farabi İslam'da din-devlet ilişkilerinde aklı öne çıkararak yeni bakış açısı getirerek felsefenin devlet yönetimine etkisi sağlanmış oldu. Yönetimle ilgili yazdığı eserde Medine-i Fazıla(iyi devlet), Medinetü'l cahile(kötü devlet) anlayışı bunun sonucuydu.  

Gazali devlet ve siyaset ilişkisi üzerine yazdığı eseri Melik Şah'a takdim ederek Selçuklularda yönetim anlayışı konusunda nasıl davranılmasını açıklayarak, imamet anlayışının teorisini belirtmiş oluyordu. Bu Sasani anlayışıyla İslam düşüncesini birleştirmek düşüncesine fikri temel oluşturuyordu. Gazali burada imamet fikrini ön plana çıkarmamakta çünkü yönetimin Selçuklularda, halifeliğin Abbasilerde bulunmasını ele alıyordu. Selçuklular halifeliği daha çok rakiplerine karşı bir nevi kalkan olarak kullandı.  

İslam dünyasında yönetim anlayışına bir başka bakış açısı getirende İbni Teymiye idi. Teymiye'ye göre 'Halifelik' önemini kaybetmişti. Siyasi gücü elinde tutan ile halife arasında bir farklılığın dönemsel olarak geliştiği esasları öne çıkmaktaydı. Farkı siyasi yapılar olabilir, bunların tek merkeze bağlı olmasından ziyade fikirlerde ve uygulamalarda adaletin sağlanması esasının öne çıkması gerekir görüşü ağır basıyordu. 

Süleyman Uludağ ise günümüzde kullanılmaya çalışılan "İslam devleti" kavramının yanlış olduğunu vurgulamaktadır. Uludağ'a göre Kur'an-ı Kerim'de İslam Devletiyle ilgili bir çerçeve bulunmamakta buna karşılık devlet kavramının nitelikleri öne çıkmaktaydı. Adalet, Hak, hukuk, ehliyet, liyakat kavramları ile yönetimin nasıl olması işin temelini teşkil ediyor, buna Peygamberimizin vefat ederken bile devletin yönetimi konusunda herhangi bir fikir söylememesini örnek olarak gösteriyordu.  

Büyük Selçuklu Devletinde yönetimin kökleşmesinde Sultan Alparslan ve Melik Şah'a vezirlik yapan Nizam'ül Mülk'ün yazdığı 'Siyasetname' çok belirleyici olmuş, daha sonra bu gelenek Anadolu Selçuklularından uçbeyliğini alan Osmanlı beyliğine geçmişti. 

Nizam'ül Mülk imamete itibar etmeden güçlü bir merkezi otoritenin nasıl olması gerektiğini öne çıkarmış, Bağdat'taki Abbasi Halifelerinin etkisizleşmesini sağlamıştır. Selçuklulardan başlayan bu anlayış Osmanlılarda merkezileşmenin zirveye tırmanmasında bu fikirlerinin devlet anlayışına ciddi etkileri olmuştur.  

Osman Gazi aldığı yerlerde düzeni, adaleti ve ticari hayatı düzenlerken Oğuz ve Selçuk geleneğinin uygulama biçimi olan aşiretin ileri gelenlerinin verdiği kararlara göre kadı, subaşı ve diğer görevlileri vazifelendirmesi köklü bir geleneğin uygulama şeklini hayata geçirmiş, Osmanlı Siyasal Düşüncesi anlamında Tursun Beg'in yazdığı "Tarihî Ebu'l-Feth" adlı eseri, Lütfî Paşa'nın "Âsafnamesi" etkili olan diğer eserlerdir.  

Devlet Felsefesine Yusuf Has Hacib'in 'Kutadgu Bilik' adlı eseri, Nizam'ül Mülk'ün Siyasetnamesi, Feridüddin Attar'ın 'Pendnamesi' ve 'Mantıku't Tayr'ı, İbni Haldun'un 'Mukaddimesi', Ahmedî'nin yazdığı 'İskendernamesi' ve Eşrefoğlu Rumi'nin eserleri etkili olmuştu.  

Anadolu'da yaşayan pek çok ilim ehli kişi ve tasavvuf ehli kişiler devlet felsefesinin oluşmasına etki etmişlerdi. Ahmet Yesevi geleneğinin Anadolu'daki temsilcileri olan Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayramı Veli, Tapduk Emre, Yunus Emre, Mevlâna devlet felsefesinin oluşmasına katkı sunan şahsiyetlerdi. 

Osmanlının duraklama döneminden itibaren sultanlara layiha, risale yazan, devletin aksaklıklarını göstermeye çalışanları bu kategoride değerlendirmek gerekmektedir.  

Kanuni Sultan Süleyman'ın vefatı sonrasında başlayan "Klasik Osmanlı Düzeninin" bozulma emareleri göstermesi sonucunda Gelibolulu Mustafa Ali'nin kaleme aldığı 'Nushatü's- Selâtin' risalesinde "Kanun-i Kadim" geleneğinin bozukluklarını dile getirerek Sultanlara tavsiyeler yapmıştır. Aynı dönemde yazarı belli olmayan "Hırzü'l- Müluk" adlı eseriyle 3. Murad'a sunduğu risaledir. Eserde padişahın, vezirlerin, beylerbeylerin, ümeranın, askerin, ulema, şeyh ve seyyid'lerin durumu ayrıntılı bir şekilde izah edilmiştir.  

Hasan Kâfi el Akhisari'nin yazdığı "Usûl-'l- Hikem fi Nizami'l-Alem" adlı eserinde tenkitçi durumunun verdiği avantajla Osmanlı Sisteminin hatalarını ortaya koymuş, sosyal hayatın içine düştüğü iktisadi, sosyal, siyasi ve askeri problemlerin sebepleri açıkça anlatılarak dersler ve öğütler verilmiştir.  

Üveysî b. Mehmed; I. Ahmed'e sunduğu 'Habname' adlı eserinde Büyük İskender'in ağzından yirmi beş peygamber ve hükümdarların devrinde cereyan eden olayları örnek göstererek devletlerin nasıl çökeceğini anlatarak ders alınmasını öğütlemişti.  

Koçi Bey; IV. Murat'a sunduğu "Koçi Bey risalesiyle" bozulmaların sebeplerini, alınması gereken tedbirleri güzel bir ifade tarzıyla anlatmış, geçmişin büyüklüğünü hasretle belirtmişti.  

Kâtip Çelebinin yazdığı 'Mizanü'l-Hakk Fi İhtiyari'l Ahakk'(En doğruyu seçmek için hak terazisi) adlı eseri çözülmenin nedenleri üzerinde ayrıntılarıyla durmuş, bozuklulukların düzeltilmesi için çareler önermiş olması, Defterdar Sarı Mehmet Paşa'nın 'Devlet Adamlarına Öğütler' adlı eseri, Süleyman Nahifî'nin yazdığı "Nasihetü'l- Vüzerası", yazarı belli olmayan 'Koca Sekbanbaşı Risalesi' devlet yönetiminde yapılması gerekenleri ortaya koyması bakımından önemli mevzuları içermektedir.  

1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasından sonra ortaya çıkan problemlerin büyük boyutlara ulaştığını gören III. Selim, devam eden süreçte 'Şer'i Hüccet', 'İttifak Senedi', 'Tanzimat Fermanı' ile 'Islahat Fermanları' devlet ve toplum yapısını etkilerken Fransız ihtilali sonucunda artan milliyetçilik akımları Osmanlı Devleti'nde de etkisini göstermiş, Sırp, Yunan, Bulgar, Hırvat, Romen, Ermeni, Arap etnik milliyetçiliklerini ortaya çıkarınca devlet sarsılmaya başlamış, ancak 1900'lerin başında Türk Milliyetçiliği filizlenmişti.  

Devletin karşı karşıya kaldığı siyasal, sosyal, ekonomik ve etnik sorunlara çare bulma düşünceleri artarken Mitat Paşa, Süleyman Paşa, Cevdet Paşa, Hüseyin Avni Paşa, Rüştü Paşa ile Namık Kemal ve fikri akım taşıyıcıları, Mustafa Fazıl'ın 15 sahifelik çözüm önerileri neticesinde Kanun-i Esasî şekillenmiş, birinci Meşrutiyet ilan edilerek dünyaya duyurulmuştu.  

Ancak II. Abdülhamit'in meselelere bakış açısı, 1877-1878 Osmanlı Rus harbinin mağlubiyetle sonuçlanması, yönetim biçimini ciddi şekilde etkilemiş, açılan meclis kapatılmıştı. Tunuslu Hayrettin Paşa 19. Yüzyılda İslam dünyasındaki en büyük beyinlerden biri olup yazdığı “Akvem'ül Mesalik" adlı eseriyle adından söz ettirmiş, II. Abdülhamid’e altı adet reform raporunu sunarak temel “kurallar ve kurumlar” yönetimine geçmek üzere sadrazamın, bakanların ve bakanlar kurulunun yetki ve sorumluluklarını belirten kanunlar çıkarılmış, bürokraside uyulacak kuralları kanunlaştırmıştı. Fakat Abdülhamid'in şahsında toplanmış olan yetkilerin kurallara bağlaması, bu yetkilerin kurumlara devredilmesini Halifenin kabul etmemesi neticesinde sonuç alınamamış, böylece Hayrettin Paşanın Sadrazamlığı sona ermişti.  

Tanzimatçılıkla başlayan Batıcılık, İslamcılık, Osmanlıcılık, İttihatçılık, Türkçülük akımları yer yer etkilerini artırarak 1908 yılına gelinmişti. 31 Mart Ayaklanması devletin yönetim şekline etki ederek II. Meşrutiyeti ilan etmiş, II. Abdülhamit tahtan uzaklaştırılarak yerine Mehmet Reşat Halife ilan edilmiş, İttihatçılar hükümet olmuşlardı.  

Birinci Dünya Savaşına bu karmaşa içinde girilmiş, yedi ayrı cephede savaşılmış, anacak 1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi anlaşmasıyla aslında Osmanlı devleti İngiliz, Fransız, İtalyan işgal kuvvetlerine teslim olmuştu.  

Cumhuriyet işte bu tarihi sürecin sonucunda meydana çıkan fikir, düşünce ve acı tecrübelerin sonucunda şekillenmiş değişerek günümüze kadar gelmiştir.  

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya